Gazetevatan.com » Yazarlar » Mutsuz insanların ülkesi...

Mutsuz insanların ülkesi...

07 Haziran 2014 Cumartesi


-”Mutluluğun sırrı basittir...” diyor Robin Sharma;

-”Yapmayı sevdiğiniz bir şeyi bulun... Tüm zihin gücünüzü, tüm enerjinizi bu sevginize yöneltin...

Bolluk yaşamınızdan adeta akacak ve tüm arzularınız kolayca yerine gelecektir...” Bu ülke “mutsuz” bir ülke...

Bu gerçeği, bu ülkede yaşayan insanlar kendileri de itiraf ediyorlar...

-”Biz mutsuzuz...” diyorlar...

Dünya kamuoyu araştırma kuruluşları çeşitli ülkelerde yaptıkları araştırmaların sonuçlarını yayınlarken,

“Türkiye’de yaşayan insanların çoğunluğunun kendilerini ‘mutsuz’ addettiklerini” açıklıyorlar...

***


Oysa Robin Sharma isimli guru mutluluğun sırrının çok basit olduğunu söylüyor:

-”Sevdiğiniz bir şey bulun ve tüm enerjinizi bu sevginize yöneltin... Bolluk yaşamınıza akacak, tüm arzularınız yerine gelecek...”

Bu basit şeyi yapamıyor buranın insanları... Kalpten sevecek bir şeyi bulmuyorlar... Yaşamlarını o sevdikleri şeye yöneltemiyorlar...

Enerji ve zihinlerini sevdikleri şeye yöneltmedikleri için mutluluğu yakalayamıyorlar...

Mutluluğu yakalayamayınca; mutlu olmak için başkalarının mutsuz olmalarından medet umuyorlar...

***


Başka insanların mutsuzluk halleri, onları herkesin gözünde başarısız kılıyor...

Böylece başkalarının başarısızlığı ‘mutsuz insanları‘ rahatlatıyor ve mutlandırıyor...

-”Bak onlar bizden daha başarısız ve mutsuz...” diyerek göreceli bir züğürt tesellisinden medet umuyorlar...

Bu aslında bir “Yengeç Sepeti”

Yavuz Özkan Yengeç Sepeti filminde; başlarda mutlu bir aile tablosu oluşturan bireylerin, bir süre sonra kendi iç çatışmaları ve bireysel sorunlarının su yüzüne çıkmasıyla ‘birbirlerine yönelik ağır hesaplaşmalara dönüşen hayatlarını’ anlatır...

***


Aynı sepete konan yengeçlerin birbirini yedikleri gibi, mutsuz insanlar da ‘yengeç refleksi’ göstererek, birbirlerini yerler o filmde... Türkiye de “Yengeç Sepeti” gibi, insanların aynı sepette aç kalmamak için birbirini yediği bir ülke... Kendi iç sorunlarını, hesaplaşmalarını, mutsuzluklarını ‘başkalarını yok ederek, üstüne giderek, biçare bırakarak’ dengelemeye çalışıyorlar, bu coğrafyada insanlar...

‘Sevdiği bir şeyi bulamayıp, zihin gücünü ve enerjisini sevdiği şeye veremeyen Yengeçler Ülkesi burası...

Aynı sepette, türdeşlerini öldürerek yaşıyorlar onlar...

HAGİ’NİN YANINDAKİ KÜÇÜK ROMEN KIZ BİR NUMARA’YA GİDİYOR...

Dün akşam Roland Garros’u izliyorum...

Finalde toprak kortlarda, eski başarısızlıklarını aşıp son yıllarda başarıdan başarıya koşan Rus Sharapova var...

Bu turnuvayı kazanırsa, bugüne kadar kazandıklarıyla teniste toplam 30 milyon euro’luk ödülle, dünyanın en fazla kazanan ikinci kadın tenisçisi olacak...

3 numarada maç öncesi; Venus Willams’ı geçerek 2 numaraya çıkacak, para ödülü açısından...

Önünde bir tek Serena Williams kalacak...

***


Sharapova, bildiğimiz Sharapova...

