Gazetevatan.com » Yazarlar » Kadının kör noktası...

Kadının kör noktası...

07 Mayıs 2016 Cumartesi


38 yıl önce babam bana araba kullanmasını öğretirken çok önemli bir şey söylüyor:
 
-“Sağ dikiz aynasından arkanı görebilirsin... Arkanda araba var mı yok mu anlar, ona göre sollayabilirsin...” diyor;
 
***

-“Fakat sağ dikiz aynasının görüş alanı dışında kalan küçücük bir nokta bulunur...
 
O noktayı mümkün değil göremezsin...
 
Kör noktadır o...
 
***
 
Arkandaki araba sollamış seni geçmek ister... İyice sola kaydığından, sağ dikiz aynası göstermez onu...
 
Sen dikiz aynasına güvenip aracı sollarsan ölüme yol açabilecek kaza kaçınılmaz olur...
 
Buna kör noktası denir...”
 
***

Arabadaki kör nokta sol dikiz aynası yardımıyla görünür kılınıyor...
 
Arabaların dışına sol dikiz aynası konarak sorun çözülüyor...
 
***
 
Oysa ben kadınların kör noktasının nasıl çözüleceğini bilmiyorum...
 
***
 
Çünkü kadınlar; erkeklere oranla misli misli komplikeleşmiş olmalarına karşın, “kendilerine göre aşırı basit ve düz olan erkeği algılamada inanılmaz bir kör nokta semptomuyla” karşı karşıya bulunuyorlar...
 
***
 
İlişki gurusu kıvamında genç ve güzel kadın bana uzun süreli bir aşk yaşamak üzere ilgi uyduğu bir adamın kodlarını veriyor...
 
***
 
-“Ahh nasıl iyi bir insandı bilemezsin...” diyor...
 
-“Bir hafta beraber gezdik tozduk... Her şeyi paylaşmaya konuşmaya çalıştık... Nasıl romantik bir ilişkiydi... Hiç beraber olmadık... Hiç zorlamadı beni... Buna karşın sevecen, koruyucu ve duyarlıydı...”
 
***
 
-“Sonra” diyor;
 
-“Çalıştığı şehre gitmeye yakın, ‘Ben senin istediğin gibi bir ilişkiyi şu anda yürütemem’ demeye başladı...
 
***
 
Başımdan kaynar sular döküldü sandım...
 
Herhalde birileri benimle ilgili bir şeyler söylediler, onu doldurdular, yoksa mümkün değil mükemmel biriydi...”
 
***
 
O ve arkadaşı konuştukça “ne şanssız kız” diyorum içimden;
 
-“Kırk yılda bir karşısına çıkan uygun bir kişiyi etraf hemen zehirliyor...”
 
***
 
Baştan oralı olmuyorum “kim bu adam” diye...
 
Yavaş yavaş sordukça, o da gıdım gıdım ipuçlarını verdikçe “muhteşem sevgilinin” kim olduğu ortaya çıkıyor...
 
***
 
Anlattığı erkek tipi; bir kadının hayat boyu evde kalsa, uzun süreli bir ilişkiyi denememesi gereken bir adam tipi...
 
***
 
Bir kadının kör noktası merhamet duygusuyla tetiklenmiş “farklılığını gösterme” duygusu oluyor...
 
***
 
Kadın hiç kimsenin “adam edemediği” erkeği, kendisinin adam edeceğini düşünüyor...
 
***
 
Egosu güçlü olduğundan; diğer kadınların bunu becerememiş olduğuna inanıyor...
 
Erkeğin serseri ruhu, iflah olmaz kıvamı kadını erkekten uzaklaştırmıyor, tersine yaklaştırıyor...
 
***
 
Kadın merhametle karışık bir tür sevgi duyuyor “adam olmak istemeyen, adam olmayı bilmeyen arıza erkeğe karşı...”
 
***
 
Onu evirip çevirip, şevkatli kollarında, anlayışlı sularda, sakin limanlarda kendine getirmeyi umuyor...
 
***
 
“Diğer kadınların hiçbirinin yapamadığı şeyi kendisinin yapacağına inanıyor...”
 
***
 
Adamın iflah olmaz bir serseri olmasını ayarının doğru verilmemesine bağlıyor...
 
Kendisi doğru ayarı verdiğinde her şeyin hallolacağına, o serseriden bir beyaz atlı prens çıkacağına inanıyor...
 
***
 
Şizofrenik fantazya kadının annelik uygusundan tetikleniyor...
 
Serseri ve arıza erkekler; kadın tarafından “adam edilecek erkekler kategorisine sokuluyor...”
 
***
 
Kadın bunu misyon ediniyor...
 
