Gazetevatan.com » Yazarlar » Mümin olmadıkça Cennete giremezsiniz... Birbirinizi sevmedikçe de Mümin olamazsınız

Mümin olmadıkça Cennete giremezsiniz... Birbirinizi sevmedikçe de Mümin olamazsınız


Sevgi imanın davranışında kendini gösterir, onu canlı tutar, güçlendirip zenginleştirir. Salt kalpte yaşayan, insanı eyleme geçirmeyen bir iman, eksik bir imandır. Böyle bir mümin ise iman kavramını henüz özümseyememiştir. İlahi aşk, iman eyleminin en üst basamağıdır...

İman kelimesinin sözlük anlamı; huzur ve korku karşısında emniyettir. İslam düşünce sistemindeki anlamı; Allah’a, Resulüne ve risaletin muhtevasına inanmak ve güvenmektir. İman sadece ‘sözel olarak ifade edilmemekte, davranışı da kapsamaktadır. Allah’a güveni kişiliğiyle bütünleştirerek ilişkilerine yansıtmak ve güven toplumunu oluşturmak demektir. 

İman eylemlerle zenginleşir ve büyür yürekte. Mümin gönüllülükle yaptığı güzel işlerle, ibadetlerle Allah’a yaklaşır. İmanıyla birlikte sevgisi de artar. Öyle bir noktaya gelir ki, inancı onun hayat tarzı oluverir. Her eylemi Allah’a yaklaştıran bir adım, her sevinci O’nun sevgisini yüreğinde yücelten, kökleştiren bir adım olur. Her varlık, O’nu, O’nun güzelliğini, yüceliğini anımsatır. Bu yüzden tüm yaratılanı sever, Yaratan’dan ötürü. Hucurat suresi 10. Ayette şöyle buyrulmaktadır: “Şu bir gerçek ki, müminler sadece kardeştirler. O halde kardeşleriniz arasında barışı sağlayın ve Allah’a karşı sorumluluğunuzun bilincinde olun ki, O’nun rahmetine-sevgisine erişesiniz .”
 
Taze bir başlangıç
 
İbranice’de sevecen sözcüğü, döl yatağı (rahim) sözcüğü anlamına gelen reechen sözcüğünden türetilmiştir. Bundan çıkan sonuç, sevecenliğin, yeni bir doğum ya da taze bir başlangıcı düşündüreceğidir. Bu taze başlangıç, beraberinde daha derin anlayışı ve beklentileri getirir. Kızgınlık ve kin olmaksızın sevme gücü umudumuzu yeniler. 
Sevgi imanın davranış boyutunda kendini gösterir, onu canlı tutar ve güçlendirip zenginleştirir. Salt kalpte yaşayan, insanı eyleme geçirmeyen bir iman, eksik bir iman; böyle bir mümin ise iman kavramını henüz özümseyememiş bir mümindir. İlahi aşk, iman eyleminin en üst basamağıdır. İnsan hayatının amacı olan, ‘kendini ve Yaratıcıyı bilme’nin zirvesidir. Ve insan, iman ve sevgiyi kalbinde birlikte taşıdığında ve bu birlikteliği hayatına yansıttığında olgun insan olabilir. 
Tolstoy, “Eğer yüreğinde sevgi yoksa, hiçbir yere kımıldama. Kendini eşyalarınla, kendinle, istediğin herhangi bir şeyle oyala; fakat insanlarla değil. Yaşamak için, sadece acıktığın zaman yemek yiyebilirsin. İnsanlara yararının olması için, sevgiyi hissettiğin zaman onlarla ilişki kurmalısın.” diyor.
 
Müminin olgunu...
 
İmanın olgunluğu ahlakın güzelliği ile ilgilidir Hz. Ayşe anlatıyor: Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: “İman yönünden müminlerin en olgunu ahlâkı en güzel olanlarıdır.” 
İman emn kökünden gelmektedir. Kendimize ve başkalarına güvenmek demektir. Mümin, kendisine, Yaradanına, hayata güvenen ve kendisine güvenilen insan demektir. Bu güven sevgiyle beslenmektedir. Yunus Emre’nin dizelerine yansıdığı gibi;
“Gelin tanış olalım
İşi kolay kılalım
Sevelim sevilelim
Dünya kimseye kalmaz.”
 
