Gazetevatan.com » Yazarlar » Erkekler kendilerinden korkan kadın severler...

Erkekler kendilerinden korkan kadın severler...

14 Şubat 2009 Cumartesi


Elbette şimdi hepsi birden bağırmaya çağırmaya başlayacak...

“Ne demek bu?..” diye haykıracak...

“Biz medeniyiz... Neden kendimizden korkan kadın isteyelim ki?..” diye zırvalayacak...

En doğrusu dünkü yazım üzerine bir kadın arkadaşımın cep telefonuma attığı nottur...

“Kadınların, kendilerinden korkmayan erkekleri sevdikleri ne kadar doğru... Erkeklerin ki tam tersi... Erkekler kendilerinden korkan kadınları severler...”

***


Şimdi aklı evvel erkek takımı hemen itiraz edecektir...

“Ben karımın, sevgilimin, benden korkmasını değil, bana saygı duymasını isterim...” türü zibidi laflar üretecektir...

Geçeceksin saygı maygı gibi kamuflajları...

Onun altında yatan basbayağı korkudur...

Çünkü erkek “korku salmak, tehdit etmek dışında” kadına hükmedemeyeceğini bilir...

“Yapma” diyeceği şeyi kadının yapacağını bildiği için de açıkça tehdit savurur:

“Hele bir yap da görürsün ne olacağını...”

“Şşşt tamamdır, bu kadar... Fazla laf yok...”

“Yeter dedim konu bitmiştir...”

Şimdi o metroseksüel kılıklı herifler bana söylesinler...

Bu sözleri bila istisna hepsi söylüyorlar mı?..

Söylüyorlar...

Bu sözler saygı dilenen sözler mi, yoksa açıkça tehdit mi?..

Kendilerine metroseksüel, megaseksüel her ne karın ağrısıysa bir çeşit seksüel ad takan erkekler dipten dipe kadını tehdit ederler, resmen ve alenen korku imparatorluğu yaratıp, korku salmak isterler...

***


Erkek itiraf etmez, medeniye yatar ama gerçekte kendinden korkan kadın arar...

Aslında zavallıdır...

Öyle Drakula, havaları yoktur...

Sempatik olma, arada bir gürlese de sevecen hali benimseme, kalender ve kompleksli yaratıklardır erkekler...

Ne ki, kadınların yapacaklarından korkarlar...

Kadınlardan korkarlar...

Kadınları çözemezler çözemedikleri için korkarlar...

Kadınları aldatırlar...

Aldattıkları için aldatılmaktan korkarlar...

Akılları hep başkalarıyla oynaştadır...

Akılları başkalarıyla oynaştadır, kadınları oynaşacak diye korkarlar...

Kadın kızacak evden atacak diye korkarlar...

Anneleri sağ ve sıhhateyken yaslanacak omuzları bir nebze bulunur...

Anne vefat etmişse ve yaş iyice kemale ermişse kadınlarından, hiçbir şeyden korkmadıkları kadar korkarlar...

Kadına sığınırlar, kadının bu saatten sonra evden gitmeyeceğini bildikleri için evden atılmaktan korkarlar...

Her halükarda, hayatları boyunca çözemedikleri kadından deli gibi korkarlar...

***


Kadından korktukça kadını korkuturlar...

Onun için erkekler kendilerinden korkan kadından hoşlanırlar...

Oysa bilinir ki, erkekten korkan kadın mevcut değildir...

Bu durumda erkekler kendilerinden korkuyormuş gibi görünen kadınlardan hoşlanırlar...

Erkekten korkar gibi yapan kadınlar akıllı kadınlardır...

“Bizimkinin tası atmasın... Fena olur valla...” gibi kışkırtıcı, iç gıcıklayıcı, herifçioğlunu kalaylayıcı bir tarz benimserler...

Çocuğa, konuya komşuya, çevredeki kadınlara, evde çalışan hizmetliye, kendi dışındaki herkese bu kadınlar “erkeğinin ne kadar korkulacak” biri olduğunu anlatmaya bayılırlar...

Herif şişinir, kendini güçlü ve korkulan bir imparator gibi görür, kadın bildiğini okur, denge bulunur...

***


“Ben saygı ararım... Barbar mıyım korkmasını isteyeyim...” türü zevzek erkek geyiklerine aldırmayın...

