Gazetevatan.com » Yazarlar » Alkol yasağı galalarda, açılışlarda kalkıyor... 24 yaş 21'e inmeli...

Alkol yasağı galalarda, açılışlarda kalkıyor... 24 yaş 21'e inmeli...

29 Ocak 2011 Cumartesi


Alkol yasağı, gevşiyor...

Galalar ve açılışlarda alkol ikramı serbest bırakılıyor...

Önceki gece tesadüfen Başbakan’ın Ulusa Sesleniş konuşmasını görünce takıldım...

“Biz kimsenin yaşam biçimine müdahale etmiyoruz, hiçbir zaman da etmeyeceğiz...” diyordu...

Kendi deyimiyle “Baba” işadamlarıyla buluştuğu TÜSİAD davetinde de birkaç kez vurgulamıştı;

“Biz damdan düştük zamanında... Damdan düşenin halinden anlarız... Kimsenin yaşam biçimine müdahe etmeyeceğiz...”

“Aksırıncaya, tıksırıncaya kadar” türündeki vecizeleri de bir öfke nöbetine anlık hiddetine bağlayınca, “Bakalım arkasından bir şeyler gelecek mi” demiştim...

***


Önceki gün geldi alkol yasağındaki gevşeme...

Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurulu Başkanı Mehmet Küçük “Film galalarında, Çankaya’da, Dolmabahçe’de içki ikramı yapılır... Kır düğünlerine de takmayın... İkram ile sunum farklı şeyler... Davet sahibi alkollü içecek ikramı yapabilir... Sunum ticari bir faaliyet, sunum olmaz ancak ikram olabilir...” dedi...

Başından beri, “Bu konuları durup dururken gündeme getirmeyin... Boş yere herkese zararı olacak bir tartışmanın fitilini ateşliyorsunuz” dedim...

Sonra da çok önemli ohabilecek birşey söylemiştim:

“Eğer AKP yaşam biçimi empoze etme gayretinde olmadığını göstermek istiyorsa, demokratik eleştirileri dikkate alıp, yönetmelikte bazı noktalarda düzeltme yapmalı...”

***


Önceki günkü açıklama alkol yasaklarının, makul noktaların ikisinde uygulanmayacağını gösteriyor...

Kır düğünleri, film galaları, açılışlar, resepsiyonlar...

Buralarda davet sahibi içkiyi konuklara ikram ediyorsa, bu yasak kapsamına girmeyecek...

Bu gelişme olumludur...

Hem demokratik sivil tepkilerin bir işe yaramasından dolayı...

Hem de alkol yasağını yönetmeliğini getirenlerin, bazı yanlışlarda ısrar etmeyerek, “empozeyi amaçlamadıklarını” anlatmaya çalışmaları açısından...

***


Şimdi ortada duran sorun gençliğin alkolden korunması meselesi...

Kurul başkanı ortaokul çocuklarının teneffüs arasında 2-2.5 liraya 5 cl’lik minik votka şişesini kafaya diktiklerini söylüyor...

Bunun engellenmesi içinse minik şişelerin yasaklanması, bu doğru ve desteklenecek bir yasaktır...

Ancak Kurul Başkanı da kabul etmeli ki “Festivallerde şurada burada alkol kullanımı için 24 yaş sınırı” çok yüksek bir sınır...

Dünyanın hiçbir yerinde gençlik festivallerinde, içki içilmez diye bir kural yok...

“18 yaş çok erken, gençliği korumamız lazım” denebilir...

O zaman yaş sınırı 21’e çekilmelidir...

24 “yok artık” dedirtecek kadar rahatsızlık vericidir...

21 yaş makuldür...

Demokratik eleştirilerden sonra, değişiklikler yapmaktan kimse gocunmamalı...

Bu ayıp değil, demokrasinin işleyişini gösteriyor...

Herkes için gocunulacak tek şey çağımızda diktatörlüklerdir...

Mısır ve Tunus’u görüyoruz işte...

*****


EKMEK, MAKARNA, PİLAV, TAVUK, TON BALIĞI VE DİĞER YASAKLAR...

Mustafa Öktem’den geçen hafta “Nefes alma ve vücudun kendini iyileştirme mucizesinden yararlanma” yöntemlerini anlatırken, söz etmiştim...

Mustafa, Amerikan Sağlık Bakanlığı’nın, aylık yıllık bültenlerini günü gününe takip ediyor...

Ona göre, vücudumuzun doğal yapısına uygun olmayan bir sürü besini tüketiyoruz...

***


Mustafa’nın söz ettiği besinlerin, hangi besinler olduğunu söylersem küçük dilinizi yutarsınız...

Hepimizin en yararlı besinler olarak bildiği şeyleri “Ben yemiyorum” diyor Mustafa “Size de önermiyorum, ancak isterseniz yiyin... Siz bilirsiniz...”

“Buğdayın işlenmiş hali vücudun doğal dengesini bozucu nitelikte” diyor, “Ben ekmek, makarna, pilav, siyah ekmek, kepek ekmeği, bisküvü, hamur tatlısı, süt, peynir, yoğurt, tavuk ve ton balığı yemiyorum” diye ekliyor...

Önce şaka yapıyor sandım, fakat baktım, bakışlarında herhangi bir ironi yok...

