comScore
Gazetevatan.com » Yazarlar » Beyaz Türkler Erbakan gibi anahtar oldular!..

Beyaz Türkler Erbakan gibi anahtar oldular!..


Hukuk matematik değil, sosyal bir olgu... Bir davanın, onlarca yüzü ve çehresi var...

Davaların “adil yapılmadığını” söyleyen mahkumlar yeniden yargılanma hakkını talep ederler...

Elbette yargılanırlar...

Elbette mahkemelere yeni delillerini sunarlar...

Karartıldığını söyledikleri delillerle ilgili ek savunmalar yaparlar...

Bütün bunlar olur...

Fakat; bütün davaların sıfırdan başlamasını istemek;

Yargılanmayı sil baştan başlatmak...

Hiçbir demokratik hukuk devletinin, altından ilerde kolay kolay kalkamayacağı ağır sorunlar yaratır...

***


Yargının düzeltilmesi istenebilir...

Her bir durum için ayrı ayrı yeni bir yargılama talep edilebilir...

Fakat bütün davaları yok farz edip, sil baştan yargılama istemek, “hukukla ilgili toplumsal algıyı yerle bir eder...”

Yargıyla oyun oynanmaz...

Toplum inancı “bütünüyle altüst edilmez...”

Bir daha hiçbir şekilde yeniden yeşertilemeyecek bir demokratik inanç sistemi yok edilmez...

***


Bu olağanüstü dönemden çıkışın formülü, sıfırdan yeniden yargılama değil; “olağanüstü af”tır...

Herkesi rahatlatacak, topluma nefes aldıracak, demokratik hukuk düzenini yavaş ve sağlam biçimde adım adım yeniden kuracak formül budur...

Yeniden yargılama “herkesle ve her şeyle yeniden hesaplaşma” demektir...

Bunu düşünenler bir kuantum gerçeğinin farkında değiller:

-”Biz birbirimizle az hesaplaştığımız, yeterince birbirimizin hesabını görmediğimiz için bugün bu kaosun ortasında değiliz...”

-”Tam tersine biz, hayatı hep karşımızdakilerle hesaplaşma olarak gördüğümüz için buradayız...”

Hep karşı tarafı yok ederek...

Hesabını görerek...

Defterden silerek...

Hayatı onlara dar ederek...

Yaşamaya çalıştığımız için bir türlü çıkışını bulamadığımız bir labirentin kıvrımlarının arasında sıkıştık kaldık...

***


Hesaplaşma ve yok etme, yeni hesaplaşmaları ve yok etmeleri beraberinde getirir...

Tıpkı çok uzun yıllardır Türkiye’de yaşandığı gibi...

Bir dönem “Tayyip Erdoğan ve onun gibiler”in “bitirilmesi”nin andı içilmişti...

Veya Cemaat ya da Camia’nın...

On yıllar boyu bu uğurda ne savaşlar, ne hesaplaşmalar, ne davalar, ne savcılar görev üslendiler...

Ne yargılamalar yapıldı...

Ne mahkumiyetler çıkartıldı...

Sonunda görüldü ki; “Hiçbir şey hesap sorularak, mahkum ederek, hayatı bitirilerek yok edilemiyor...”

***


Sonra Kemalistler, Beyaz Türkler, laik Türkler hedef oldular...

Nice dava açıldı...

Nice mahkumiyetler çıkartıldı...

Nice cezaevleri inşa edildi...

Nice tutukevleri doldu taştı...

Bugün gelinen noktada, şimdi Kemalistler yeni ittifakların ‘anahtarı’dırırlar...

Bir zamanlar Necmettin Erbakan kısıtlı oyuna rağmen “Anahtar bendedir” derdi...

Şimdi de “Beyaz Türkler” kısıtlı sayılarına karşın anahtardırlar...

Yine anladık ki, bunca olaya rağmen kimseler yok olmuyor, hayat ırmaklarının yatağını kurutmuyor...

***


Bütün bu olaylar bu topluma bir tek şeyi gösteriyorlar... Doğruları bulurken, uzlaşmayı sağlarken, birbirinizi yok etmeyin...

Birbirinizden yok edercesine soracağınız hesaplar, kapanmayacak ve bitmeyecekler...

