comScore
Gazetevatan.com » Yazarlar » Yahya Kemal’in, Nazım Hikmet’in annesiyle yaşadığı aşk...

Yahya Kemal’in, Nazım Hikmet’in annesiyle yaşadığı aşk...


Dün tanıdıkların ve dostların sofrasında oturuyordum...

Üç yıl boyunca aile ve ev konularında Satürn etkisiyle gergin geçen günlerin sonrasında kendime ufacık bir mola vermiştim...

Deniz kenarında arkadaşlarım, arkadaşlarımın arkadaşları, tanıdıklar ve onların tanıdıklarıyla sohbet ediyordum...

O sırada 2010 yılının Temmuz ayında yazdığım o yazıyı söylediler...

Yahya Kemal’in, Nazım Hikmet’in annesine duyduğu derin aşkı anlatan o yazıyı...

Sessiz Gemi isimli en ünlenmiş şiirini Yahya Kemal aslında Nazım Hikmet’in annesi için yazmıştı...

“Bu yazıyı bir daha bir daha bir daha yayınlayın...” diyordu masadakiler, “Hiç bilinmeyen çok fazla bilgi ve çok fazla duygu var o yazıda...”

Duygusallığımın zirvesindeydim...

Gergin geçen günlerden sonra, bir parça duygu, bir parça aşk, bir parça edebiyat, bir parça şiire hasrettim...

Yazıyı çıkardım dün gece...

Yeniden okuyup edit ettim...

Parçalara ayırıp, sizlere hazır ettim...

Bir parça edebiyat, bir parça aşk, bir parça şiir, bir parça duygu ve bir parça hasret arıyorsanız, Türk edebiyat tarihinin efsaneleşmiş iki şairinin bir kadın üzerinden kurulan ölümsüz bağını okumak isteyeceksiniz...

*****


NAZIM HİKMET’İN ANNESİ CELİLE’NİN HİKAYESİ...

Celile Hikmet resimleri ile olduğu kadar güzelliği ile de tüm İstanbul’un diline destan bir kadındı... İstanbul sosyetesinin en çok konuşulan kadınları arasındaydı...

1900 yılında dillere destan bu güzel kadın, Osmanlı’nın meşhur valilerinden Nazım Paşa’nın oğlu Hikmet Bey ile evlendi...

Türk şiirinin dünya çapındaki en önemli ismi olan Nazım Hikmet de bu beraberlikten doğacaktı...

1916’ya gelindiğinde Celile Hanım’la eşi Hikmet Bey arasında şiddetli bir geçimsizlik başladı...

***


O günlerde Yahya Kemal, Bahriye’de okuyan genç Nazım Hikmet’in şiir hocası olarak eve gelip gitmeye başlamıştı...

Nazım Hikmet’in annesi Celile Hanım’la, Yahya Kemal arasında filizlenen aşk kısa bir süre sonra Celile Hanım’ın anlaşamadığı eşinden boşanmasıyla sonuçlandı...

Tutkuyla, ateşle, kıskançlıklarla dolu tarihin sayfalarına gizlenen aşk böyle başladı...

Aşkın aktörleri sadece Celile Hanım ve ünlü şair Yahya Kemal değildi...

Nazım Hikmet, Necip Fazıl hatta Celile’nin yeğeni Oktay Rıfat, yani Türk şiir dünyasının bütün ustaları bir tarafından dahildiler o aşka...

***


Heybeliada’da okuyan genç Bahriyeli Nazım, hafta sonları okuldan çıkar annesinin yanına gelirdi...

Yahya Kemal o günlerde genç birer Bahriyeli olan Nazım Hikmet ve Necip Fazıl’ın bulunduğu öğrenci grubuna şiir dersleri verirdi...

Yahya Kemal hafta sonları “Nazım Hikmet’e Türkçe ile şiir dersleri” verirken, İstanbul’un en güzel kadınlarından olan, ressam Celile Hanım’la yakınlaştı...

Nazım’a verdiği derslerden arta kalan zamanlarda Celile Hanım ile Yahya Kemal sanat ve edebiyatla başlayan uzun sohbetlere başladılar...

Bir süre sonra bu ilişkinin kokusu Nazım’ın öğrencisi olduğu Bahriye mektebinde çıktı...

***


Dedikoduların ayyuka çıkması üzerine Yahya Kemal bir süre okula gelmekten vazgeçti...

Geldiğinde karşısına öğrencisi Necip Fazıl çıkacaktı...

Hocası olan Yahya Kemal’e şöyle diyecekti Necip Fazıl:

“Hocam, kibrit suyu içerek intihara kalkıştığınızı duyduk... Sınıfın bu durumdan duyduğu derin üzüntüyü size söylemek istiyorum...”

Hocasına yönelik bu alaycı, ironik, dalga geçen tutum Deniz Harp Okulu öğrencisi bir Bahriyeli için kabul edilmez bir davranıştı...

