Gazetevatan.com » Yazarlar » Hayallerin cehennemi

Hayallerin cehennemi

14 Ekim 2016 Cuma

Dan Brown’un dünyaca ünlü romanı ‘Inferno’dan (Cehennem) aynı isimle uyarlanan film, aksiyonun bir an bile düşmemesi, mekan kullanımı ve etkileyici halüsinasyon sahneleriyle ne kadar keyif verse de karakterlerine kitaptaki derinliği yansıtamaması nedeniyle beklenenin bir tık altında kalıyor


Dan Brown hayranlarının gün, hatta saat sayarak beklediği film ‘Inferno’ (Cehennem) bugün vizyona girdi. Bilim ve din konularını romanlarına konu eden Brown’un 2013 yılında yayınladığı romanı Inferno, yazarın ‘Da Vinci’nin Şifresi’ ile ‘Melekler ve Şeytanlar’dan sonra beyazperdeye uyarlanan üçüncü kitabı oldu. Yönetmen Ron Howard, ünlü aktör Tom Hanks ve Brown’u da bir kez daha bir araya getirdi. Filmimizin baş kahramanı Robert Langdon (Tom Hanks), Cambridge Üniversitesi’nde bir profesör. Diller, sanat eserleri, şifreler, dinler hatta şehirler konusunda uzman. Neredeyse bilmediği hiçbir şey yok :) Langton, bir gün gözünü Floransa’daki bir hastanede açıyor ve birçok şeyi hatırlayamıyor. Kısa sürede ikili olduğu Dr. Sienna Brooks (Felicity Jones) ile kendisini öldürmeye çalışanlardan kaçarken, dünya nüfusunun yarısını yarattığı bir virüsle yok etmek isteyen bio mühendis olan Bertrand Zobrist’in planının içine düşüyor. Zobrist, dünyada yaşanan felaketlerden hızla çoğalan nüfusu sorumlu tutuyor ve bir an önce bir şey yapılmazsa insanlığın sonunun geleceğine inanıyor. Bu konuda da kendince bir plan yapıyor. Milyarlarca insanın ölümüne neden olacak bu planı durdurmak da ancak Langton’un yapabileceği bir iş oluyor. Çünkü, bu psikopat (!) bilim adamımız planını Dante’nin ‘Cehennem’ adlı eserinden yola çıkarak hazırlıyor. Dante uzmanı Langton, şifreleri doğru çözüp, Zobrist’in patlamaya hazır virüs bombasını durdurmak zorunda kalıyor.

Tarih ve sanat turu

Film, izleyeni Floransa’daki meşhur Boboli Bahçeleri’nin ardından Venedik ve İstanbul’a kadar uzanan inanılmaz bir tarihi tura çıkarıyor. Tablolar ve bahçeler arasında elimize bir fotoğraf makinesi alıp her yeri fotoğraflama hissi yaşatıyor. Yönetmenin mekanları kullanım şekli müthiş. Özellikle son 15-20 dakikanın geçtiği Ayasofya ve Yerebatan Sarnıcı’nda çekilen sahneler, beni çok mutlu etti. Sadece Eminönü’nden geçilen bir sahne ile ‘Film İstanbulda’da çekildi’ denilmiyor merak etmeyin :) 

Ayrıntılar eksik

Açıkçası, süper güçlerle değil de her şeyi bilgisiyle çözen biriyle böylesine bir maceraya çıkmak odukça keyifli. Fakat, Tom Hanks’in karaktere uymasına rağmen fena halde alıştığımız yüzü inandırıcılığı öldürüyor. O artık o kadar fazla yapımla gözümüzün önünde ki sadece buraya özgü bir şey hissettiremiyor. Hatta çok iyi bildiğimiz gençlik yıllarından sonra ilerleyen yaşıyla birlikte göbeklenen vücudu, aksiyon sahnelerinde bir ağırlık yaşatıyor. Diğer bir konu ise böylesine kötü ve büyük bir planı yapması için kötü adamımız Zobrist’e yeterince sebep sunulmamış olması… Evet nüfus çoğalıyor, evet insanlar her an yeni bir felaketle yüz yüze kalıyor ama bunun çözümü bir anda dünyanın yarısını öldürmek değil, olmamalı! Öyle olsa bile bu virüsün kontrol edilebilirliği yok. O kadarını öldüren geri kalanını da yok eder. Zobrist bunları düşünemedi mi? Bu kadar acımasızlığı neden? Ya da kendi hayatını bile hiçe sayacak böylesine bir kararı vermesinde nasıl bir olay yatıyor? Bunları göremiyoruz. Bu yüzden kötü adamımız karikatür bir karakterden öteye gidemiyor.