Sorun bakalım çocukluktan bu yana öğrenebildikleri ve tekerleye tekerleye tekerledikleri tek replik nedir:

“Kodum mu oturturum... Anladın mı ulan... Sen benim kim olduğumu biliyor musun?..”

Ezberindeki tek repliğin bu olduğu erkek denilen milletin korku dışında temel alacağı bir yaptırım olduğuna inanıyorsanız siz kadın olamazsınız?..

Çünkü kadın akıllı olur...



***



ŞENER PAŞA’NIN KONUŞMASI VE MEDYA PATRONLARININ TAVRI...

Halen tutuklu ve cevap veremeyecek durumda olanlar olduğu için, bu konuya biraz dikkatli girmek gerekiyor...

Eski Jandarma Kuvvet Komutanı Şener Eruygur Paşa adına medya patronuyla yapılan görüşme, doğruysa “Elbette içinde birçok ifşaatı barındıran çok önemli bir belge...”

Ama dolduruşa gelmeden olaya akl-ı selimle de yanaşmak boynumuzun borcu...

Gazeteciliğin ve empatinin gereği...

Dinleme minleme suç olan durumları bilmem, ama biliyorum ki güç sahibi olan herkes medyadan birşey ister...

Hem de isterken ısrarla ister...

Başbakan da ister, Kuvvet Komutanı ya da Genelkurmay Başkanı da ister, Kulüp Başkanı da ister, büyük reklam veren işadamı da ister, çok ünlü ve medyaya hakim bir sanatçı da medyadan, yayın yönetmeninden ya da patrondan birşeyler ister...

***


“İsteyenin bir yüzü kara vermeyen zenci” demişler, medya patronları ve yönetcileri böyle durumlarda talepleri taca atmanın yollarını ararlar...

Bu düzeydeki görüşmelerde kimse bazı demokrat arkadaşların talep ettiği şekilde örneğin şöyle demez:

“Sen kim oluyorsun kardeşim, benimle nasıl böyle konuşuyorsun?.. Ben bir medya patronuyum haddini bil bakayım öyle...” gibi hırt bir tutum benimsemez...

Onun yerine “Tabii baktırırım, arkadaşlarla konuşurum...” gibi oyalama ve topu auta atma taktikleri benimsenir...

Medya patronunun da yöneticisinin de tecrübelisi kavga çıkarmadan, istekleri bağımsızlığına zarar vermeden çözebilen kişidir...

***


Medya patronlarına, yöneticilerine gelen her talebi ve “söyleniş biçimini” bugün deşifre etmeye kalksak, ortaya demokrasi tarihi değil, “hizaya çekme” tarihi çıkar...

Demokrasiye karşı olan hizaya çekme anlayışı ve bu anlayışa “eyvallah” diyen bakıştır...

Örneğin ben çok duydum “kardeşim bu iş böyle olmayacak...” diye bağıran güç sahiplerini...

Hiçbir zaman dediklerini yapmadım ama muhatabıma “hayır kardeşim böyle olacak” diye bağırdığım da görülmedi...

Sonunda işi yapacak olan bendim, demokrasi dışı bu hareketlere de alışıktım...

***


İçimdekini dışarı attığım bir durum oldu...

SHOW Haber’i yönetirken, eski bir okul arkadaşımı işe almıştım...

Duyuyordum ki, arkadaşım bir siyasi parti lideriyle çok sıkı fıkıdır...

O siyasi parti lideri Başbakanlık, Başbakan Yardımcılıkları da yapmaktadır...

Kötü olan şuydu ki, arkadaşım haber merkezinin çalışma temposunun çok uzağında kalmıştı...

İşleri rölantide tutuyor, soranlara da cevap verme gereği bile duymuyordu...

Etraftan beni doldurdular da mı söylediler bilmem, ama kulağıma şu fısıldandı...

Siyasi parti liderine güveniyormuş...

Öyle mi dedim, bir ana haber sonrası “Arkadaş gelmesin bir daha” diye bağırdım...

“Çok istiyorsa beyefendiye gitsin, benim de böyle söylediğimi söylesin...”

Söyledi sanırım...

Çünkü bu sefer de kendisiyle kavgalı olmadığım o beyefendi, benim haber merkezime el attı...

Olur bunlar...

Mesele şudur...

Medya patronunun ya da yöneticisinin iyisi, fazla çıngar çıkarmadan bildiğini okuyandır...

Bu demokrasiye de uygundur...

İnsan ilişkilerine de...