ÖRNEK HAYATLAR
 
İSLAMIN GÜZEL SESİ BİLAL HABEŞİ
 
Bilal Habeşi, yanık sesiyle Ezan-ı Muhammedi’yi okumaya başlayınca, sadece insanlar değil adeta tüm kâinat dinlerdi. Mekke fethedildiğinde Hz. Muhammed’in emri ile Kâbe’nin üzerinde ilk kez ezanı da o okumuştu.
 
Bilal Habeşi Mekke’de bir köle idi. Hz. Muhammed’in halkı İslamiyete gizlice davete başladığı ilk zamanlarda Müslüman oldu. Müslümanlığa çok bağlı, temiz kalpli bir insandı. Müslüman olduğunu ilk açıklayanlardan birisiydi. En çok işkence çekenlerdendi. Kaynaklarda işkenceye tabi tutulanlar arasında Bilal Habeşi’nin, inanmayanların istedikleri şeyleri söylemediği açıklanmaktadır. Bilal Habeşi ömrü boyunca Hz. Muhammed’in yanında bulunmuştur. Bilal Habeşi’nin yeteneği güzel sesiydi. Bu nedenle İslam’da ilk ezanı okuyan odur. O, yanık sesiyle Ezan-ı Muhammedi’yi okumaya başlayınca, sadece insanlar değil, tüm kâinat dinlerdi adeta. Mekke fethedildiğinde Hz. Muhammed’in emri ile Kâbe’nin üzerinde ilk defa ezanı, o okumuştu. Peygamberimiz: “Bilal, ne güzel bir karaktere sahiptir! O müezzinlerin önderidir, efendisidir” demiştir. Bilal-i Habeşi, Peygamberimiz’in müezzinliğinin yanında, O’nun hazinedarlığı ile de meşgul olurdu. 
 
Çok üzüldü, Şam’a gitti...
 
İki cihan güneşi sevgili Peygamberimiz’in sonsuz aleme geçişi, onu da çok etkilemişti. Bu ayrılığa dayanamıyordu. Oradan ayrılacak ve uzaklara gidecekti. İnsanlığa hizmet ederek yaşamına devam edecekti. Belki, kederini azaltarak, hasretini bu şekilde dindirebilirdi. Hazreti Ebu Bekir’in yanına gelerek: “Ey Allah’ın elçisi’nin Halifesi! İzin ver, Şam’a gitmek istiyorum” dedi. Hz. Ebu Bekir gitmesini istemiyordu. 
“Ey Bilal! Sen bizi şu hal üzere bırakıp gideceksin öyle mi? Yanımızda kalıp bize yardımcı olsan olmaz mı?” diyerek izin vermedi. Fakat Bilal Habeşi kesin kararlıydı, dedi ki: “Eğer, sen beni kendin için alıp azâd ettiysen, yanında alıkoyabilirsin. Yok eğer Allah rızası için azâd ettiysen, beni bırak, Yüce Allah’ın hizmetine gideyim.” 
Hz. Bilal kesin kararını vermişti. Hz. Ebu Bekir sadece “peki” dedi. Bilal Habeşi Şam’a gitti. 
 
Azim ve kararlılık engelleri aşar
 
Bilal Habeşi’nin hayatından yeteneklerimizi yaşadığımızda, dürüst ve sabırlı olduğumuzda insanlık tarihinin önde gelen insanlarından olacağımızı öğreniyoruz. 
Şu anda içinde bulunduğumuz şartları, hedeflerimiz için yeterli ve uygun göremeyebiliriz. Fakat bilelim ki azim ve kararlılık inançla birleşince bütün koşulları aşar ve bizleri hedeflerimizin ötesine taşıyabilir. Bizler şartların oluşmasını beklemeden yeteneklerimizi keşfedip onları geliştirirsek ve doğruluktan ayrılmazsak, bizim hayatımızda da açılımlar gerçekleşir. 
Umudumuzu azimle besleyelim. Özümüze ve Yaradanımıza sonsuz güvenelim. Böylece, hedeflerimize adım adım ilerleriz ve bir gün gerçekleştiririz. 
İnsanlık tarihinde barışa yönelik hizmetlerimizle yer aldığımız nice günler dileğiyle.