Gazetevatan.com » Yazarlar » Sevenler içinde en çok seven

Sevenler içinde en çok seven


Bu sabah bayram namazında tekbirler getirildi; Allahu ekber: Allah en büyüktür, en yücedir. Aslında hayatımızda Yaratıcımızla ilişkimize öncelik verdiğimizde, O’nunla sağlıklı bağ kurduğumuzda gerçek bayramımızı yaşıyoruz. Bu bağ varoluşumuzu besliyor, bizi özümüze yaklaştırıyor. Kendimizle barışık oluyoruz ve barışı destekleyen işler; salih ameller yapıyoruz. Bu bağın sağlıklı olabilmesi için sevgi temeli üzerine kurulması önemli. Korktuğumuzda kendimizi bırakamıyoruz teslim olamıyoruz Rabbimize.

Son günlerde cezalandıran, korkulan bir Yaratıcı inancı baskın olan insanların psikolojik sorunlarla karşılaştıklarına tanık oluyorum. Aslında bu inanç beni ta çocukluğuma kadar götürüyor. Allah taş eder sözünü çok duyardım. Bir anımı paylaşmak istiyorum. 3 ya da 4 yaşlarındayken arkadaşlarımla oynarken kırmızı gül yapraklarından tırnaklarımıza yapıştırmıştık. Bir büyüğüm tırnaklarınız cehennemde kerpetenle kökünden sökülecek demişti. Çocukluğumuzdaki somut zekamızla olayı gözümüzün önünde canlandırıp ürpermiştik. Ama içimin sesinin söylediklerini hiç unutmadım. “Bizim Yaradanımız böyle yapmaz.”

Bu durum beni Kuran-ı Kerim’de “korku” özellikle “Allah’ dan korkmak” olarak tercüme edilen kelimelere yöneltti.

Kuran’da korku olarak tercüme edilen haşye, takva gibi kelimeler, aslında sıradan hayatımızda hissettiğimiz anlamda korku olarak algılanamaz. İnsanın Yaratıcısıyla iletişiminde sevginin devam etmesine yönelik bir çaba olarak yorumlanabilir. Mesela “haşye”, hayranlık duygusuyla ürpermek, adeta hücrelerinde Allah’ın varlığını hissetmektir.

Takva “gösterişten uzak, halis ve kâmil işler ve ibadetler” anlamında kullanılmıştır. İnsanın eylemlerine anlam kazandıran esas öz, takvadır. Kur’an-ı Kerim’de kurbanla ilgili olarak “Onların etleri ve kanları asla Allah’a ulaşmaz. Fakat O’na sizin takvanız ulaşır…” Hac suresi, 37 buyrulması, bu gerçeği anlatan ilahi mesajlardandır. Yine Kur’ân-ı Kerim’de, “…Allah ancak takva sahiplerinden kabul eder” Maide suresi, 27, buyrulmaktadır.

Muhammed Esed “takva” kelimesini “Allah’a karşı sorumluluk bilincini canlı tutmak” şeklinde tercüme etmiş ve gerekçesini şöyle açıklamaktadır: “Muttaki” kelimesinin “Allah’tan korkan” şeklinde alışılagelen çevirisi bu ibarenin olumlu içeriğini yeterli biçimde yansıtmaz. Yani Allah’ın her zaman ve her yerde hazır olduğunun farkında olmayı ve kişinin bu farkında oluşun ışığı altında kendi varlığını biçimlendirme, oluşturma arzusunu yansıtmaz. Öte yandan bazı çevirmenlerce benimsenen “Kötülükten sakınan” veya “sorumluluğu konusunda dikkatli olan” şeklindeki çeviri ise “ilahi sorumluluk bilinci” kavramının sadece belirli bir yönünü yansıtır.

Ahmet Hamdi Yazır’ a göre takva, kendini sağlama almaktır. Güçlü bir koruma alanına girerek korunmaktır. Her türlü kötülükten sakınmaktır. Bunun için insanın kendisini, Allah’ın korumasına bırakması ve iyiliklere sarılmasıdır.

Din psikolojisi alanında yapılan çalışmalarda inancın , umut, dayanma gücü ve anlam duygusu sağlayarak kişilerin psikolojik sağlığına katkıda bulunduğu görülmüştür. Yaradan algısının seven, adil ve destekleyici olması daha iyi psikolojik sağlık ve daha düşük anksiyete ile ilişkili bulunmuştur. Korkunun baskın olduğu Yaradan algısınasahip olanların benlik değerlerinin daha düşük ve öfke düzeylerinin daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Hz. Muhammed Allah’ın selamı Onun üstüne olsun, hicret yolunda Sevr’ de Hz. Ebubekir Mekkelilerin yaklaştıklarını söylediğinde “korkma Allah bizimle birlikte” diyerek Yaratıcısına olan sonsuz güvenini ve güçlü bağını dile getiriyordu. Şairimiz Mehmet Akif Ersoy, bu yaşantıdan aldığı ilhamla yazdı İstiklal Marşımızı;

Korkma, sönmez bu şafaklarda yüzen alsancak

Sönmeden yurdumun üstünde tüten en son ocak

O benim milletimin yıldızıdır parlayacak

O benimdir, O benim milletimindir ancak.

Güzel vatanımızda nice güzel bayramlara…