Gazetevatan.com » Yazarlar » Ölürken büyük aşkı; yanına gelemeyecekti... (1)

Ölürken büyük aşkı; yanına gelemeyecekti... (1)

15 April 2016 Friday


Fransızların ünlü olan ilk kadın yazarı George Sand’le olan aşkı; anne özlemine karışmış bir sevgiyle başladı Chopin’in...

Piyanonun dahi çocuğuydu Chopin...

Babası Fransız; annesi Polonya’lıydı...

***

Hayatının en önemli bestelerini...

Müzik yaşamının en büyük sükselerini...

Avrupa’daki en çılgın popülaritesini Paris’te yaşadı...

***

Ama, Polonya onun için anavatandı...

Bir zamanlar Polonya köylülerinin getirdiği vatan toprağını yanından hiç eksik etmeyecekti...

***

Paris’le Varşova arasında gitti geldi bütün hayatı Chopin’in... Paris’teyken Varşova’yı, Varşova’dayken Paris’i özledi...

Balık burcuydu...

Aşırı derecede duygusal ve romantikti...

***

Nietzsche; “Müziğin büyüsü geçmiş günlerimizin dili demektir” der...

Neval Eyüboğlu’nun yorumuna göre, bu söz sanki Chopin için söylenmişti...

***

Chopin sanki hep geçmişte yaşıyordu...

Ruhuyla yüreği, arkada bıraktıklarıyla yaşıyor gibiydi...

Henüz sekiz yaşındayken bir piyano virtüözü olduğu anlaşılıyor, evinin önünden geçenler; “Bu evde harika bir çocuk var” diyorlar; adını “Küçük Mozart” koyuyorlardı... Polonya’daki ordunun başında bulunan Rus Çarı’nın kardeşi Konstantin; içine kapanık ruhunu açmak ve sağlığına kavuşmak için dahi  çocuğa sarayın kapılarını açıyordu...

***

19 yaşında Viyana’da sahneye çıktı...

20 yaşında Varşova’da verdiği iki konserden sonra, herkes onu Polonya’nın en büyük piyanisti ve bestecisi olarak görüyordu...

***

Lise günlerinin aşkı; sarı saçlı mavi gözlü Konstantin Gladovski’yle birlikteliği o günlerde filizlendi...  

*****

“DAHİ ÇOCUĞUN” SARIŞIN MAVİ GÖZLÜ AŞKINDAN ZORUNLU AYRILIĞI (2)

Lise aşkına, vurgundu Chopin...

Bu aşkı ona büyük ilham veriyordu...

Genç müzik dehası, ilk gençlik aşkı Konstantin’i mutluluk ve ilham dolu duygularla yaşar ve müziğine bu duygularını yansıtırken; ışıl ışıl parlayan gözleri yavaş yavaş donuklaşmaya, hareketlerinde bir tutukluk, yüzünün renginde bir solgunluk gözlenmeye başlandı...

***

Halk arasında “ince hastalığı” olarak bilinen tüberküloza yakalanmıştı...

Ülkesinden ayrılıp, hastalığına iyi gelecek yerlere gitmesi gerekiyordu...

Varşova’dan ayrılırken lise aşkı Konstantin’den de ayrılmak zorunda kalacaktı...

Büyük acı çekiyordu...

Hem memleketinden hem sevgilisinden ayrılıyordu...

Polonya’lı köylüler o günlerde “vatan toprağını” kendisine getirdiler...

Hiçbir zaman yanından ayırmamasını öğütleyerek...

***

Konstantin’den ayrıldıktan bir süre sonra, genç Konstantin onu unuttu, yaşamına devam etti ve zengin bir Polonya’lıyla evlendi...

Ancak mutu olamadı...

Bir süre sonra gözlerini kaybetti ve uzun yıllar öyle yaşadı...

*****

“VATANIN İÇİN SAVAŞMAK İSTİYORSAN, BURADA SANATIN İÇİN UĞRAŞ...” (3)

Chopin ise artık Viyana’da; dünya klasik müziğinin başkentindeydi...

O sırada Varşova’lılar Rus’lara karşı ayaklandılar...

Savaş başladı...

Chopin savaşa katılmak üzere Polonya’ya geri dönmek istiyordu...

***

Arkadaşının arkasından o da yola çıkacakken, babasından bir mektup aldı...

Babası geri dönmemesini, sanatına devam etmesini istiyordu...

***

Arada kalmıştı... O sırada Polonya’yı şair arkadaşı imdadına yetişti...

Şöyle diyecekti ona Witvicki;

-“Dönüp, yurdunun şerefini kurtarmak için çalışacaksın değil mi?.. Sen burada Viyana’da da yurdumuzun şerefi için çalışıyorsun...”

Chopin tıpkı Polonya’lı şairin söylediği gibi, babası Fransız olmasına, en büyük başarılarını Paris’te edinmiş olmasına karşın “Polonya’lı dahi sanatçı” olarak bilindi...

