Gazetevatan.com » Yazarlar » “İnsanların gözlerinin içine bak...”

“İnsanların gözlerinin içine bak...”

24 Aralık 2013 Salı


Ahmet Kanık dostum “Hayata dair küçük öğütler” gönderdi...

2103 biterken, yeni yıla taze bir başlangıç yapmak isteyenler için o bir bölüm yayınlıyorum...

***


“Yılda en az bir kez güneşin doğuşunu seyret...

***


Yaşlılara karşı özellikle nazik ve sabırlı ol...

***


İnsanların gözlerinin içine bak...

***


Sık sık teşekkür ederim de...

***


Sık sık ‘lütfen’ de...

***


Değerli gümüş takımlarını saklama kullan...

***


İlk önce sen ‘merhaba’ de...

***


Ucuz otomobil kullan, ama sahip olabileceğin en iyi evi al...

***


Hiçbir neden yokken de şampanya iç...

***


Bir konuşmanın hemen öncesinde asla yemek yeme...

***


Sır sakla...

***


Sevinçleri erteleme...

***


Öfkene gem vur...

***


Sevdiklerine küçük beklemedik hediyelerle sürpriz yap...

***


Hayatın her alanında sorumluluğu üstlen...

Suçu başkalarına yıkma...

***


Hatalarını kabul et...

***


Cesur ol...

Değilsen bile öyle davran...

Hiç kimse aradaki farkı anlayamaz...

(Bu söze hiç katılmıyorum... Kendini cesur gösteren ödlekler her hallerinden belli olurlar... Hiç olmazsa cesur göstermesinler kendilerini ki komik duruma düşmesinler...

Böyle durumlarda Karlı Kayın Ormanı’nın dizelerini düşünsünler...

‘Ne ölümden korkmak ayıp...

Ne de düşünmek ölümü...’)

***


Son üç yıldır giymediğin bütün kıyafetlerini bir hayır kurumuna ver...

***


Sağlıklı olmanın değerini bil...

***


Alaycı sözcükler kullanma...

***


İş ve aile ilişkilerinde en önemli şeyin güven olduğunu aklından çıkarma...

***


Sarhoşken kimseye görünme...

***


İnsanlara; senden kaynaklandığını anlamayacakları güzel şeyler yapmayı alışkanlık haline getir...

***


Büyük düşün, fakat küçük zevklerin tadına var...

***


Bilanço yorumlamayı öğren...

***


Bol bol gülümse... Hem maliyeti sıfırdır... Hem de bedeline paha biçilmez...

***


Bir tekneye sahip olmanın dayanılmaz çekiciliğine kapılma...

***


Adlarını hatırla...

***


Saatin daima beş dakika ileriye ayarlı olsun...

***


İngilizce öğren; bu gidişle senden başka bilmeyen kalmayacak...

***


Asla birilerinin umudunu kırma...

Belki de sahip oldukları tek şey o umuttur...

***


Milli Bayramlarda bayrak as...

***


Özgün ol...

***


Gerçekten yapmak istediklerinden asla vazgeçme...

Büyük düşleri olanlar, gerçekleri bilenlerden daha güçlüdür...

***


İnsanlara üçüncü bir şans verme...

İkide kal...

***


Yaşlan ama paslanma...

***


Büyük bir açgözlülükle merak et...

Sık sık ‘niçin’ de...

***


Bedenini dik tut...

Odalara ve salonlara kendine güvenen ve ne istediğini bilen bir tavırla git...

***


Yağsız süt iç...

***


Az tuzlu ye...

***


Kırmızı eti azalt...

***


Unutma!.. Bir insanın en derin duygusal ihtiyacı takdir edildiğini hissetmesidir...

***


Büyük olduğunu düşündüğün bir fikirden seni vazgeçirmelerine izin verme...

***


Hazırlıklı ol!.. Arada sırada kaybedebilirsin de..

***


Bir şeyi satın alırken babadan kalma yöntemi kullan...

Önce tasarruf et; Sonra peşin ödeyerek al...

***


Kimse tek başına başaramaz...

Sana yardım edenlerin hakkını teslim et...

Onlara minnet duy...

***


En ufak bir gelişme için bile iltifat et...

***


Pahalı ayakkabı, kemer ve kravat satın al... Fakat bunları indirimde al...

***


Bir odayı ne renk boyayacağın konusunda kararsız kaldığında; kırık beyaza boya...

