Gazetevatan.com » Yazarlar » “Gazeteciliğin kurgusal, sanatın ise gerçek olduğunu” söylediğim ödül... (1)

“Gazeteciliğin kurgusal, sanatın ise gerçek olduğunu” söylediğim ödül... (1)

01 Nisan 2016 Cuma


Kırk yıl düşünsem aklımdan geçmeyecek bir güzellik, inanamayacağım ölçüde kaliteli sahne performanslarını izlediğim bir geceyle karşılaşıyorum...

Önceki gece çocuklara;

-“Ödevlerinizi bitirin, gece kıyafetlerinizi giyinin... Ödül almaya gideceğiz beraber...” diyorum...

***

Gece yazı yazdığımdan bir yere çıkartamıyorum onları...

Onlar gece için aldıkları şık kıyafetleri giymek istiyorlar;

“Vesile olur, ödül töreninde güzel kıyafetlerini giyerler ben de bu arada ödül alır dönerim” diyorum...

***

Yıldız Şale köşküne; gittiğimizde sanat ve müzik dolu inanılmaz bir gece yaşayacağımızı bilmiyorum...

Mimar Sinan Güzel Sanatlar Lisesi öğrencileri; bana öyle sanat dolu bir gece yaşatıyorlar ki anlatmakla bitmez...

***

Söyledikleri parçalar, sahnedeki şovlar; o kadar güzel, o kadar renkli, o kadar sanatla iç içe ki, gözümün önüne hayatımın en önemli dizilerinden biri “Fame” dizisi geliyor...

***

New York’ta 46. Caddedeki, New York School Of Arts lisesi öğrencilerinin 30 dakika süren bölümlerde; sahneledikleri danslara, müziklere, dramalara, piyano ustalığına, ilişkilerindeki sanatsal özgürlüğe içimin nasıl gittiğini, nasıl imrenerek onları izlediğimi hatırlıyorum...

***

Sanatın her dalında en iyisi olabilmek için, yürüttükleri korkunç rekabetin, en mükemmelini gerçekleştirebilmek için akıtılan terin ve emeğin;

“Fame... I’m gonna live forever...” “Şöhret... Sonsuza kadar yaşayacağım...” diye haykırdıkları parçanın ruhumu altüst eden tınısı,  parçayla yarattıkları sokak dansının muhteşem koreografisi gözümün önünden gitmiyor, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Lisesi öğrencilerini izlerken...

***

1980’lerin New York 46. caddesinin ruhu, 35 yıl sonra İstanbul Mimar Sinan Güzel Sanatlar Lisesi öğrencilerine geçiyor...

Sanatın evrenselliği karşısında bir kez daha duygusallaşıyor ve kucağımda oturan çocuklara bakıyorum...

İnanılmaz bir keyif duyarak dikkatle ve öykünerek izliyorlar sahnedeki şovu...

***

Sanat; yaratıcılık, estetik ve görsellik kaygılarıyla yapıldığında ne kadar “gerçek ve hakiki” oluyor; onu fark ediyorum...

Duygu hissediliyor...

Estetik fark ediliyor...

Yaratıcılık görülüyor...

Ses duyuluyor...

Müzik yaşanıyor...

Enstrümanın içine giriliyor...

Lise öğrencilerinin sahne şovu evrensel bir standardı yakalıyor...

***

Ödül alan bazı “yıldızlar” töreni erken terk ediyorlar...

Oysa çocuklar geç saate kalamayacak olmasına rağmen ben neredeyse;

-“Siz ödülü falan boşverin bu şova devam edin...” diyeceğim...

O kadar etkileyici sahneliyorlar şovlarını...

Ramazan Kurnaz’lar, Bekir Hazar’lar; Cengiz Semercioğul’ları, Selim Akçin’ler, Gülşen Yüksel’ler; benimle çalışan birçok televizyoncu “yılın televizyoncusu” ödülünü alıyorlar...

***

Ben televizyonculuk değil; köşe yazarı ödülünü alıyorum...

Ödül alırken şöyle diyorum;

-“Burada televizyonda yetiştirdiğim çocuklar yılın televizyonculuk ödülünü aldılar... Ben de onlardan sonraki küçük çocuklarımla o ödülleri almalarını mutlulukla izledim...

Onlar yetişti...

Şimdi küçük çocuklarımı yetiştiriyorum...

Bir itirafta bulunacağım size...

35 yıllık gazeteciliğin sonunda fark ettiğim bir sırrımı sizinle paylaşacağım...

35 yıl önce gazeteciliğe başlarken, gazeteciliğin sahici, sanatın ise kurgusal olduğunu düşünürdüm...

Ben kurgusal olanı değil sahici olanı; yani gazeteciliği yapayım demiştim...

35 yıl sonra gerçekte gazeteciliğin kurgusal, sanatın ise hakiki olduğunu anladım... Siz sanatçı yetişiyorsunuz... Sanatçısınız... gerçek olan, hakikat olanın sanat olduğunu aklınızdan çıkarmayın...”

*****

KALBİMİN İÇİNE İŞLEYEN İKİ ŞARKI... NEREYE BÖYLE; KAL BU ŞEHİRDE... VE NAZAN ÖNCEL... (2)

Ankara’da terör saldırıları arka arkaya “ölüm” getirdiği günlerde; benim için “aşk ve gençliğimin şehri” olan “Ankara’da aşkı” yazmak için duygularım yavaş yavaş yerlerinden kıpırdıyor...

***

“Ankara Aşk”ı yazabilmem için; tek bir şarkıya gitmem gerek biliyorum...

O şarkı yıllar önce bir Ankara gecesinde; İstanbul’a gitmeden hemen önce, arabamın direksiyonunda; Necatibey caddesinden Sıhhiye’ye çıkan yol ağzında; genç bir kadın tarafından bana söylenen duygulu bir şarkı...

“Gitme Kal Bu Şehirde...”

***

Nazan Öncel’in bu muhteşem şarkısını günlerce ve defalarca dinliyorum...

“Ankara’da Aşk”ı tam yazacağım sırada; İstanbul’da canlı bombalar patlıyor...

Ankara’nın terör gündemini başka şehirler paylaşıyor...

***

Fakat; “Gitme Kal Bu Şehirde” şarkısı dilimden ve kalbimden gitmek bilmiyor...

Dün ona hayatımın en vazgeçilmez parçalarından birisi; “Nereye Böyle” şarkısı ekleniyor...

Nazan Öncel iki şarkısıyla, kalbimin en derinlerindeki yerinden sahne alıyor...

***

“Ankara’da Aşk” yazısını yazma günlerimin geldiğini hissediyorum...

Dilimde Nazan Öncel;

Benim gecelerimi anlatan şarkısı;

“Nereye Böyle...”

Ve Ankara Aşk’ını anlatacak en iyi parça

“Gitme Kal Bu Şehirde...”

Pek yakında bu sinemada...