Gazetevatan.com » Yazarlar » En hürmet edilen mescid; Mescid-İ Haram

En hürmet edilen mescid; Mescid-İ Haram


Hürmet, benliğimizden başlayarak evrene yayılan bir hal olunca, her varlığın sevilmesi demek olan merhameti doğuruyor.

Birliğe ulaştıracak yol hürmet yoludur. İlme hürmet, geçmişimize hürmet, birbirimize hürmet… İnsan olarak büyük - küçük, kadın - erkek, fakir - zengin hep birbirimize karşı hürmet borçluyuz. Hürmet, benliğimizden başlayarak evrene yayılan bir hal olunca, her varlığın sevilmesi demek olan merhameti doğuruyor. Hürmetle iletişim kurduğumuz zaman, zihnimizi ve yüreğimizi yeni olanaklara ve yeni seçeneklere açmış oluyoruz.
 
Haram kelimesi ‘hrm’ kökünden gelmektedir. Anlamlarından biri hürmettir. Gerçekte Yaradanın emirleri ikna içeriklidir. Bedenimize, zihnimize hürmet ettiğimiz için zararlı maddelere, eylemlere yönelmeyiz.  
Umre ve hac ibadetinde, ihrama gireriz; dikişsiz ve  özel bir elbisedir ihram. Bu kelime de aynı kökten gelmektedir. İhramlıyken kendimiz dahil hiçbir varlığa zarar vermemeye, gönül kırmamaya özen gösteririz. Bu süreç hürmet eğitimidir bizim için.  
 
Bu noktada ilk umre ziyaretime hazırlayan süreci ve umre yaşantısının iç dünyama katkılarını paylaşmak istiyorum:
 
“İnsanın, başkalarının yaşantısına derin anlamı olan katkılarda bulunma yeteneğine sahip olduğu gerçeğine olan inancımla, 2002 Temmuz ayında, Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğüne bir proje sundum. Hata yapmanın ve hatada ısrarın, insanın öz niteliklerini yaşayamamasından kaynaklandığı düşüncesiyle; tema odaklı grup toplantılarıyla ve ikili görüşmelerle; tutuklu ve mahkumların, kendilerini tanımalarına, sevmelerine, affetmelerine, kendini gerçekleştirme düzeylerini yükseltmelerine, psikolojik ve manevi açıdan güçlenmelerine ve böylece aynı hatayı tekrarlamamalarına yardımcı olmayı ve topluma sağlıklı bireyler olarak kazandırılmalarına katkıda bulunmayı amaçlıyordum. Kadınların çoğunun evli ve çocuklu olduğunu biliyordum. Cezaevi sonrası yaşantılarına, anne ve eş olarak, sağlıklı, bilinçli ve güçlü dönebilmelerine yardımcı olmayı da hedefliyordum.
 
Kısa sürede Ulucanlar Cezaevi kadın koğuşunda çalışmanın yapılması konusunda izin verildi. 13 Ağustos 2002 tarihinde projeye başladım.
 
Altı ay boyunca, kadın mahkumları yüksek anlayışla dinlemek; onların iç dünyalarına tanık olmak; yaşam anlayışlarında hangi bilgilere ve değerlere ihtiyaçları olduğunu belirlemek ve bunları uygun yöntemlerle sunmak, benim için, bir yandan muhteşem bir deneyim olurken, bir yandan da yüreğimde bir türlü atamadığım bir ağırlık oluşturmuştu. Bu sırada, anneme umre ziyaretine giderken eşlik etmem gerekti. Kutsal topraklarda, kelimelere dökemeyeceğim yüksek deneyimler yaşadım.
 
Türkiye’ ye döndüğümde yüreğimdeki o ağırlığın yok olduğunu, gerçek sevgi ve güvenle dolduğumu fark ettim. Aslında, bu çalışmanın ve emeğin ödülünü çoktan almıştım. Farkındalığım ve sevme gücüm artmış olarak, projeye devam ettim.” 
 
ANADOLU’NUN KADIN EVLİYALARI
 
İyi huylu ve güzeller güzeli olan Ebe Ana, Kütahya’nın veli insanlarından olan Nalbant Hüseyin Dede’nin kızıdır. Rivayetlere göre, Bizans döneminde Saruhanlılar Köyü’nün yukarısında kalan Orinas Kale’sinden gelen bir grup atlı asker, Bizans tekfurunun eşinin doğum sancılarının tuttuğunu, Ebe Ana’nın gelmesini söyler. Nalbant Hüseyin Dede, kızına hazırlanmasını söyler. Ebe Ana askerlerle birlikte kaleye çıkar. Tekfurun eşinin doğumunu yaptırır. Ebe Ana, evine gitmek için hazırlandığında güneş batmış, akşamın alacakaranlığı gökyüzünü kaplamıştır. Oba ise karşı tepededir. 
 
Kayanın ikiye yarılması
 
Tekfur, Ebe Ana’nın tek gitmemesi için yanına bir grup atlı asker verir. Ebe Ana, askerlerle kaleden dereye doğru inmeye başlarken atlıların kalbine kötülük düşer. Atlarından inerek Ebe Ana’ya yönelirler. Ebe Ana önce ne olduğuna anlam veremez. Daha sonra imanla aşağıya doğru kaçmaya başlar. Ebe Ana kaçarken karşısına kocaman bir kaya çıkar. O an Ebe Ana’nın Allaha yakarışıyla kaya ortadan ikiye yarılır. Ebe Ana, kayanın içine girer ve kaya tekrar kapanır. Kaya kapanırken Ebe Ana’nın bir göğsü dışarıda kalır. Belirli dönemlerde göğsünden süt gibi bir sıvının aktığı söylenir. 
 
Orinas Kalesi yemini...
 
Ebe Ana’nın sesini duyan çobanlar askerleri kovalar ve kayanın başına gelir. Bir süre sonra bütün oba kayanın başında toplanır. Nalbant Hüseyin Dede ve eşi perişan halde kayanın etrafında oturur. Obanın gençleri o gün orada Orinas Kalesini almak için intikam yemini ederler. Birkaç gün sonra Orinas Kalesi alınır. Nalbant Hüseyin Dede ve eşi ise günlerce Ebe Ana’nın içine girdiği kayanın başından ayrılmaz. İki ihtiyar kayanın başında bir gün ölü bulur. Mezarları kayanın yanına yapılır.