Gazetevatan.com » Yazarlar » Sadettin Teksoy’a benimle olduğu için yapılan linç...

Sadettin Teksoy’a benimle olduğu için yapılan linç...

07 Haziran 2016 Salı


SADETTİN TEKSOY 10 YIL SONRA GAZETECİLİĞE DÖNERKEN...

Türkiye’de televizyonculuk ve gazetecilik; mesleki kıstaslarla değil, “derin bağlantılara musallat olmuş perde arkası çetelerin; savaş borsasına göre şekillenir...”

***

Nice yetenekli gazeteci, televizyoncu, derin merkezlere musallat olan gizli çetelerin; ‘medyayı yönetme ve dizayn etme ihtiraslarına’ kurban gitmiş, ne olduğunu anlayamadan çiğ çiğ yenmiştir...

***

Sadettin Teksoy böyle bir televizyoncu-gazetecidir...

Onda; vasatlar ülkesinin ezberini bozan bir yaratıcılık, insanı gülümseterek haber izlettiren bir ironi, duruşu sunuşuyla tamamen farklı bir televizyon karizması vardır...

***

Televizyonculuk; kimsenin birbirini çekemediği bir dünyadır...  Ekran önünde olanlar ise birbirlerini hiç çekemezler...

Sürekli birbirlerinin kuyusunu kazarlar...

***

O yıllarda Show Haber’i yönetiyordum...

İzlenme oranları, diğer tüm kanallardaki haber bültenlerinin toplamını geçmeye başlamıştı... Üç kanalın ana haberlerinin izlenme oranlarının toplamına, tek bir SHOW Haber'e tekabül ediyordu...

***

Yenilik üzerine yenilik peşinde koşuyordum...

Televizyonda gadre uğramış, önü kesilmiş, ekrandan uzak tutulmuş; bütün değerlere SHOW Haber’i açmak niyetindeydim...

***

Sadettin Teksoy’la, odalarımız Star’da Ateş Hattı programını yaparken yan yanaydı...

Bir süredir ekranlardan uzak kalmıştı...

Meslekte çok yapıldığı gibi, televizyon programını kesmişler, yalnızlığa terk etmişlerdi...

***

Bir haber toplantısında;

-“Sadettin Teksoy’u alalım...” dedim...

Ani aklıma gelen fikirlere ne kadar önem verdiğimi bilen haber müdürleri sessiz sessiz beni izliyorlardı...

-”Sadettin’i alırız... Ona haber bülteninin içinde mini bir program gibi 5 dakikadan az olmayacak şekilde 7-8 dakikalık haber-araştırma dosyaları hazırlatırız...

‘Ben Sadettin Teksoy’ diyerek yapar haber dosyalarını...

Hem ekrana yeniden döner...

Hem yaratıcılığını konuşturur...

Hem de Show Haber’de programından daha çok izlenir...

Ben ikna ederim onu...

O da programcı; ben de programcıyım...

Programcı programcının dilinden anlar...” dedim...

*****

SADETTİN İÇİN SÖYLENENLER...

Haber müdürlerinden bir ikisi;

-“Abi delidir biraz” gibisinden hatırlatmada bulundular...

-“Televizyonculukta starlık payesine ulaşan herkese deli derler... Bana deli demiyor musunuz?.. Diyorsunuz... boşverin bunları... Yaptığı işin iyi gösterilmesini ister Sadettin; başkaca bir egosu yoktur... Ben çözerim siz merak etmeyin...” dedim...

***

Arena’dan transfer ettiğim Ulvi Abi (Yanardağ); Sadettin’i aradı...

Bir saat sonra Sadettin karşımdaydı...

Sadettin’e; haber müdürlerine anlattığım şeyin aynısını anlattım...

- “Buradaki hiyerarşide en üstteki yani haber müdürlerine verdiğimiz maaşı sana verebiliyorum... Maaşı  iyidir, manevi hazzı yüksektir işin... Sana programcılık günlerini aratmamak için elimden geleni yaparım... Yanında kimi istiyorsan onu da beraberinde getir, seninle çalışsın... Sen rahat ol...” dedim...