Mükemmel fiziği, güzelliği, 4 yaşından beri oynadığı tenisi, şampiyonlukları ve tenis dışında kazandığı paralarla en fazla tartışan isimlerden birisi...

Oysa Sharapova’nın karşısına çıkan, tenis kortlarında son zamanlarda çok sık gördüğüm finalist kız benim daha çok ilgimi çekiyor...

Onun ismi Simona Halep...

22 yaşında bir Romen kızı o...

Sharapova karşısında inanılmaz bir maç çıkartıyor...

İlk seti 6-4 Sharapova kazanıyor...

İkinci seti ünlü şampiyonun elinden 7-6’yla alıyor Simona...

Son sette arka arkaya birbirlerinin servislerini kırıyor tenisçiler...

***


Sonunda Sharapova, tecrübesini konuşturup final setini 6-4 kazanıyor ve üç saatlik maçı alıyor...

Şampiyon Sharapova; fakat Romen Simona Halep çok daha fazla alkış alıyor inanılmaz mücadelesiyle, Fransız tenisseverlerden...

Hagi ünlü bir futbolcuyken, Simona küçük bir kız...

Hagi’nin yanında ünlü futbolcuyla resim çektiriyor o tarihlerde...

O resimler bugün eski günlerin hatırası olarak yayınlanıyor...

Babası Romanya’da futbolcu Simona’nın...

Şimdi bu harika kız, bütün dünya kortlarında fırtına gibi esmeye hazırlanıyor...

Romanya dünya çapında bir tenisçiyi kortların huzuruna çıkartıyor...

Türkiye; Arda’yla yakaladığı başarının tesellisinde; “Yengeç Sepeti” filmini ulusça oynamaya devam ediyor...

PELİKAN DOSYASI

Önceki gece “Pelikan Dosyası” filmini, üçüncü kez izliyorum...

Julia Roberts’ın “Ucu Beyaz Saray’a uzanan üst düzey hukuk adamı cinayetlerinin” şifresini çözdüğü ve bu yüzden derin devletin suikast hedefine girdiği bir hukuk öğrencisini canlandırdığı muhteşem filmin içinde kayboluyorum...

Elbette benim daha çok ilgimi çeken, Denzel Washington’un oynadığı hukuk öğrencisinin cinayetleri ortaya çıkartmak için işbirliğine başvurduğu Washington Post muhabiri...

***


“Sadece gazeteci ve iyi gazeteci” olan bir Amerikalı gazetecinin, büyük bir skandalı ortaya çıkartmak için başvurduğu meslek trikleri, kaynağını koruma ve hedefi bozma yöntemleri, bütün duygularımı altüst ediyor...

Acaba; çevremdeki gazetecilik hiçbir zaman salt gazetecilik değildi de; ben nahif ve şizofrenik yaşadığım için öyle hissettim kim bilir?..

Yine de 35 yıl yaptığım bir meslekte, filmlerde bile kalsa, “muhteşem gazetecilik örneklerini izlemek” beni hüzünlü bir mutluluğun çekim alanına sokuyor...

***


Amerikan Başkanı’na seçim kampanyasında 4 milyon dolar bağış yapan petrol arama şirketinin, sondaja çevre nedenleriyle izin vermeyen yargıçların ikisini öldürmeleriyle başlıyor film...

Bunun, Başkan’ın yakını milyar dolarlık firma tarafından yapıldığını bilebilecek hiç kimsecikler yok etrafta...

Bir hukuk profesörünün sevgilisi olan hukuk öğrencisi Julia Roberts’ın dışında...

Onun safiyane öğrenci ve araştırmacı dürtüleriyle hazırladığı dosyayı, hukuk profesörü sevgilisi FBI’daki arkadaşına veriyor...

Ve öldürülüyor...

Eline dosyayı alan, yok ediliyor filmde...

Muhteşem bir film, muhteşem bir oyunculuk, muhteşem bir gazetecilik ve hukukçuluk...

Sanal olsa bile; sanki gerçekmiş gibi insanı mutlu etmeye yetiyor...