Gazetevatan.com » Yazarlar » Ahmet Hulusi “burcunuz size ve hayata neyi anlatır?..”

Ahmet Hulusi “burcunuz size ve hayata neyi anlatır?..”

18 Aralık 2012 Salı


İnsanların yapılarını etkileyen kozmik ışınlar esas olarak dört çeşittir...

Bunlara A tipi, B tipi, C tipi ve D tipi diyebiliriz...

İnsanın bir iç dünyası vardır... Bir de dış dünyası...

İç dünyası dediğimiz kişinin kendini bulduğu halidir...

Dış dünyası ise çevreyle ilişkileridir...

***


Ana rahminde aldığı radyasyon, beynin; kişinin iç dünyası ile ilgili bölümlerini etkiler...

Ana rahminden dünyaya çıktığı anda, aldığı ışın ise, o kişinin çevreyle ilgili davranış ve duygularına yön verir...

Kişinin ana rahmine düştüğü anla, ana rahminden çıktığı anda aldığı radyasyon tipleri dört çeşittir...

Bu radyasyon tipleri, ateş, hava, su ve toprakta bulunan özelliklere benzer ahlaktan meydana geldiği için, eskiler bu radyasyonlara benzetme yoluyla bu isimleri takmışlardır...

***


Kişinin doğum günü iç yapısını yani ana burcunu, doğum saati ise dış yapısını yani yükselen burcunu gösterir...

Yükselen burç tabiriyle, kişinin dünyaya geldiği anda yükselmekte olan burç kastedilir...

Burçlar şöyle sıralanır:

Koç-Boğa-İkizler-Yengeç-Aslan-Başak-Terazi-Akrep-Yay-Oğlak-Kova-Balık...

Toplam 12 eder...

Bunlar ateş, toprak, hava, su olarak sıralanır...

Baştan itibaren takip edersek;

Koç-Ateş

Boğa-Toprak

İkizler-Hava

Yengeç-Su

Aslan-Ateş

Başak-Toprak

Terazi-Hava

Akrep-Su

Yay-Ateş

Oğlak-Toprak

Kova-Hava

Balık-Su; şeklinde sıralanır...

***


İnsanların bir kısmı sırf hava grubunda olabilir...

Veya ana burcuyla yükselen burcu anlamında hava ile ateş...

Yahut hava ile toprak olur, veya hava ile su...

İç yapısı (ana burcu) aldığı radyasyon türüne göre, ya havadır, ya toprak, ya ateş, ya da sudur...

Keza dış yapısı (yükselen burcu) da, ana rahminden çıktığı saatteki radyasyon tipine göre, yine ya havadır, ya toprak, ya ateş ya da sudur...

Yapıları birbirine uyanların arasında sempati yani yakınlık, yapıları birbirine ters düşenler arasında da antipati yani soğukluk var olur...

*****


ATEŞ VE HAVA GRUBU İLE SU VE TOPRAK GRUBU BİRBİRİNE YAKINLIK DUYAR...

Ateş ve hava grubundan olanlar birbirine karşı yakınlık duyarlar...

Su ile toprak grubu da yine birbirine karşı yakınlık duyarlar...

Ezelden bu yana “Ruhlar birbiriyle anlaşıyor, ya da uzak düşmüşler” denilen hadise budur...

“İçim ısınıverdi bir anda” dediğimiz, ya da “buz gibi soğuk adam” diye nitelediğimiz kavramlar bununla ilgilidir...

ATEŞ GRUBUNDA; olan insanlarda özellikle kendini beğenme, kendini çevresindekilerden üstün görme, inatçılık gibi temel vasıflar ağır basar...

Mutlaka çevresindekilere hakim olmak, onları yönetmek isterler...

Gösterişli, zevkli şaşaalı bir hayata yöneliktirler...

***


HAVA GRUBUNDA; olanlar son derece hareketli bir yapıya sahiptirler...

Hava grubunun bariz özelliği hareketli olmasıdır...

İkinci özelliği bağımsızlık, özgürlük aşığı olmaktır...

Kimsenin boyunduruğu altına girmek istemezler...

Serbest kendi başlarına hayatlarını sürdürmek isterler...

Hiç değilse yaptıkları işte bütün sorumluluğu kendi sırtlarına alıp, diledikleri gibi o işi idare etmek isterler...

İkinci büyük özellikleri hak ve adalete çok düşkün olmalarıdır...

Kendi aleyhlerine olsa bile hakkı, hakikati söylemekten kaçınmazlar...

Dünyaya, daha doğrusu maddeye bağımlılıkları hiç yoktur...

Cömert, eli açık hatta bazıları hesabını bilmeyen tiplerdir...

Derinlemesine düşünceye, derin meselelere eğilen tipler genellikle bu gruptan çıkar...

***


SU GRUBU; Suyun en bariz özelliği bulunduğu kabın şeklini almasıdır... Bu tipler de öyledirler... Hemen bulundukları ortama uyum sağlarlar... Fakat bununla beraber çok da duygusaldırlar... Hemen sevinir veya kırılabilir tiplerdir... Sezileri çok kuvvetli olur...