***

Profesyonellerle çalışmanın iyi tarafı şudur... Gerçek niyetinizi çabuk anlarlar...

Cevabı hemen verirler... Boş tartışmalara girmez, vakit kaybetmezler... İşin nasıl olacağını anında hissederler... Sadettin de gerçek bir profesyoneldi...

***

-“Sen nasıl uygun görüyorsan öyle olsun...” dedi...

Bu sözün altında her şeye ‘evet’ diyen bir adamın, boyun eğmişliği değil; iyi bir profesyonelin; ‘neyin teklif edildiğini anlayan önsezilerinin’ rolü vardı...

***

Tanıtımları yaptık;

İşe hemen başladık Sadettin’le...

Haftada en az üç haber bülteninde 5 ila 10 dakika arası, kendine özgü sunumuyla dosyalar yapıyor, anonsluyor, montajlıyor, paketliyor rejiye veriyordu...

***

Sadettin’in gelmesinden çok memnundum... O sıralarda; bir zamanlar Star’da yorumculuk yapan Engin Ardıç’a da, “Show Haber’e gelip, haber bülteninin içinde görüntülü yorum yapmasını” teklif etmiştim...

***

Engin Ardıç’ın “bütün düşüncelerine katıldığım için” değildi bu... Bazı düşüncelerine katılır, bazılarına katılmazdım... Konu neye katılıp katılmadığım değildi... Engin Ardıç ve Sadettin Teksoy birer televizyon yıldızıydılar o tarihlerde...

Yaptıkları işin izleyicide karşılığı vardı...

***

Bir televizyoncu; küçük düşünerek, kompleks yaparak; onları yok farz etmez... Tersine varolan televizyon celebrity’sine ekranlarını açardı...

*****

SADETTİN’E VE BANA YAPILAN GECE YARISI EKSPRESİ OPERASYONU...

O zamanlar beni yok etmek için nasıl gaddar bir plan yaptıklarını bilmiyordum...

***

İşin kötüsü; suçsuz günahsız Sadettin de bu medya lincinden en büyük payı alacak, hiçbir günahının olmadığı bir durumda; kerli ferli bir konsey tarafından suçlu ilan edilecekti...

***

Bu kadar desteksiz, bu kadar kifayetsiz, çocukların güleceği bir iftirayı hayatımda; o güne kadar hiç bu kadar gaddarca yememiştim...

***

Aklıma, “Midnight Express”;  “Gece Yarısı Ekspresi” filmi gelmişti...

Alan Parker’ın yönettiği o filmde; üzerinden uyuşturucu çıkan Amerikalı bir gencin, Türkiye’de yalancı tanıklar ve iftirayla hayatının nasıl karartıldığı, zindanlarda çürümeye nasıl yüz tutulduğu anlatılıyor; film Türkiye’ye karşı en ağır propaganda malzemesi haline gelerek; Türkiye’yi berbat bir ülke olarak gösteriyordu...

***

İngiltere’deydim o günlerde...

Kimle tanışsam;

-“Siz Gece Yarısı Ekspresi filminin geçtiği Türkiye’den mi geliyorsunuz?..” diye soruyor; bana aşağılarcasına bakıyordu...

***

Film uyuşturucu kullanan bir gençten; Türkiye’de bir canavar yaratıldığını ve o gence hayatın hapishanelerde zindan edildiğini öne sürüyordu...

***

Öyle bir iftira atılmıştı ki o günlerde bize;

-“Acaba” diyordum içimden;

-“Alan Parker’ın filmi gerçekti de; biz mi Türkiye böyle değil diye yıllar yılı yanlış bir şeyi dünyada savunduk durduk...”

-------------

YARIN; Atılan iftira ve Sadettin’in yaşadıkları...