Gazetevatan.com » Yazarlar » “Tüm kadınlar anneleri gibi olurlar... Bu onların trajedisidir...

“Tüm kadınlar anneleri gibi olurlar... Bu onların trajedisidir...

01 Ağustos 2013 Perşembe

Hiçbir erkek annesine benzemez... Bu da erkeklerin trajedisi...”


Hayatın bizleri yeniden düşünmeye, kendimizle ve çevremizle duygusal, düşünsel hesaplaşmalara girmeye zorladığı günlerden geçiyoruz...

Böyle günlerde, bir şeyler söylemek ve karalamak zorunda olmanın sığ bataklığına esir olmak istemiyorum...

Çocukluğumdan beri yaptığım gibi, biraz edebiyata, biraz aforizmalara, bir parça delidolu cesaretiyle hayata yeni fırça izleri bırakmış yazarlara yönelmek, onların sözlerinden “taze” esintiler alma zamanı şimdi...

***


Belki çocukluğumdan bu yana kendim için yaptığım bu rehabilitasyon, hepimizin ruhuna bir parça tazelik ve gençlik aşılar...

Biteviye ve birbirini boğazlamaktan ibaret hayatlarımıza vaha olur...

Ölürken Fransa’daki otel odasında “Ya duvar kağıdı gidecek ya da ben...” demişti Oscar Wilde...

Dışlandığı katolikliğe, ölürken yeniden kabul edilmişti...

Bu sözlere tanık olan rahip de bu görevin ifası için orada bulunuyordu...

- “Tüm kadınlar anneleri gibi olurlar..

Bu onların trajedisidir...

Hiçbir erkek de annesine benzemez...

Bu da onların trajedisi...”

Bu sözü benim en nadide aforizmalarımdan birisidir hayatımda...

Bugün hayata ve bireyselliğe dair aforizmalarından seçtim Oscar Wilde’ın...

Bir bakın bakalım...

İçinizi yumuşatıyorlar mı?..

***


“Bencillik kişinin istediği gibi yaşaması değildir...

Bencillik, başkalarından sizin istediğiniz gibi yaşamalarını istemektir...

***


Amerika’da başkan, dört yıl süreyle yönetirken, basın sonsuza kadar hükmeder...

Neyse ki Amerika’da basın, yetkisini en iğrenç, en acımasız aşırılıklara taşıdı...

Artık basını kimse ciddiye almıyor...

***


Toplum ara sıra işlenen suçlardan ziyade; düzenli ceza verme sistemiyle iyice vahşileşir ve çığrından çıkabilir...

***


Peygamber gibi bir hayat yaşayacak insan, mükemmel bir biçimde kendisi olabilen, kendisi gibi davranabilen insandır...

Kendisi gibi olabilen insan;

Harika bir şair...

İyi bir bilim adamı...

Üniversitede genç zehir gibi bir öğrenci...

Kırlarda koyunları güden, huzurlu bir çoban...

Shakespeare gibi bir oyun yazarı...

Spinoza gibi Tanrı hakkında düşünen bir düşünür...

Bahçede mutlulukla oynayan bir çocuk...

Denizde ağını keyifle atan bir balıkçıdır...

İçindeki ruhu mükemmelleştirdiği sürece ne olduğu sorun değildir...

***


Toplumda para hakkında zenginlerden daha fazla düşünen bir sınıf daha vardır...

O da fakirlerdir...

Fakirler ‘para’yı zenginlerden daha çok düşünürler...

Bu da fakir olmanın ıstırabıdır...

***


Bireysellik kişi üzerinde herhangi bir hak iddia etmez...

Çok doğal ve kaçınılmaz olarak kişinin içinden gelir...

Bütün gelişimler bireyselliğe doğru yönelir...

Bütün organizmaların yöneldiği şey ‘farklılaşmadır...’

Bireysel davranma biçimi, kimse üzerinde baskı uygulamaz...

Aksine bireysellik, kişiye üzerindeki hiçbir baskıdan dolayı acı çekmemesini söyler...