***


“Tavuk terlemeyen tek hayvan... Onun için toksin biriktiriyor... Tavuk eti yoluyla toksini alıyoruz... Ton balığı civa tutuyor, dip balıkları ile ton balığı yerine, küçük balıkları ya da orta büyüklükteki balıkları yiyorum... Kırmızı et yağlı olmadıkça yiyebilirsin...

Hiçbir sorun yok... Ancak süt, peynir, yoğurt vücudun doğal dengesini altüst eden şeyler...”

“Kepek ekmeği ya da siyah ekmek” diyorum, “Hayır” diyor, işlenen o ekmeklerin hiçbiri uygun değil...

“Glutensiz ekmek yiyebilirsin...”

Halk fırınlarında ambajında satılıyor glutensiz ekmekler...
Bir paketinden bana verdi...

“Hamburgeri içine koyuyor yiyorum” dedi...

Lastik gibi bir ekmek, glutensiz ekmek dediği...

***


Tatlı ve şeker hayata aykırı şeyler...

Ne yapacağız peki?..

Kurutulmuş incir, kayısı ve üzüm yiyeceğiz...

Fındık, badem ceviz bol bol yiyebilirsin...

Kola söz konusu değil...

Kahve hiç tavsiye edilmiyor...

Yeşil çay, değişik otlu çaylar ve bol bol yeşil meyve ve sebzelerin sular suları...

Yeşil elma, kabak, nar, portakal iç içebildiğin kadar...

Balığın ve etin yanında bol yeşillik, kabak öneriyor...

***


Dikkatinizi çekerim...

Bu bir diyet programı değil...

Adam diyetisyen de değil...

Vücudun doğru besinlerle beslenmesi gerektiğini söyleyen bir uzman...

Mustafa’ya göre, birçok ürün yasaklanabilir, ancak Amerika’daki fıda sanayindeki güçlü firmaların lobi faaliyeti bu durumu engelliyor şimdilik...

Bu beslenme rejimini uygularsan “Ferrarisi’ni Satan Bilge” haline gelebiliyorsun... Elbette ki bu söylediklerinin önemli bir bölümünü uygulamıyorum...

Ancak o kadar çok şey söyledi ki, günde 10-12 adet içtiğim kahve anında ikiye, üçe iniverdi...

Artık kepek ekmeği bana beyaz ekmek gibi geliyor...

Beyaz ekmeği hiç yemiyorum, kepek ekmeğini bile suçluluk duygusu altında yemekteyim...

Ceviz, fındık, badem ve kurutulmuş meyveler yeni tatlı mönüm haline geldi...

Sonuçlarını göreyim, sonra sizi bilgilendirim...

Keyifli Pazarlar...

*****


POLİS İLE ASKER BİRBİRİNE SİLAH ÇEKTİĞİNDE...

Daha dün, Mısır’da asker ile polisin karşı karşıya gelmesinin tehlikelerini “Kuşatma” filminden alıntılar yaparak anlatmaya çalışıyordum...

Dün Mısır’dan gelen haberler, “askerlerin polise ateş açtığını” anlatıyordu...

“İçişleri Bakanlığı’na girmeye çalışan göstercilere polis ateş açtı... Ordu birlikleri de ateş açan polise ateş açtılar... Ölü ve yaralı var...” diyordu dün akşamüstü geçen ajans haberleri...

***


Bu bir “kardeş kavgası” da değil...

Ondan da beter...

Bu güvenlik güçlerinin kavgası...

Bir ülkenin polisiyle askeri birbirine ateş açarsa, o ülkede “insanların yaşama hakkı” olabilir mi?..

Siz kime güveneceksiniz de sokağa çıkacaksınız?..

Devletin iç güvenliği sağlaması için eline silah verdiği kurum, devletin dış güvenliği için eline silah verdiği kurumla silahlı çatışma içinde...

Biri iktidarı koruyor...

Diğeri muhalefete yakın duruyor...

İktidar polise...

Muhalefet askere güveniyor...

***


Buna bölünme değil, parçalanma diyebiliriz...

Bir devletin birbiriyle savaşan silahlı parçalara ayrılmasının bundan daha açık bir göstergesi olabilir mi?..

Mısır örneğine bakarken, “Demokrasinin kurumlar çatışması değil, fikirler çatışması” olduğunu anlayabiliriz mesela...

Demokratik devletin herkesin ortak paydası olması gerektiği gerçeğini fark edebiliriz...

İktidarlara gelip, iktidarlardan gitmenin cebir ve şiddet yoluyla değil, özgür ve tam demokratik seçimler yoluyla olduğunu kavrayabiliriz örneğin...

Çoğunluk düşüncelerinin iktidarda olmasının keyfini yaşarken, azınlıkta kalanların da kendi yaşam biçimlerini ve muhalefet haklarını istedikleri biçimde kullanabilmeleri gerektiğini öğreniriz belki de...

Kim bilir belki Mısır’a ve Tunus’a bakarak “demokrasinin güzellikleri ile nimetlerini” fark ederiz...

Ola ki askeriyle polisi çatışan ülkeye bakarak, ne yapıp edip, insanlar arası kutuplaşmayı ve kurumlar arası çatışmayı yok etmeyi düşünürüz...

Geçireceğimiz şu Pazar gününün kıymetini anlayabilir miyiz dersiniz?..