Gazetevatan.com » Yazarlar » Takva sahibi insanın özellikleri

Takva sahibi insanın özellikleri

30 Haziran 2016 Perşembe


Kur’an-ı Kerim’in insanlar için yegane üstünlük ölçüsü olarak gösterdiği değer, ‘takva’dır.  “Ey insanlar! Doğrusu biz sizi bir erkek ve bir dişiden yarattık Ve birbirinizle tanışmanız için sizi milletlere ve kabilelere ayırdık Muhakkak ki Allah’ın yanında en değerli ve en üstün olanınız takva bakımından en üstün olanınızdır Şüphesiz Allah bilendir..”  (Hucurat,13)

Bakara süresinin 197. ayetinde de, “Gıdalardan, en iyi gıda takvadır”  ifadesinde takvanın bir iç gıda yani psikolojik bir gıda olduğu görülmektedir. Din psikolojisi alanında yapılan araştırmalar sonucunda “Takva Sahibi İnsanın” özellikleri şöyle belirlenmiştir:

Duyarlılık:

Takva sahibinde duyarlılık oluşur. Gönlüne yatmayan şeylerden uzak durur. Takva zihnin ve gönlün buluştuğu bir yaşantıdır. Hz. Muhammed’ in ifadesiyle “Allah’ın nuruyla hâdiselere bakan kişide” bir kalp gözü/basîret, diğer bir deyimle “firâset” oluşacaktır. “Ey iman edenler! Eğer Allah’a karşı takva sahibi olursanız o size iyiyi kötüden ayırt edecek bir anlayış verir ve sizin kötülüklerinizi örter, sizi bağışlar. Allah büyük lütuf sahibidir.” 

İlişkilerde güvenli bağlanma:

Takva sahipleri insanlarla, doğayla, eşyayla olan ilişkisinde bağımlılık geliştirmez. Takva kelimesinin türediği “vikaye” kelimesi içine su sızdırmayan kap anlamına da gelmektedir. Takva sahibi insan, gönlüne, geçici olanı sızdırmaz. O, genellikle varoluş amacının farkındadır. Kur’an’da insanın özünden uzaklaşarak, geçici olanı hayatının merkezine koyması somutlaştırılarak açıklanmaktadır:  “Allah’tan başkalarını dost edinenlerin durumu, kendine bir ev edinen örümceğin durumu gibidir. Evlerin en dayanıksızı ise şüphesiz örümcek evidir. Keşke bilselerdi!” ( Ankebut,29, 41)

İffetli Olma:

Kur’an-ı Kerim’ de “takva elbisesi” kavramı geçmektedir. Araf suresi 26. ayette Yüce Yaratıcımız bizlere şöyle seslenmektedir:  “Ey Âdemoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süslenecek elbise verdik. Takva elbisesi var ya, işte o daha hayırlıdır.” Ayette kadın-erkek hepimize; insanoğluna hitap ediliyor ve iki giysiden söz ediliyor: Dışsal giysi ve içsel giysi.      

Din psikolojisi biliminin çalışmalarının aydınlığında takva örtüsünü şöyle açıklayabiliriz: Ruhlarımızın cinsiyeti yok aslında. Kendimizi ruhumuzla hissetmemiz, içsel değerlerimize ve güçlerimize odaklanmamız bizi gerçek anlamda örter. Mümine en çok yakışan giysi takva elbisesidir. Bu noktada Mevlana’nın sözünü hatırlıyorum. “Öyle elbiseler gördüm içlerinde insan yok. Öyle insanlar gördüm üzerlerinde elbise yok”.  

Hacı Bayram Veli’ye göre takva sahibinin temiz bir hayâ sahibi olması gerekir. Zira hayâ (utanma duygusu) imanın elbisesidir ve temiz tutulmalıdır.

Cömertlilik:

“O takvâ sahipleri ki, bollukta da darlıkta da Allah için harcarlar” (Al-i İmran,134) Ayetten anlaşıldığı gibi takva sahibi kimsenin bir özelliği de cömert olmasıdır. 