Necip Fazıl “Bu aşk ilişkisini alaycı bir şekilde ima eden” sözleri nedeniyle “Kodes” adı verilen tahta dolabın içinde cezaya gönderildi...

NAZIM HİKMET’İN, YAHYA KEMAL’İN CEBİNE BIRAKTIĞI NOTTA YAZILANLAR... “HOCAM OLARAK GİRDİĞİNİZ BU EVE BABAM OLARAK...”

Ancak bu olaylara karşın, Fransızca’yı ana dili gibi konuşan, piyano çalan, natürmort resimler yapan dünyalar güzeli, sanatçı genç kadın Celile ile Yahya Kemal’in aşkı alevinden bir şey kaybetmeden devam edecekti...

Olayı genç Nazım Hikmet de farketmişti...

Necip Fazıl’dan sonra bir gün Yahya Kemal’in siyah pardösüsünün cebine bir not bıraktı...

Kağıtta Yahya Kemal’e hitaben şöyle yazıyordu:

“Hocam olarak girdiğiniz bu eve babam olarak giremeyeceksiniz...”

Bu not üzerine ünlü şair, tedirgin oldu...

Bir süre Celile Hanım’ın evine gitmedi...

Genç Nazım’la karşılaşmaktan çekindi...

Celile Hanım ise Yahya Kemal yüzünden kocasından boşanmış, bütün İstanbul’un kulaktan kulağa dedikodusuyla çalkalandığı bir aşka “evet” demişti...

Artık evlenmek istiyordu...

Yahya Kemal bir taraftan kadını deliler gibi kıskanıyor, diğer yandan ise bu evliliğe sıcak bakmıyordu...

***


Yahya Kemal, Nazım’ın annesi Celile’ye olan aşkını yaşadığı bir olayı şöyle anlatırdı:

“1916 yılından 1919 yılına kadar bir kadına deli gibi aşık oldum...

Bu kadın yazın adada otururdu...

Ben de orada idim...

Deli divane olmuştum...

Sonbahar’da Nişantaşı’ndaki evini düzenlemek için İstanbul’a inerdi...

1916 Sonbahar’ında yine İstanbul’a iniyordu...

Ben müthiş muzdariptim...

Artık vapur giderken iskeleden mendil sallamalar, ağlamalar...

O gidinceye kadar Ada dopdolu idi...

Gider gitmez benim için boşalıverirdi...

Tam o günlerde Berlin büyükleçisi Hakkı Paşa İstanbul’a dönecek lafı çıktı...

Hakkı Paşa, benimkinin uzaktan akrabası oluyordu ve İstanbul’a geldiğinde geceler düzenler, İstanbul’un bütün güzel kadınlarını çağırırdı...

Benimki de oralara gidecek diye içim burkuluyordu...

Hatta kendisine bu endişemi söylemiştim...

Gitmeyeceğine yemin etmişti...

Bir gece Ada Oteli’nde otururken, yandaki iki kişinin “Berlin büyükelçisi bu gece davet veriyor... İstanbul’daki bütün güzel kadınlar davetli” lafını ettiklerini duydum...

***


Müthiş bir acıyla yerimden kalktım...

İskeleye doğru gittim... Son vapur çoktan kalkmıştı...

Sert bir lodos esiyordu... Deniz karmakarışıktı, ancak ne olursa olsun, sandalla Maltepe’ye geçmeye karar verdim...

Sandalcılara gittim, yanaşmıyorlardı...

Çok para verince biri ikna oldu...

Açıldık, bir süre sonra lodos büsbütün arttı...

Denizde çalkalanıp duruyorduk... Sandalcı bana küfretmeye başlamıştı...

Ölmek üzereydik, ama ben sadece sevgilimin katıldığı geceyi düşünerek müthiş bir kıskançlık duyuyor ve biran önce orada olmak istiyordum...

Sırılsıklam Maltepe’ye gelebildik...

Hemen bir kahvehaneye gidip, araba bulmaya çalıştım...

Yoktu...

Bunun üzerine Maltepe’den Bostancı’ya yürümeye karar verdim...

Tren yoluna çıkarak koşmaya başladım...

Maltepe Bostancı arasının bu kadar uzun olduğunu o zamana kadar farketmemiştim...”

***


“Kan ter içinde Bostancı’ya geldim...

Vakit hayli geçti...

Karakola gittim. “Bana bir araba bulunuz hastam var” dedim...

Aradılar taradılar birini buldular..

Yine bir sürü para verdim...

Arabayla yola koyuldum...

Kadıköy, oradan Üsküdar... Karşıya geçtim. Doğru Nişantaşı!.. Sevgilimin oturduğu apartmanın kapıcısı ahbabımdı. Penceresini vurarak onu uyandırdım. ‘Benimki evde mi diye sordum?’

