Gazetevatan.com » Yazarlar » Kendini bilen Rabbini bilir!

Kendini bilen Rabbini bilir!

12 Haziran 2017 Pazartesi


Ahmet Yesevi’ye göre insanın ulaşabileceği en üst mertebeye ulaşması, Allah’la bağ içinde kişinin kendini tanıması, toplumdaki insanlar arasındaki yerini, makamını ve sorumluluklarını da bilmesiyle mümkündür...

Bizler ne kadar iç dünyamıza yönelirsek potansiyel güçlerimizi ve yeteneklerimizi keşfedersek o kadar Yaratıcımızı fark eder ve onun hem varlığını, hem de niteliklerini anlarız. Bütün evrensel değerler bizim yaradılışımızda mevcuttur. Örneğin, hepimiz sevgi gücüne sahibiz. Bu gücümüzü bütün varlıkları severek ortaya çıkarırsak, Yaratıcımızın sevgi gücünü anlarız. İnanmak hepimizin doğasında var olan evrensel bir ihtiyaç ve özelliktir. Bu özellik eşi ve benzeri olmayan yüksek bir güce yöneliktir. İnancımız böyle bir varlığa yönelik olmazsa, inancımız doğamızdan kaynaklanmayıp somut varlıklara yönelir. Bu açıdan özümüzle kurduğumuz iletişimin güçlü ve sağlıklı olması bizim doğru bir inancı kazanabilmemiz ve geliştirebilmemiz için önemlidir.

İyi-kötü, ilahi-beşeri...

Mevlana’da insan, ölümlü ile ölümsüzü, iyi ile kötüyü, ilahi ile beşeriyi benliğinde birleştiren bir toplayıcı ortamdır. 

İnsan ölümsüz ben dediğimiz “ilahi nefha”nın ölümlü beden bineği içinde bir tekamül seyrini yaşamak için bu alemdeki görünümüdür. Bunu şöyle ifade eder:

“Gece-gündüz kavuşup buluşma aşkındasınız; fakat kavuşmanın da ışığı sizsiniz, buluşmanın da; bundan haberiniz yok, bunu anlamıyorsunuz.”

“Şaşılacak bir şey arıyorsunuz ; fakat her şeyden fazla şaşılacak şeysiniz; öylesine şaşılacak şeysiniz ki hem padişahsınız siz hem yoksul.”

Ahmet Yesevi’ye göre insanın ulaşabileceği en üst mertebeye ulaşması, Allah’la bağ içinde, kişinin kendini tanıması, toplum içerisindeki, insanlar arasındaki yerini makamını ve sorumluluklarını da bilmesiyle mümkündür.

Garip, fakir yetimleri her kim arayıp sorar

Razı olur o kuldan Perverdigar.

Bizler bu dünyaya, aklımızı, duygularımızı ve yeteneklerimizi geliştirmek için de geliyoruz. Dünya, ahiret için ürün veren bir tarla veya insanı sonsuz hayata hazırlayan bir eğitim alanıdır. Akıl ve kalp insanın iki rehberidir. Bize kendimizi tanımamızda fikirleriyle ışık tutan Mevlana akılla ilgili şunları söylemektedir:

“İki türlü akıl vardır. Birincisi kazanma ile elde edilen akıldır ki, okulda çocuğun öğrendiği gibi öğrenirsin . Öteki akıl Hak vergisidir. Onun kaynağı ta candadır”.

Aklın ışığı: Fen ilimleri

İnsanların aklına ve kalbine hitap eden, yani evrendeki olgu ve olaylara dikkat çekip insanları bakmaya, düşünmeye yönlendiren ayet ve hadisler sayılamayacak kadar çoktur. Aklın ışığı medeniyetin fen ilimleridir, vicdanın ışığı manevi ilimlerdir, ikisinin bütünleşmesiyle gerçek ortaya çıkar.

Bizler ‘bildiğimiz’ zaman gerçekte varoluşun asıl anlamına ulaşırız. Artık bu bilişte kendi özünün farkında olmak, bilerek eylemde bulunmak söz konusudur. Gerçekte bilmek demek davranışa geçirmek, içselleştirmek demektir.

Ahmet Yesevi’nin insana bakışı

Yesevi’ye göre, kişinin Müslümanlığı dünyevi çıkar ve beklentilerden arınmış, samimi ve karşılıksız olmalıdır. Buna da İhlas denir. İhlaslı bir insan gösterişsiz, maddi menfaat gözetmeyen bir kişiliğe sahip olmalıdır...

Ahmet Yesevi, bilgili, görgülü bir aile ortamında dünyaya gelmiştir. İyi bir eğitim görmüş; bölgenin ilim merkezi Buhara Medresesi’nde din ilimlerini ve zamanın diğer bilimlerini öğrenmiş, devrin büyük bilgini Yusuf Hamedani’den ‘Tasavvuf’ dersleri almıştır. Daha sonra Yesi’ye dönmüş ve ömrünün sonuna kadar orada kalmıştır. On binlerce öğrencisini orada yetiştirmiş; Kur’an ve Sünnet temeline dayalı öğretilerini orada geliştirmiştir.

Şiirlerine ‘Hikmet’ der...

Ahmet Yesevi’nin ‘Tebliğ’ metoduna ‘Hikmet’ adı verilir. Deyiş/söyleyiş ve anlatımlarla süslediği bu metodu; sevdirici, bütünleştirici, teşvik edici, manevi gücü artıran, umudu yayan, güler yüzlü olmayı içeren bir metottur. Ahmet Yesevi’nin, “Rabbinin yoluna hikmetle davet et” (Nahl suresi, 125) ayetinden esinlenerek, şiirlerine ‘Hikmet’ adını verdiği belirtilmektedir. Bu metot, Kuran’ın ruhuna uygun olarak “İnsanlara akılları ve anlayış seviyeleri”ne göre hitap edilmesi prensibinin de gereğidir. O’nun;

“Aşksızların hem canı yok, hem imanı

Rasulullah sözünü dedim, mânâ hani

Nice desem, işitici, bilen hani?

Habersize desem, gönlü katılaşır dostlar.”

deyişi, onun bu konudaki hassasiyetini gösterir.

Samimi ve karşılıksız

Yesevi’ye göre, kişinin Müslümanlığı dünyevi çıkar ve beklentilerden arınmış, samimi ve karşılıksız olmalıdır. Buna da İhlas denir. İhlaslı bir insan gösterişsiz, maddi menfaat gözetmeyen bir kişiliğe sahip olmalıdır. O, bilhassa topluma yön veren ve onu yöneten insanlara büyük önem verir. Âlimler ilimlerine, hakîmler Hakk’a ve adalete göre karar vermezse, toplumun bozulacağını söyler.

Ahmet Yesevi, insanlara dil, din, ırk cinsiyet farkı gözetmeksizin, tatlı dil, güler yüz ve hoşgörü ile yaklaşılmasını öğütler. İnsan, Yaradan’ın yeryüzündeki temsilcisi ve O’nun sıfatlarına sahip olabilen tek varlıktır. İnsan yaratılanların en üstünüdür. İnsan sevgisi ile Allah aşkı birbirine bağlı olarak gelişir. Allah’a aşk ve sevgi ile inanan insan, insanlara da aynı duyguyla yaklaşır.