Öfkeyi Kontrol Etme:

Takva sahibi, öfkesini kontrol eder. Al’imran süresi 134. ayette, “ O takvâ sahipleri;… öfkelerini yutarlar ve insanları affederler. Allah da güzel davranışta bulunanları sever”.  Ayette geçen “kezame” fiili sözlükte “gizlemek, zapt etmek, durdurmak; sukut etmek…” anlamlarına gelir. Bu anlamlarıyla kavram, psikolojik boyut kazanmaktadır. Öfkeyi kontrol altına almak, önemli bir ruh disiplini ve olgunluğunun işaretidir. Hz. Muhammed bu konuda şöyle söylemiştir: “Öfkesinin gereğini yerine getirebilecek olduğu halde öfkesini kontrol eden insanın kalbini yüce Allah güven ve imanla doldurur”

Dengeli Olma:

Fatiha suresini her okuduğumuzda 5. ayette “Allah’ım beni dosdoğru, orta, dengeli yoluna ulaştır” diyoruz. Takva insanın bu yeteneklerini yaşamasıyla gerçekleşir. İnsan, ahlaki enerjisini en üst düzeye çıkarıp gelişme gösterebilir ki bu da takvanın özüdür.

SİZ SORUN PROF. DR. ÖZNUR ÖZDOĞAN CEVAPLASIN

Ruhumuzu nasıl besleyebiliriz?

SORU: Biz toplum olarak beslenme konusunda hep midemizi ön planda tutuyor ne yiyeceğimizi düşünüyoruz, ancak ruhumuzu besleme konusunu genellikle göz ardı ediyoruz. Peki, ruhumuzu aç bırakarak neler kaybediyoruz? Ruhumuzu nasıl besleyebiliriz? NİHAL DOĞAN

“Mideden vazgeç, gönle doğru yürü.”  diyor Mevlana. İnsan yaşadığı sürece, bedenini ve ruhunu, birbirine bağlı, birbirini etkileyen ve birbirinden ayrılmaz iki temel unsur olarak görmelidir. Ruh ve bedenin, birlikte uyumlu bir şekilde çalışması ve bu yolla, bu iki unsurun dengelerinin korunması, insan için ideal bir durumdur.

Ruhu ve bedeni ile bir bütün olan insanın, bedensel ihtiyaçları yanında manevi ihtiyaçları da vardır. Bunlar arasında inanma, bağlanma, sadık olma, dayanma, güvenme, korunma, dürüstlük, iyilik, doğruluk, adalete sahip olma vb. ihtiyaçları sıralanabilir.

Maddenin kaynağı manadır. Mana kelimesinden türeyen Maneviyat,  derin bir bütünlük duygusu, bağlanmak ve sonsuza kendini açmaktır. İnsan ruhunun, kendine ve başkalarına mutluluk veren, sevgi, şefkat, sabır, hoşgörü, affetme, uyum duygusu ve sorumluluk nitelikleriyle iletişim kurmasıdır. Doğuştan gelen insani bir yetenektir. Sadece yaşamsal gücümüz değil, bu yaşamsal gücü deneyimlememizin de adıdır. Bu yaşamsal gücü yaşamak, deneyimlemek, her ne kadar bizim bir parçamız olsa da, aynı zamanda bizi aşmaktadır. O bizi doğaya ve hayatın kaynağına bağlar. Maneviyat, acıları öğrenmeye dönüştürdüğü gibi, düşmanlığı işbirliğine, kayıtsızlığı da sevgiye dönüştürür. Maneviyatı yaşamak çeşitli hayat deneyimleriyle baş etmemize yardımcı olur.

SORULARINIZI BEKLİYORUZ

Ramazan ayı ve oruçla ilgili tüm sorularınızı, Prof. Dr. Öznur Özdoğan’ın oznurozdogan@gazetevatan.com adresine gönderebilirsiniz.