Yeme-içmeye oldukça değer verirler...

Para harcama konusunda cimri değillerdir...

Fakat hesaplarını iyi bilirler...

Planlı programlı yaşamı severler...

***


TOPRAK GRUBU; Çoğunlukla mütevazidirler...

Paraya ve maddeye aşırı düşkündürler... O mütevazi insanların bu derece maddeye bağlı olacaklarını hiç sanmaz insan... Fakat ne olursa olsun madde onlar için çok önemlidir...

Yeniliklere adapte olmaları ise hayli güçtür...

Yeni fikirlere en geç uyum sağlayabilenler bu gruptan çıkarlar...

Hatta toprak gibi katı ve sert tipler oldukları söylenebilir...

***


Her ne kadar iç yapıda örneğin havanın etkisindeyseniz, dış yapınızda ateşin etkisinde olabilirsiniz...

Sizi dış ilişkilerinizden algılayanlar “ateş”i algılayacak, buna karşın içinizde ve iç dünyanızda “hava”nın etkisi görülecektir...

Asıl olan “hava”dır...

Havadan ateş ve su, sudan da toprak meydana gelmiştir...

Ateş’in hayatı hava’ya bağlıdır...

Hava kesildi mi ateş sönmeye mahkumdur...

Suyun terkibi yine havadır...

Toprak ise sudan oluşmuştur...

(Ahmed Hulusi’nin Evrensel Sırlar kitabından)

*****


SARI KIRMIZI VE SARI LACİVERTİN ORTASINDA TEK KİŞİLİK BİR ADA OLARAK KALMAK...

Hayatın çoğu günlerinde “siyah” giyerim...

Ruhum gizli kalmak istediğinde, kendi dünyasında yaşamayı arzu ettiğinde, dışarısıyla araya bir mesafe koymak istediğinde “siyah” kurtarır beni...

Ne ki, hayat sadece siyahın koyuluğundan ibaret bir Matrix’i andırmadığından, üstünü kaşkol veya fularla renklendiririm...

Havama göre, bordo, kırmızı veya gri...

Açacaksam ise siyahın üzerine sarı...

Bir de “siyahın üzerine tiril bir beyaz fular”, içinden bir beyaz gömlekle kontrast yarattığım günler vardır...

Biraz Bşiktaş, fakat çokça zıtların birliğinden oluşan “kontrast” güzellik...

Beşiktaş’tan tetiklenip, ruhumun derinliklerindeki İtalyan modasına biraz Prada’yı çağrıştıran bir aidiyet...

***


Pazar günü Kanyon’a giderken, içimden siyah kazağımın altına yakaların ve manşetlerin ortaya çıktığı tiril bir beyaz gömlek ile bembeyaz bir fular takmak geldi içimden...

Beşiktaş’tan ziyade, siyah pantolon, kazak ve deri ceketle kaplı vücudumu Pradavari bir kontrastla açmak duygusu sarmıştı içimi...

Elbette derbinin oynanacağı Arena stadına metro durağı uzaklığındaki Kanyon alışveriş merkezinde muhteşem bir sarı kırmızı ve sarı lacivert renk cümbüşünün olacağını hesaplamıştım...

Bu renk cümbüşünün, birazdan oynanacak maç öncesi, adrenalini yüksek Kanyon buluuşmalarında, “dev derbinin, hiçbir taraftan olmayan siyah-beyaz bir aidiyeti olmaktan” mutluluk duyacağım hissi vardı...

Sarı-kırmızı renkler Kanyon’da ağırlıktaydı...

Kırmızı tişörtler, kırmızı kazaklar, etrafımdaki masalarda birazdan gidilecek ve izlenecek maçın gergin, heyecanlı ve dayanışması bol keyifli yemeğinden enstantaneler sunuyordu bana...

Çocuklarımın gittiği oyun parkının sarı-lacivert renklerle kaplı olduğunu görünce şaşırdım...

Formalarıyla gelmişler, çocukları oynatıyor, kafesinde sohbet ediyorlardı...

***


Hepsinin ortasında, tek kişilik bir ada gibi özgürce dolaşmaktaydım...

Kırmızı giymemiştim, sarı-kırmızıyla özdeşleşmeyeyim...

Lacivert giymemiştim sarı-lacivertle özdeşleşmeyeyim...

Kırmızıyı, laciverti ve sarıyı giymeyi başka günlere bırakmıştım...

O alışveriş merkezinin kırmızı kalabalığı, lacivert azınlığında, yalnızdım ve yalnız olduğumun farkındaydım...

Onları seyrettim, birlikteliklerini, beraberliklerini, takımdaşlıklarını, dayanışmalarını...

Onlar adına sevindim...

Kendimi ise yalnız ve özgür hissettim...

Tek başına uçmaya çalışan bir kartal gibi...