Gazetevatan.com » Yazarlar » Hediye raket... (1)

Hediye raket... (1)

06 Nisan 2016 Çarşamba


Ortaokulun sonlarında; yakın bir aile dostu olan diş doktoru Celal Bey; bana bir tenis raketi hediye etmek istiyor...

O yıllarda, okulda ve mahallede popüler olan iki spor var...

Mahallede futbol; okulda basketbol...

***

Hollanda milli takımının portakal renkli formalarıyla dünyanın tozunu atacağı 1974 Dünya Kupası henüz başlamamış...

***

Ken Reeves isimli NBA oyuncusunun sakatlanıp Los Angeles’taki Carver Lisesi’ne basketbol koçu olarak gelmesine ise bir süre daha var...

Dizi; her mahallede basketbol potası yaptırtan ünlü televizyon dizisi; Beyaz Gölge lakaplı basketbol koçunun; Carver Lisesi’nin siyahi ve İspanik öğrencilerinden muhteşem bir basketbol takımı oluşturmasını konu alıyor...

***

Gençlik yılları futbol, basketbol, masa tenisi branşlarında devam eden bir kültürden geçiyor...

O yıllarda “tenis” okulda ve mahallede yeterince popüler değil...

Fazla alakamı çekmiyor...

Yıllar içinde, yeşil kortların muhteşem sporu; estetik enstantaneleri ile kalbimde önüne geçemediğim bir duygu fırtınası yaratıyor...

***

Yugoslav Monica Seles’i ve İspanyol Sanchez’i izlediğim Atina yılları, “gelecekte çocuğuma tenisi sevdirmeyi tetikleyen bir tohumun filizlenmesine yol açıyor...”

*****

TSYD’NİN BAŞINA GELEN ARKADAŞ!.. (2)

İki şeyi düşünüyorum...

Sporla büyüyen çocuk; hayatı boyunca sporla iç içe yaşar...

Sporla büyüyen, sporla, antrenmanla iç içe yaşayan, genç; sağlıksız alışkanlıklara, bohem çevrelere bir miktar daha mesafeli durur...

Hayatın başarısını ve tatminini yaptığı sporda arar...

***

Beş yaşından itibaren; tenis, yüzme buz pateniyle haşır neşir bir çocukluk geçiriyorlar...

Yedi yaşına geldiklerinde; Tenis Akademisi’nin alt yapısında kendilerine yer buluyorlar...       

Antrenmanlar, özel dersler, bir süre sonra başlayacak turnuvalarla “genç yaşta başarı duygusunu spor gibi beyinlerine ve vücutlarına hakim olma kabiliyeti verecek bir alanda” yapmalarını sağlamaya çalışıyorum...

***

Birbuçuk yıl önce bir arkadaşım; “Türkiye Spor Yazarları Derneği’nin genel merkezinin bulunduğu Levent tesislerinde her yaştan çocuklar için tenis okulları açıldığını” duyuruyor bana...

***

Çocukluğumdan beri futbol turnuvalarından sevdiğim TSYD şemsiyesi altında çocukların tenise başlamasında bir “hikmet” bulup, soluğu TSYD tesislerinde alıyorum...

İlk yıl, hepsi arkadaşım, dostum olan TSYD yöneticileri yardımcı oluyorlar; çocukların tenis sporunu benimsemeleri için...

***

Ne oluyorsa ikinci yılın başında oluyor...

TSYD’nin başına 35 yıl önce Milliyet’ten arkadaşım olan, sonra 7 yıl SHOW TV’de beraber çalıştığım, en sonunda da LİG TV’de her hafta davet ettiği programına yorumcu olarak katıldığım; dostum Oğuz Tongsir geliyor...  

-“Aman ne iyi oldu... Hayat hep dostlarını karşına çıkartıyor...” diye seviniyorum...

*****

SOĞUKTA ÇOCUKLARA AÇILMAYAN KALORİFERLER... (3)

Ancak bir süre sonra, TSYD’de çocukların tenis antrenmanıyla ilgili sürekli sorunlar çıktığını görmeye başlıyorum...

Birkaç defa Oğuz’u arıyorum...

TSYD Başkanı olduğundan işleri çoktur diye, fazla da üzerine gitmeyeyim diyerek SMS mesajı geçiyorum...

