Azim

09 Haziran 2016 Perşembe


 
“Azim” ve “hırs”ın  ayrı yaşantılar olduğunu söyleyebiliriz.
 
Azim, ısrarla istemek, kesin karar vermek, niyet, sabır ve irade, aceleci olmamak gibi anlamlara gelir. Azim genelde hayırlı faydalı bir işi, bir eylemi gerçekleştirmek veya zararlı bir işi gerçekleştirmemek konusunda gösterilen  kararlılıktır.  
 
Azim hayırlı, hırs şiddetli
 
Hırs ise gözü kör ve kulağı da manen sağır eden tutkulu bir ümitle bir şeyi mutlaka elde etmek düşüncesiyle aşırı derecede çalışıp bedenen yorulmak ve bir şey hakkında hissedilen şiddetli bir arzu veya hevestir. Arzu ve isteklerin yoğun olarak yaşanmasıdır.  
 
Hırsın bazı özellikleri şunlardır: 
 
* Zenginliğe rağmen cimrilik 
* Dünya,  makam,  mal,  mülk ve şöhret sevgisi
Hırsın zararlarını da şöyle özetleyebiliriz:
* Elindekine kanaat etmemek
* Mutsuzluk. Başarıyı yakalayamamak ve elindekini kaybetme durumu veya kaygısı
* Öfke, kin, haset ve kıskançlığın yaygınlaşması
 
Hırslı ölümüne çalışır
 
Azimli insan çok çalışır. Hırslı insan da ölümüne çalışır. 
 
Azimle hırsın farklarını şöyle açıklayabiliriz: Azimli insan çalışmaya devam ederken istediğini elde edemediğinde üzülmez. Her şeye rağmen kendisine verilene razı olur. Şükreder. Şükretmenin verdiği rahatlıkla çalışmaya devam eder. Onun için önemli olan çalışmaktır. Başaramazsa da çalışmaya devam etmektir. Başaranlar, başaramadıklarında dahi çalışmaya devam edenlerdir. Ama hırs gösteren insan, tüm çabalarına rağmen istediği sonucu elde edemediğinde öfkelenir, morali bozulur, intikam almak ister. Bir süre sonra çalışma isteğini kaybeder. Hayatının anlamını  yitirir.
 
Kur’an-ı Kerim’de Yüce Yaratıcımız bizlere şöyle seslenmektedir : 
 
Azim: Güvenle ilerleme
 
‘’Bir işe azmettiğinde artık Allah’a güven. Kuşkusuz Allah, kendine güvenip, dayananları sever.”  (Âl-i İmran, 159)
 
Ayette görüldüğü gibi, azimde Yaradanımızla bağ kurarak ve güven içinde hedeflerimize doğru ilerleriz. noktada Atamızın sözünü hatırlıyorum. “Milletin bağımsızlığını yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” Muhammed, “azimliler, yöneldikleri işlerde, eylemlerde sabır ve sebat göstererek dimdik ayakta durarak tüm zorluklara dayanarak davrananlardır” demektedir. Hadiste geçen dimdik anlamndaki “ızam” kelimesi aynı zamanda kemik anlamına da gelmektedir. 
 
Sevgili peygamberimiz, vicdanımızı hırstan korumamızı söylemekte ve bizlere şu uyarıda bulunmaktadır: İnsanoğlu yaşlanır ama ondaki iki huy gençleşir: Hırs ve uzak hedefleri gerçekleştirme isteği. Peygamberimiz şöyle devam ediyor: 
 
“Sizler yöneticiliğe karşı çok hırslısınız. Halbuki o kıyamet günü pişmanlık demektir. Ancak, onu hakkıyla kazananlar bu pişmanlıktan kurtulurlar”   
 
Mevlana ne diyor?
 
Kültürümüzün yetiştirdiği büyük düşünür Mevlana da bu konuda  şunları söylemektedir: 
 
“Bir insanda kendini yüksek görme, hırs ve şehvet soğan gibi kokar.”
 
“Nice balık vardır ki, su içinde her şeyden eminken, boğazının hırsı yüzünden oltaya tutulmuştur.”   
 
Görüldüğü gibi insan, azim ve istek sahibi olursa, aşamayacağı engel kalmaz. Azimde insanlığa hizmet duygusu baskınken, hırsta kendine hizmet duygusu baskındır.  Azmin ve sağlam iradenin karşısında hiçbir engel duramaz. Azim karakterin en önemli yardımcısıdır.
 
Duada kullanılan kelimeler önemli mi?
 
SORU: Sevgili hocam, nasıl dua etmeliyiz, dualarımızda kullandığımız kelimeler önemli mi?
 
Bu soruya son dönemde farkındalığımı yükselten, Mevlana’nın peygamberimizin bir yaşantısını hikayeleştirdiği Mesnevi’den bir bölümle cevap vermek istiyorum. 
 
“Hz. Muhammed (Allah’ın selamı O’nun üstüne olsun) bir gün ağır hasta olan bir sahabeyi ziyarete gider. Ona selam verip, vücuduna elini sürdükten sonra, “yanlış bir dua mı ettin?” diye sorar. Sahabe “Şu anda bilmiyorum ama sizin nurunuzla, ışığınızla elbet bileceğim, aydınlanacağım” der halsizce. 
 
HZ. MUHAMMED’İN DUASI
 
Peygamberimiz sohbete başlar. Bir süre sonra hasta sahabe “Efendim siz cennetin güzelliklerinden söz ederken ben coştum, ‘Allah’ım cenneti haketmek için ne zahmet yaşamam gerekiyorsa onu yaşayayım’ diye dua ettim”  der. Bunun üzerine peygamberimiz duasına tövbe etmesini söyler. Ve Kur’an-ı Kerim’den bir ayetle, şöyle dua etmesini önerir.
 
“Allahım bana bu dünyada da iyilik ve güzellik ver, öbür dünyada da iyilik ve güzellik ver. Beni içimi yakacak her türlü acıdan, ateşten koru. Sen şefkatli olanların en şefkatli olanısın.” (Bakara suresi, 201)
 
BU DUADAN SONRA İYİLEŞTİ
 
Mevlana hasta sahabenin bu farkındalığın ardından iyileştiğini söyleyerek bitirir hikayesini.
 
Ankara Ulus Devlet Hastanesi Palyatif Bakım Ünitesinde  “Manevi Bakım” projesini yürütürken görüştüğüm felçli bir hasta “Allah’ım beni dinlendir, diye dua ederdim” demişti. Onunla dua ve kendini affetme konusunda çalışmıştık. 
 
Dualarımızın Kur’an’dan beslenmesi ve olumlu ifadeleri içermesi önemli.
 
SORULARINIZI BEKLİYORUZ
 
Ramazan ayı ve oruçla ilgili tüm sorularınızı, Prof. Dr. Öznur Özdoğan’ın oznurozdogan@gazetevatan.com adresine gönderebilirsiniz.