Adam halime bakıp şaşırdı: ‘Evde, bu akşam çıkmadı!’ dedi ‘Ne diyorsun diye bağırdım?’ Bütün katettiğim mesafe sanki başıma yıkılmıştı. Eve kaçta geldiğini araştırttım...

Sözüne inanamıyordum. ‘Çık bir bak! Evde mi?’ diye adamı zorladım...

Adam çarnaçar çıktı. Bir münasebetle hizmetçisine sormuş uyuyor! demiş... Geldi haber verdi... Sanki dünyalar benim oldu...

Apartmanın karşısında bir arabacı meyhanesi vardı. Orada sabaha kadar içtim...

Sabahleyin, doğru eve çıktım... Benim halim berbat. Toz toprak içinde olduğumu görünce şaşırdı ve hemen anladı... Sarmaşdolaş olduk...”

***


Yahya Kemal deli gibi aşıktı, ama evlenmekten hayatı boyunca korkmuştu...

Belki, böylesi bir kadına hiçbir zaman sahip olamayacağını bilmekten, belki o beraberlikte ters bir olaydan ürkmekten, belki de genç Nazım Hikmet’ten ve etraf ne der diye ürkmekten?..

O günlerde Celile Hanım, Yahya Kemal’e bir mektup yazdı, şöyle diyordu:

“Bugün Pazar belki gelirsin diye üç vapurunu pencerede bekledim...

Gelmedin mahzun oldum...

YAHYA KEMAL, NAZIM HİKMET’İN HAPİSTEN KURTULMASI İÇİN İMZA VERMEDİ...

Verdiğin konferansa gelmedim, kalabalıktır memnun olmazsın diye, fakat hep aklım sende idi...

Çok çok göreceğim geldi...

Beni niye aramadın...

Sana gücendim canımın içi, pek göreceğim geldi... Ben o günden beri yani Salı gününden beri evdeyim, dikiş dikiyorum... Evimiz için çalışıyorum...”

Hiçbir zaman o evlilik olmadı...

Yahya Kemal hep kaçtı o evlilikten ve beraberlikten...

Uzun yıllar geçti bu olayın üzerinden...

Nazım Hikmet büyük bir şair olmuştu...

Sosyalistti...

Dönemin iktidarı tarafından hapislerde süründürülüyordu...

Celile artık yaşlanmıştı...

O güzelliğinden eser kalmamış üstüne üstlük kör olmuştu...

Oğlunun hapislerden kurtulması için Galata Köprüsü’nde açlık grevine başlamıştı o görmeyen gözleriyle anne yüreği...

Tuhaf bir rastlantı sonucu, Celile açlık grevi yaparken, Yahya Kemal Galata Köprüsü’nden geçiyordu...

Büyük aşkını gördü...

Ama yanına gitmedi...

Bir zamanlar “Hocam olarak girdiğin eve babam olarak girmeni istemiyorum” diyen genç Nazım Hikmet’in kurtulması için kör gözlerle açlık grevi yapan Celile’ye destek imzasını vermedi...

Hızla uzaklaştı oradan...

***


SESSİZ GEMİ...

Öldüğünde evraklarının arasından içinde kurumuş iki yaprak bulunan bir zarf çıktı Yahya Kemal’in...

Şöyle yazıyordu:

“Bu zarfın içindeki hatıra, 19 Ağustos 1930’da Sirkeci Garı’nda gece saat 10’da veda ettiğim aziz bir kadının göğsündeki çiçektendir... Koparıp verdiği bu iki yaprağı daima muhafaza edeceğim...”

Celile muhtemelen bu aşkın devam etmeyeceğini anladığı gece Paris’e giderken, Sirkeci Garı’nda vermişti Yahya Kemal’a göğsünde duran o iki yapraklı çiçeği...

Yahya Kemal’in Sessiz Gemi’si “hep ölüme yazılmış bir şiir olarak” bilinir...

Oysa demir alıp bu limandan kalkan gemi...

Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol dizeleri...

Yahya Kemal’in hayatındaki en büyük aşkı olan Celile’sinin Ada’dan gemiyle İstanbul’a uzaklaşışı esnasında yaşadığı çaresizliği anlatır...

Ölümdür elbette Sessiz Gemi’nin konusu...

Ama aşkta aranan ölümdür ve Celile’nin ardından ada limanında bakakalan Yahya Kemal’den esintiler içerir...

***


“Artık demir almak günü gelmişse zamandan...

Meçhule kalkan bir gemi kalkar bu limandan...

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol...

Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol...

Rıhtımda kalanlar bu seyahatten elemli...

Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli...

Biçare gönüller!.. Ne giden son gemidir bu...

Hicranlı hayatın ne de son matemidir bu...

Dünyada sevilmiş ve seven nafile bekler...

Bilmez ki giden sevgililer dönmeyecekler...

Birçok gidenin her biri memnun ki yerinden...

Birçok seneler geçti dönen yok seferinden...”