Bireysellik kişileri ‘iyi’ olmaya zorlamaz...

Yalnız bırakıldıklarında insanların ‘iyi’ olduğunu bilir...

Bireyselliğin uygulanabilir olup olmadığını sorgulamak, evrimin yasasının uygulanabilir olup olmadığını sorgulamaya benzer...

Evrim hayatın kanunudur...

Ve insanın evrimi bireyselliğe doğru gidecektir...

Kaçınılmazdır...

***


İnsana kendisi dışında hiçbir şey zarar vermemelidir...

Hiç kimse insandan bir şey çalmamalıdır...

Bir insanın gerçekten sahip oldukları onun içindedir...

İnsanın dışında olanların bir önemi yoktur...

***


İnsanın aradığı, ne acı ne de zevktir...

İnsan hayatı arar...

İnsanlar, tam ve mükemmel bir yaşam istiyorlar...

Bu yaşamı başkaları üzerinde kısıtlama oluşturmadan ve bunun acısını çekmeden yaptığında, insan daha mantıklı, daha medeni ve daha çok kendisi olur...

‘Zevk’ duygusu, doğanın bir sınavı ve onay işaretidir...

İnsan mutlu olduğunda kendisi ve çevresiyle uyum içerisindedir...

***


Sanat eseri, eşsiz olan tabiatın eşsiz sonucudur...

Sanat eserinin güzelliği yaratıcısının ya da yazarının olduğu gibi olmasından gelir...

Yazarın diğer insanların istediklerini istemekle ilgisi, alakası olmaz...

Yazar, sanatçı, diğer insanların ne istediğini fark edip, bu talebi karşılamaya çalıştığı anda, sanatçı olmaktan çıkar...

Sıkıcı veya eğlenceli bir esnaf, dürüst veya sahtekar bir ticaret adamı olur...

Sanat ise dünyanın bildiği en yoğun bireysellik şeklidir...

***


Modern gazetecilik, kendi varlığını ‘en güçlülerin hayatta kalması ilkesi’ ile açıklar...

***


Kişi rol yaptığında bir kukladır...

Betimleme (Tasvir) yaptığında ise bir şair...

***


Edebiyat ile gazetecilik arasındaki fark, gazeteciliğin okunaksız olması, edebiyatın ise okunmamasıdır...

***


Arkadaşlarımı görünüşlerine, tanıdıklarımı karakterlerine, düşmanlarımı ise zekalarına göre seçerim...

***


Hayat enfes anlardan oluşan, kısa ve tatsız bir dönemdir...

***


Etkileyici olan sadece iki çeşit insan vardır...

Her şeyi bilenler...

Ve hiçbir şeyi bilmeyenler...

***


Kendini sevmek, ömür boyu başlayacak bir aşk hikayesinin başlangıcıdır...”

AĞUSTOS’TA ÖZGÜR OLMA UMUTLARI..

Cumhuriyet gazetesinin manşetinde fotoğraflarını gördüm...

Mustafa’yla (Balbay), Tuncay’ın (Özkan)...

Özgür kalma umuduyla, umutsuzluğu arasında gidip gelen kalemlerinden dökülen kelimelerde...

Uzun, hem de çok uzun bir zaman oldu onların tutuklu kaldığı zaman...

Günler, aylar, yıllar geçti...

***


5 Ağustos’ta mahkemeleri var...

Kim bilir belki bu Ağustos bir umut olacak onların ve onlar gibilerin özgürlüklerine...

Ne kadarlık bir mahkumiyete tekabül edecek bilmiyorum, fakat çok uzun zamandır tutuklular onlar...

On yıllık tutukluluk süresinin Anayasa Mahkemesi’nce bozulması, beş yıllık eski azami tutukluluk süresini geçerli kılıyor diyor bazı hukukçular...

***


Hayatı uzun zamandır içerde olan insanlar için, biraz daha umutlu hale getirebilir mi Ağustos acaba?..

Kim bilir?..