***

Bir iki üç, 35 yıllık arkadaşım benim hiçbir SMS’ime cevap vermiyor...

İşler bazen halloluyor, bazen hallolmuyor; ama beni derinden derine üzen 35 yıllık arkadaşımın benim mesajlarıma cevap vermemesi oluyor...

***

Üstelik konu; ufacık çocukların tenis yapması gibi, “bunu teşvik etmesi, mesleki ve etik sorumluluğu altında olan TSYD gibi bir derneğin” alanıyla ilgili olduğu halde...

***

Bir gün; dışarıda havanın 14.5 derece olduğu kapalı bir günde tenis kortunun günlerdir ısıtılmadığı için iyice soğuk olduğunu fark ediyorum...

Görevlilere “kaloriferleri biraz açsanız” diyorum...

-“Çocuklar üşüyorlar... Hasta olacaklar...”

***

-“Tenis standartlarına göre ısı 14 derecenin altına düşmeden kaloriferleri açamayız...” diyorlar..

Telefonu açıyorum tenis hocasıyla konuşuyorum...

-“Salondaki ısı 14 derecenin altında... Dışarıdaki hava 14.5 derece... Salon balon kort dedikleri kortlardan... İyice soğuk...”

***

Çocukların annesiyle birlikte ne yaptıysak fark etmiyor ve kaloriferleri çalıştırmıyorlar...

Oğuz’a mesaj atıyorum...

-“Çocuklar hastalanacak... Buna mesaja bile cevap vermiyorsun... Bu mu senin arkadaşlığın?.. Bu günahı ne ben ne çocuklar unutur...” diye...      

***

Oğuz’dan direkt bir cevap gelmiyor...

Dolaylı cevap ise; bir süre sonra TSYD’deki görevliden geliyor...

-“Çocuklar için kortlar dolu... Antrenman saati vermiyoruz...”

***

Bunu söyleyen yer; Türkiye Spor Yazarları Derneği...

Niye?..

Çocuklara kaloriferleri çalıştıracaklar ve bir miktar yakıt parası ödemek zorunda kalacaklar diye...

Ne yapıyorlar bunun için?..

“Kort yok” diyerek özel kişilere kiraladıkları kortlarda, dışarıya iş veriyorlar...

Kim karar veriyor buna?.. Türkiye Spor Yazarları Derneği’nin Başkanı...

Kim bu Başkan?..

Benim 35 yıllık arkadaşım Oğuz Tongsir...

Ben kimim?..

35 yıllık gazeteci ve basın şeref kartı sahibi bir vatandaş...

***

Tek kelime etmiyorum...

Olayla ilgili hiçbir şey de yazmıyorum...

O günlerde bütün spor basını Oğuz Tongsir’i yerden yere vuruyor; akçeli işlerle, alınan satılan arabalarla ilgili...

Hiçbir topa girmiyorum...

***

35 yıllık arkadaşın çocuklara yönelik yaptığı zalimliği yazıya dökerek hesap soracak bir anlayışı “ham ve çirkin” buluyorum...

*****

“NE DOSTLAR! SEVDİM ASLINDA YOKTULAR...” (4)

Üzerinden aylar geçiyor...

Çocuklar Tenis Eskrim Dağcılık spor kulübünde (TED), kaloriferli kortlarda, eğitimli hocaların yanında tenis yapıyorlar, takıma seçiliyorlar...

Tenis Akademisi’nde alt yapıya girerek lisans almaya hak kazanıyorlar...

***

Olay artık hayatımızın tamamen gerisinde kalıyor...

Yeni bir mecrada; “her şerde bir hayır var” mucizesiyle yol alıyor çocuklar...

Sporu bize sevdiren Beyaz Gölge Ken Reeves isimli basketbol koçu geliyor gözlerimin önüne...

Onun çocuklara sporu sevdirmek için yaptıkları ve adının üzerinde Türkiye Spor Yazarları Derneği yazan kuruluşun yöneticilerinin, “çocuklara, para harcamamak için kalorifer yakmayan acı ve ibret dolu davranışları...”

***

35 yıllık dost mu?..

Atilla İlhan’ın sözünü biraz çevirerek söylemenin zamanı...

“Ne dostlar sevdim... Aslında yoktular...”