Gazetevatan.com » Yazarlar » Bilgelik...

Bilgelik...

23 Haziran 2016 Perşembe


Bilge, bilginden farklıdır. Birtakım bilgileri hafızaya yerleştirmek, kişiyi bilgelik yoluna götürmez. Hatta öyle bilgiler vardır ki, kişiyi bilge yapması bir yana, onun için bir yüktür.  Bilge, kendisine faydası dokunmayacak bilginin peşinden koşmaz. Bilgelik, Kur’an-ı Kerim’de “hikmet” kelimesi ile ifade edilmektedir.

Hikmet-bilgelik

verilenin kazancı...

Bilge kişinin durumuyla ilgili olarak Yaradanımız:

“Kendisine hikmet-bilgelik verilmiş olana çok büyük bir hayır verilmiştir. Gönlünü ve aklını çalıştıranlardan başkası düşünüp anlayamaz” (Bakara, 269) ifadesini kullanmaktadır.

Bilgi, iyi karakterli insanların elinde insanlığa faydalı olmak için kullanılırken; kötü karakterli insanların elinde felaketlere sebep olabilir. Atom bombası çok  ileri bir teknolojidir. Ama bu bilgi, tarihte insanların felaketine neden olmuştur. Mevlana Mesnevi’de bu konuyu şöyle işlemektedir;

“Kötü karakterli kişiye ilim ve fen öğretmek, eşkiyanın eline kılıç vermektir.”

Bilge ile bilgin, aynı olaya farklı şekilde bakarlar. Bilgin, olaylara olumsuz anlam yükleyebilir. Bilgeye göre her insan ve her olay bir öğretmendir.  Bu yönüyle bilge, elindeki imkanları en iyi şekilde değerlendirir, önüne konmuş her şeyin keyfini çıkarabilir, olmayan bir şeyin hasretini de çekmez.

Bilge, olayları gelişme fırsatına dönüştürür. Ayrıca kendini ilgilendiği konuya tam olarak verir. Onun bulunduğu ortam çok yüksek ışık veren bir ampulle aydınlatılmış gibidir. Aydınlanmış ortamda bulunan bütün insanlar da aydınlanmış olur. Bu yönü ile  bilge, kendine ve diğer insanlara faydalı olan bilgiler taşır.

Bilge insanın amacı: Sevgi

Kur’an-ı Kerim’in ayetlerini dizeleriyle açıklayan Yunus Emre, bilge insanın amacının da, yönteminin de sevgi olduğunu söyler.

“Ben gelmedim dava için

Benim işim sevi için.

Dostun evi gönüllerdir

Gönüller yapmaya geldim.”

Sevgi yeteneğinin gelişmesi ile birlikte  kişinin zihninde kim ve ne olduğuna dair merak uyanır. Bu merak tüm potansiyel güçleri gerçekleştirmek üzere harekete geçer. Potansiyel güçlerin uyanması, kişisel gelişimi hızlandırır. Hayatı daha anlamlı kılar, Mevlana bu konuda şöyle söyler;

“Bütün ilimlerin ruhu, mahşer günü ben kimim diyebilmendir. Sen dinin esaslarını bildin, ancak kendi aslına bak, o iyi mi? Kendi aslını bilmen, ikiye ayrılan esasları bilmenden daha iyidir. Ey ulu kişi!

Bilgi kullanılıyorsa yükseltir

Sadece bilgiyi artırmak bilgeliği beslemez. Edinilen bilgi, eğer kullanılıyorsa yükseliş yolunu aydınlatır. Bilgelik, bilginin hayata uygulanmasıdır; çok şey bilmediğimizin farkına varmaktır.

Bilgili olmanın sorumluluğunun bilincinde olan bilgeler ile insanlık, tarih boyunca rahat nefes alabilmiştir. Çünkü bilge, öğrendiklerini kendi özü ile bütünleştirir. Karşılaşılan büyük sorunlar karşısında insanları rahatlatır. Kur’an-ı Kerim, birçok peygamberi bilge olarak nitelendirmektedir. Örnek olarak şu ayetleri söyleyebiliriz:

“Yusuf, kuvvetli çağına erişince ona bilgelik ve ilim verdik. İşte biz, güzel davrananları böyle mükâfâtlandırırız.“ (Yusuf, 22)

“Ey Yahyâ, Kitaba sımsıkı sarıl, demiş ve daha çocuk iken katımızdan bilgelik, yumuşak kalplilik, ve arınmışlık vermiştik.” (Meryem, 12)

“Lût’a da bilgelik ve ilim verdik ve onu çirkin işler yapan bir kentten kurtardık…”  (Enbiya, 74)

Günümüz dünyasının bilge insanlara ihtiyacı olduğunu hepimiz biliyoruz. Hem peygamberleri hem de bilge insanları örnek alarak bizler de bilgece eylemler üretebiliriz. Böylece vatanımız ve dünyamız sevgi ve barışın egemen olduğu, yaşamaktan daha çok mutluluk duyduğumuz bir yer haline gelebilir.

Hasta umutsuzluğu ve dinimizin bakışı

SORU: Kanser tedavisi görüyorum. Zaman zaman korkuyorum, umutsuzluğa kapılıyorum, dinimizin bu konuya yaklaşımı nedir? MELİHA COMBA

Ruh ve beden birbirine bağlı, birbirini etkileyen iki temel unsurdur. Hastalık ve şifa süreci, değişim için bir fırsat olarak görüldüğünde iyileşme gerçekleşir. Bunun için ruhumuzun gücünden ve manevi kaynaklarımızdan yararlanmak önem kazanmaktadır.

‘Her derdin dermanı vardır’

Peygamberimizin “Allah dermanını yaratmadan bir derdi yaratmamıştır.” ve “Her derdin dermanı vardır”

hadis-i şerifleri  hasta ve hekimin umudunu desteklemektedir.

“Allah’ın rahmetinden,  ümidinizi kesmeyin; doğrusu kafirlerin dışındakiler, Allah’ın cana can veren rahmetinden ümidini kesmez.” (Yusuf, 87) ayetiyle Rabbimiz bizleri umutlu olmaya davet etmektedir. Ayette geçen “kafir” kelimesi “gerçekleri örten” anlamına da gelmektedir.

‘Şer’de hayır olabilir...

Yüce Yaratıcımız; “Sizin şer diye bildiklerinizde hayır, hayır diye bildiklerinizde şer olabilir.” der ve ilahi bir hikayeyle, Eyüp peygamber kıssasıyla bu bakış açısını örneklendirir.   

“Eyüp’ü da an. Hani o: “Ya Rabbî, bu dert bana iyice dokundu. Sen merhametlilerin en merhametli olanısın” diye niyaz etmiş, Biz de onun duasını kabul buyurup katımızdan bir lütuf ve ibadet edenlere bir ders olmak üzere, hastalığını iyileştirmiş, kendisine aile ve dostlarını misliyle beraber vermiştik”. (Enbiya, 83-84)

HAYAT BİR İMTİHAN SÜRECİ DEGİL ÖĞRENME SÜRECİDİR. Aslında hastalıklar, kendimize karşı ne kadar sorumsuz olduğumuzu görmek ve kendimizi koruma ve sevme sorumluluğunu tekrar kazanmak için güçlü bir uyarı, harika birer fırsattır. Mevlana’nın söylediği gibi:

“Allah sana sıkıntı vermekle, tozunu kirini alır.”

SORULARINIZI BEKLİYORUZ

Ramazan ayı ve oruçla ilgili tüm sorularınızı, Prof. Dr. Öznur Özdoğan’ın oznurozdogan@gazetevatan.com adresine gönderebilirsiniz.