*****

16 YAŞINDAKİ MARİA’YA TAKINTILI AŞKI (4)

Artık Paris’te yaşıyordu...

Paris’in kadınları; Chopin’in etrafında dört dönüyorlardı...

Tüberküloz hastalığı ise gün geçtikçe artıyordu...

Yüzü soluyor, bakışları donuklaşıyordu...

***

O günlerde; evine misafir olduğu bir kontesin 16 yaşındaki kızı Maria’ya aşık oldu...

Maria da aşkına karşılık veriyordu...

***

Deli divane oldu...

Paris’e döndüğünde, müthiş bir ilhamla yeni besteler yaratmaya koyuldu...

Aşk onun ilham kaynağıydı...

***

Bütün büyük yaratıcılar gibi, aşık olduğunda da, aşkı kaybettiğinde de sanatına sığınıyordu... Böylece yaratıcılığı tetikleniyor, eserleri ölümsüzleşiyordu...

***

Bir süre sonra; Maria’nın ailesi; kızlarını onlardan isteyen Chopin’in yüzüne; tüberküloz hastalığını vurdular...

Maria da ailesi de;

-“Senin tedavi olman lazım” diyerek bu aşka vize vermediler...

***

Maria’yı Paris’te döndüğü aylarda ve yıllarda uzun süre unutamadı...

On yıl aşk yaşayacağı Fransızların ilk ünlü kadın yazarı George Sand onu defalarca evine davet etmesine rağmen, Maria’dan ümidi kesmediğinden ona olumsuz yanıt verdi...

*****

ANNESİNİN İZDÜŞÜMÜNÜ BULDUĞU AŞKI... (5)

Odasında bitkin bir şekilde yatarken, bir gün George Sand içeri girdi...

Chopin yataktan kalkamıyordu... Ona Maria’dan gelen aşk mektuplarını gösterdi...

Bir anne gibi ondan destek istedi...

***

Sonra dalıp gitti... Kalktığında George Sand yine yanı başındaydı... Bu sevgiyle başlayan ilişki, bir süre sonra hayatının en büyük aşkı olacak ve Chopin onun “annesini andıran sevgisinden, özeninden, duygusal desteğinden kopuk yaşayamaz hale gelecekti...”

***

On yıl boyunca, bu aşkla beslendi Chopin... Besteler yaptı, müziğini tüm Avrupa’ya duyurdu... Artık ölümsüzleşmişti...

1947 yazında basit bir tartışma sonunda ayrıldılar Fransız kadın yazarla...

***

Chopin yıkılmıştı... Ancak sanatçı doğası; ruhundaki yıkıma karşın, yaptığı müzikle hayatın intikamını alıyordu...

***

Ölüm döşeğinde yatarken, George Sand’in kızı Solange kendisini ziyarete geldi...

Annesiyle son zamanlarda bozulan aralarının artık düzeldiğini söylüyordu...

Chopin kıza bu durumdan duyduğu memnuniyeti söyledi... Çok hastaydı...

George Sand’i son kez görmek istediğini söyleyecek gücü bulamadı kendisinde...

***

Fransız kadın yazar ise o sırada çiftliğindeydi... Chopin’in ablasına bir mektup yazarak, aşkını görmek istediğini söylemişti...

Ablası mektuba çok soğuk bir cevap vermiş, bunun üzerine George Sand gelmeye cesaret edememişti...

***

Dostu Lizst son geceyi şöyle anlatıyordu;

-“16 Ekim’i 17 Ekim 1849’a bağlayan gece, yarı uyku yarı uyanık halde sabahın ilk saatlerine kadar kıvrandı... Saat ikiye doğru can çekişmeye başladı...

Bir ara kendine gelir gibi oldu ve yanında kim olduğunu sordu...

Sonra başını eğdi, kendisine destek olan Gutmann’ın elini öptü, minnettarlık belirten hareketiyle, son nefesini verdi...

***

Bütün ömrünce sevgi duyguları içinde yaşamıştı... Öldüğünde odanın kapısı açıldı, dışarıda bekleyenler içeriye doldular... Çiçeği çok sevdiği bilinirdi...

Ertesi sabah o kadar çok çiçek geldi ki, çiçekli bir bahçede yatar halde gibiydi...”

*****

KALBİM VARŞOVA’DA KALDI... (6)

Hayatı boyunca Paris’le Varşova arasında sıkışıp kalmıştı Chopin...

Mezarının Paris’te, kalbinin ise çıkartılarak Varşova’da gömülmesini istedi...

***

İkinci Dünya Savaşı’nda Chopin’in kalbinin bulunduğu müze yandı ve yıkıldı... Büyük dehanın, vatan hasreti ve büyük aşkıyla dolu kalbi kül olup, vatan topraklarına karıştı...