Hesabın bitebilmesi için onu aşabilmeniz gerekiyor...

Onu öldürmeniz değil...

*****


OLAĞANÜSTÜ AF...

Nedense içimde artık hiçbir duygu uyanmıyor...

Ne umut; ne umutsuzluk, ne iyimserlik, ne kötümserlik...

Ne “her şey güzel olacak” temennisi, ne “yazıklar olsun, Allah kahretsin” serzenişi...

Hiçbir şey yok içimde!..

Bir şeye inanmak için, önce bir “rüyam”ın olması lazım...

O “rüyam”ın gerçekleşebileceğini gördüğüm bir zemin, bir rüzgar, bir esinti lazım...

Bir sevgi, bir paylaşma, bir çoğalma hissetmem lazım...

Bir şeylerin olacağına inanmam lazım...

***


Demokrasilerde seçimler, bir tazelik...

Bir umut...

Bir filizlenme...

Bir yeşerme yaratır...

Bense;

Bu seçimlerde;

Tazelenme yerine bayatlıyorum...

Umutlanma yerine depresifleşiyorum...

Yeşermek yerine kuruyorum...

***


Benim “rüyam” kalmadı çünkü...

“Çatışan, çarpışan, hesaplaşan ve birbirini yok etmeye and içen taraflar benim rüyamı alıp götürdüler çünkü...”

İnsanı bir arada yaşatmak yerine...

Bir hoşgörü toplumu olmayı reddederek...

Birbirini yok edercesine...

Birbirine nefes aldırmamacasına...

Birbirinin geleceğini karartırcasına...

Birbirini ayağa kalkamayacak hale getirircesine...

Hesaplaşan bir toplum barışı getiremez...

Barış böyle topraklarda uzun süre yeşeremez...

***


Bu dönemi bütünüyle unutturacak bir olağanüstü af belki yaraları sarabilir...

Geçmişi biraz olsun külleyebilir...

Yeni “hesaplaşmaları, yeni çatışmaları, yeni kılıçlaşmaları” şimdilik tehir edebilir...

Belki o tehir esnasında, Kaf Dağı’nın arkasından bir barış rüzgarı, bir esintisi filizlenir...

***


Ancak bunun emarelerini görmüyorum...

Tersine,...

Güzel paketlenmiş yeni hesaplaşmaların izdüşümlerini yakalıyorum, satır aralarında...

Söz düellolarında...

“Durum ve pozisyon açıklayan” manifestolarda...

“Uzlaşır görünen” hoşgörü mesajlarında...

“Yardımcı olmaya çalışır görünen” arabulucularda...

Hülasa...

Herkes çözüm arıyor gibi gözüktükçe...

Aslında yeni hesaplaşmalarda pozisyon alıyor...

Bu durumda;

Bu “garip” umutsuzca hayatı izliyor...

Görüyor ki;

“Olağanüstü bir af”la barış falan değil kimselerin istediği...

Herkes yeni savaşların peşinde...

Geçmiş hesapların cenderesinde...

Yine büyük bir hesaplaşma gelmekte...

Sanki yıllardır küçüğünü görmüşüz ve yaşamız gibi...

***


Bu film bana “Las Vegas”ı hatırlatıyor...

Oraya kazanmaya giden milyonlarca kumar hastasını...

Her oyundan sonra, “artık oynamayayım” diye karar verip, vazgeçen “kumar esirlerini...”

Hesaplaşma kültürü de böyle bir şey...

Bitmek bilmiyor hesaplaşma isteğiniz...

Her galibiyet veya mağlubiyet yeni hesaplaşmaların doğumuna tanıklık ediyor...

Matruşka bebekler gibi...

Açtıkça yenileri geliyor...

Oyunculardan birinin artık açmaması ve durması lazım...

Ama kimse buna yanaşmıyor...

Herkes Matruşka’yı açıyor...

İçinden yeni bebeklerin çıkacağını bile bile...

Merak ettiği “yeni”nin aslında yeni değil, bir başka Matruşka olduğunu göre göre...

Sonunda yine Matruşka’ları üretenler kazanacak...

Milyonlar kaybedecek...

Benim bir “rüya”m kalmadı...