***


Ciddi bir sağlık sorunuyla karşı karşıya kaldığında en azından üç ayrı görüş al...”

*****


“PEKİ NEREDE OYNAYACAK BU ÇOCUKLAR?..”

Aralık’ın son günlerine geldik...

Çocukların okulu tatile girdi bir hafta...

Onları İstanbul’un kesif bir hesaplaşmayla çevrili ağır ortamının enerjisinden uzakta, bir parça güneş görecekleri, biraz oyun oynayacakları, en önemlisi tatil duygusunu doyasıya yaşayabilecekleri bir ortama götürmeye karar verdim...

Aktarma uçuşlarla Dubai’lere falan gidecek rahatlıkta hissetmiyorum kendimi çocuklarla henüz...

Bu memlekette Aralık’ın son günlerinde de güneşi göreceğimiz yerler bulunur elbet dedim...

Çocuklar için muhteşem bir oyun cenneti kuran Antalya Belek’teki Max Royal’cimleri aradım...

- “Hava nasıl oralarda?.. Güneş tenleri ısıtıyor mu hala?.. Çocuklar yüzüp, güneş altında oyunlar oynayabilirler mi?..”

Telefonun öbür ucundan beklediğim cevap hemen geldi...

- “Millet dışarıda güneşleniyor, havuza giriyor...” dedi dostlar...

***


Topladım kütüphanemden okumak istediğim kitapları...

Aldım yanıma spor yapacağım kıyafetleri...

Hani aniden bir akşam daveti ortaya çıksa, spor kıyafetlerle katılacağım o derece rahat kıyafetler seçtim...

- “Bu çocukların bir hafta kış tatilleri var...” dedim içimden...

“Tatili tatil gibi geçirememek, farklı bir ortamda koşup oynayamamak, günleri tatilin senin üzerine kurulduğunu düşünemeden, senin tatilin olduğunu hissetmeden bir hay huy içinde geçirmek...” çocukluğumdan içimde kalan bir sızıydı...

Benim için kış tatilleri “var mıydı yok muydu” belli olmazdı...

Babamın üniversitesi tatil olduğundan, İstanbul’a aile büyüklerine gidilmek üzere kısa dönemli bir hicret yaşardık...

***


Kış tatilinin benim için düşünülen hiçbir tarafı yoktu...

Ailenin durumuna uyum sağlamaktı görevim...

İstanbul’a gidilecekti...

Ben de onlarla gidecek, böylece aile efradına büyüdüğüm gösterilecek, karşılıklı özlem giderilecekti...

Koskoca aile içinde tek başına bir çocuktum...

Arkadaş çevremden uzak kaldığım için, “kış tatilleri bana” tatil değil, metazorik bir geniş aile buluşmasının bir arada geçirilmesi zorunlu günlerini çağrıştırırdı...

Neredeyse “okul devam etse daha iyi olacaktı” dediğim günlerdi...

***


İnsan kendi yaşadığı olumsuzlukları çocuklarına yaşatmak istemiyor...

Sanırım hayatın en şifreli yerlerinden birisi burası...

Annemle babam da kendi yaşadıklarını bana yaşatmamaya çalıştıklarını söylerlerdi...

Belli ki her kuşak kendi yaşadığı olumsuz deneyimleri, çocuklarına yaşatmamak için uğraşıp didiniyordu...

Çocukların madem tatili vardı; bu sefer ben onların programına uyacak, kendi kitap ve spor kıyafetlerimi alıp, onların tatilinde onlara eşlik edecektim...

Özne onlardı; paylaşan ben...

Geçmişte, özne aileydi; katılmak zorunda olan ben!..

***


Aklıma yine benimle aynı günün on yıl öncesinde doğan ünlü pop şarkıcısı Cat Stevens’ın (Yusuf İslam) lise yıllarında dinlediğim o unutulmaz parçası geldi:

Hayatın ve medeniyetin getirdiği muhteşem yeniliklere atıfta bulunarak şöyle diyordu;

- “But tell me where do the children play?..”

“Peki söyle bana çocuklar nerede oynayacak?..”

Çocukların oynaması, güneşin, denizin yanında koşması, dinozorlarla muhabbet etmesi için uzaklardayım...

Onlar oynar, tatili yaşarken, benim hücrelerim yenileniyor gençleşiyorum...