Merhameti, genetik mirası olan annelik güdüsü, özgüvenin yarattığı başka kadınların yapamadığını yapabilme dürtüsü kadını bu şizofrenik misyona itiyor...
 
***
 
Kadının kör noktası komplike beyninin kendi içinde yarattığı “bu muhteşem misyonun” öznesi bir serseriyi bulmak olarak şekilleniyor...
 
***
 
Sevimli serseriler çoğu zaman kadının şizofrenik misyon edinme tutkusunun farkında oluyorlar...
 
Kadın onu adam etmeye çalışırken, onlar oralı olmuyorlar...
 
***
 
Komplike kadın beyninin düz ve basit erkek beyni karşısında kontak yaptığı alan bu kör nokta halini alıyor...
 
***
 
Kadın çabaladıkça, sorunu çözeceğini sanıyor, oysa fasit dairede dolanıyor...
 
Değiştirilmeye çalışılan erkek değişmiyor...
 
***
 
Kadın beynindeki zeka, duyarlılık ve detaylarla beslendiğinde şizofreni çok yıkıcı oluyor...
 
***
 
Serserileri “sevimli” yapan şey; kendilerinde varolduğu söylenen şeytan tüyü değil; kadın beynindeki merhametle soslanmış, annelik ve farklılık dürtüsü...
 
 
FAHİŞELEŞEN AŞK MEKANLARI...  (2)
 
Her aşkın herkesten gizli, yalnızca iki sevgilinin bildiği, kem gözlerden ırak serpildiği bir mekanı bulunuyor...
 
***
 
Sevgililer adını koymasalar da o mekanın kendilerinin olduğunu biliyorlar... Ayakları birkaç buluşmada bir oraya doğru seyirtiyor...
 
***
 
Orası onlar için; aşk adını verdikleri tiyatro oyunun sahnesi halini alıyor...Bir kafeterya gibi bir yer olabiliyor orası...
 
***
 
Boğaz’a nazır semaver eşliğinde çay servisi yapan bir Emirgan veya Hisar çay bahçesi de olması mümkün...
 
***
 
Pazar sabahları tıklım tıklım olan kahvaltı mekanları da iki sevgilinin gizli “aşk mekanı” halini alabiliyor...
 
Veya her daim ziyaret edilen küçük romantik bir restoran... Aşıkların dışarıdan gelen her tehlikeye karşı ortak sığındıkları mekan oluyor orası...
 
***
 
Bazen “aşk o mekanda” başlamış oluyor... Bazen orada başlamıyor, ama devamlılığın sağlandığı mekan oluyor orası...
 
***
 
Sevgililerin buluştuğu yerlerin civarında salaş bir lokanta... Kızın oturduğu evin tenhalarında bir kafe...
 
Üniversite civarında bir pastahane...
 
Issızda kalmış bir evin bir odası...
 
***
 
“Duvarları olsa da konuşsa” deniyor aşkın hassas mekanlarına...
 
Aslında her zaman romantik anlara sahne olmaz o mekan... Çokça kavga, tartışma, sataşma da görür o duvarlar...
 
***
 
Ne ki, “intim” olur orada yaşananlar...
 
Sevgililere özeldir, gizlidir, kimse bilemez oralarda neler yaşandığını...
 
***
 
Bir tür sığınaktır oralar sevgililer için güvende hissedebildikleri...
 
***
 
 
Aşk bittiğinde üç şey birden biter...
 
İki sevgili... Aşkın sahne aldığı yatak...  Ve sığınak halini alan ortak mekan...
 
***
 
Uzun yıllar önce, çok uzaklarda bir yerde bir Çin lokantası var anılarımda...
 
Haftanın bir bazen iki günü meçhul bir kadınla oraya gidiyorum...
 
***
 
Bir gün veda ediyoruz kadınla birbirimize... O gün ben de veda ediyorum o Çin restoranına gitmeye...
 
“Sanki gidersem bir fena olurum; sadakati bozarım, ihaneti çağırırım” diye düşünüyorum...
 
***
 
Anılara sadık kalıyorum...
 
Yaşanan sevgiyi, sevgili ve mekanla bir bütün sayıyorum...
 
Sonraları hep düşünüyorum -“Acaba ne dediler arkamızdan?..” diye...
 
***
 
Bir gün aniden kayboluveriyor restorandan o müşteri çift...
 
Sevgiliye ihanetin ötesinde bir de aşk mekanlarına ihanet ediliyor...
 
***
 
Hayat bazı mekanların gizli kalmış sığınaklığını, yaşanan sevgiyle birlikte gömüyor...  Mekanlara fahişe muamelesi yapmıyor...
 
Aşk mekanları fahişeleşmiyor...