Gazetevatan.com » Yazarlar » Annemle hüzünlü yalnızlığımız...

Annemle hüzünlü yalnızlığımız...

09 Mayıs 2014 Cuma


Kısmetse bu Pazar günü 54. Anneler Günü’nü yaşayacağım annemle...

Hayatımın en önemli ilişkisi hiç kuşkusuz...

Ne kadar reddetmeye çalışsam da, bütün çocukluğumu belirlemiş...

Burcunu bilmiyorum...

Doğum tarihi 1 Ocak diye yazılmış...

Halinden tavrından, inatçılığından, yöneticiliğinden, hırsından ve dürüstlüğünden Koç burcu olduğunu tahmin ediyorum...

Ben Yengeç’im...

Karakteri karşısında bu denli zorlanmış olmam Koç burcu olduğunu gösteriyor...

Kaderin garip tecellisi 23 yaşında evlendiğim ilk ve son eşim de Koç burcuydu...

Onda da acayip zorlanmıştım...

***


Bütün dünyası ‘benim‘ annemin...

Benimle yatar benimle kalkar, paralelden benimle yaşar, beni gözler, beni takip eder, beni merak eder, beni takıntı yapar...

Annem; benimle yaşayan bir gölgem benim...

Zaman içinde babamı de kendine benzetiyor;

Ben iki gölgemle yaşar hale geliyorum...

Onlarla ilişkimiz; benim biyolojik çocuklarım dünyaya geldikten sonra değişiyor...

Herkeste böyle mi oluyor bilmiyorum;

doğan biyolojik çocuklarım ilişkilerimdeki bağımsızlığın bayrağı oluyor...

***


Annem hayatında kimseleri dinlemediği gibi; beni de dinlemiyor...

Dışarı çıkıyor, çarşıda pazarda işleri kendi başına halledebileceğini sanıyor...

80’leri geçiyor, neredeyse 90’lara merdiven dayıyor...

Ona çıkmamasını söylüyorum...

Yalnız başına çıkmaması için elimden geleni yapıyorum;

Bakıyorum yine kendi başına atlayıp gitmiş...

Bana haber vermemelerini sıkı sıkıya tembih ederek...

***


Eskiden kızıyordum ona...

Beni gölge gibi takip etmesine...

İnatlarından bir türlü vazgeçmemesine...

Evi, beni ve hayatı yönetme arzusuna...

Çevresini sürekli kontrol altında tutmaya çalışmasına...

Ancak artık kızgınlığımın geçtiğini fark ediyorum...

Geride kalan sadece hüzünlü ve yalnız bir sevgimiz var aramızda...

Onunla sevgiden öte, barıştığımı hissediyorum...

Başı döndüğünde, düştüğünde, yürümekte zorlandığında, hastaneye götürdüğümde, gözünün benden başka kimseyi görmediğini fark ediyorum...

Ne doktorları, ne hemşireleri, ne hastane personelini, ne bakıcısını, ne yardımcısını, ne de 55 yıllık hayat arkadaşını dinlemiyor...

Onları fark etmiyor...

Gözü hep bende...

Benim ne yapacağıma bakıyor...

***


İlginç bir ilişki var aramızda...

Hep “çocukmuşum“ gibi davranır oysa bana...

En zor ve en meşakkatli zamanlarında ise sadece benim ne diyeceğime bakıyor...

“Her şeyini kontrol etmeye çalıştığı küçük çocuğu aynı zamanda onun tek otoritesi...”

İnanılmaz bir çelişki var gibi gözüküyor...

Oysa yok...

İnadından ve inandıklarından asla vazgeçmese de...

Benim farklı düşündüğümü biliyorsa, çevresinden olayı benden gizlemelerini söylese de...

Yine de bütün “gözü ve kulağı bende...”

***


Benim harekete geçmemi bekliyor...

Onla ilgili ne yapılacaksa, neye karar verilecekse sadece “oğlunun onayıyla, oğlunun eliyle yapabileceğini“ söylüyor...

“Sadece oğluna güveniyor...”

Hayatta nice badireden geçmiş bir kadının, 90 yaşına merdiven dayadığı bu mucizevi hayat yolculuğunda, 55 yıllık sevgili hayat arkadaşından da önce hala “oğlunun ne diyeceğine bakması, çocuk gibi davrandığı oğlunun onayına muhtaç olmasındaki ironik çelişki“, derinden etkiliyor beni...

***


Ben onun “her daim hayatı öğretmekle yükümlü saydığı küçük çocuğu muyum?..”

Yoksa onun, hayati anlarında, keskin virajlarında, zor zamanlarında, ne yapılacağına karar veren tek otorite mercii mi?..

Sanıyorum her ikisi de...

Bir annenin gözünde her ikisinin aynı anda var olmasındaki ironik çelişkiyi çözmeye çalışıyorum...

Ben annemin hayatında esasen zor zamanları için güvendiği bir otorite miyim?..

Yoksa, hayatı öğrettiği ve misyon olarak bir proje olarak gördüğü bir çocuk muyum?..

Bu iki karakter ve beklenti birbirinin tam zıttı...

Ne ki “annem her ikisini de aynı anda ve aynı şiddette oğlu üzerinde geçerli kılıyor...”

***


Anlıyorum ki onun gözünde “Ben annemin erkek versiyonuyum...”

O öyle görüyor...

Yıllar yılı yetiştirdiği oğlu... Bilinçaltından başlayarak beynini biçimlendirdiği çocuğu...

İstediği gibi şekillendirmeye çalıştığı hayatındaki esas erkeğiyim ben annemin...

-”Bunlar beni burada tutmak istiyor; beni hastaneden çıkart...”

-”Bu kadın, yardımcı olmuyor; onu istemiyorum...”

-”Paralarımı sen al başkaları almasın...”

-Bileziklerim yüzüğüm, sende kalsın...” deyişindeki tek adres olmak, ortak yalnızlığımızın hüznünü yaşatıyor bana...

***


Fark ediyorum ki, uzun yıllar boyunca “her şeyini kontrol ederek yaratmaya çalıştığı küçük çocuk“, aslında annemin bizzatihi kendisidir...

Benden başka gerçekte hayatında kimsenin olmadığına inanmaktadır...

“Oğlum; benim bir tanem“ dediği, aslında kendisidir...

Gurur okşayıcı gibi gözükse de bir kadının görünmez yalnızlığının hüzünlü bir tablosudur yaşadığımız...

Pazar günü kısmetse, ikimize ait yalnız ve tek kişilik kompartımandan ibaret tablomuzu yaşayacağız annemle birlikte...

“Seni seviyorum anneciğim“ mi desem?..

Yoksa “ben zaten senim“ mi desem, pek kestiremiyorum...