Gazetevatan.com » Yazarlar » Solucanların intikamı

Solucanların intikamı

19 Ağustos 2016 Cuma


‘Viral’ filmini izledikten sonra bahçenizden çıkan solucanlara farklı davranabilirsiniz. Solucan gribi virüsünün insanları zombilere benzer bir hale getirdiği yapımı izleyip üzerine çok düşünmemek gerekiyor. Yoksa vücudunuzda bir şeyler geziyor gibi hissedebilirsiniz...

 

‘Paranormal Activity’ (3-4) ve ‘Catfish’ gibi gerilim ve korku filmlerinin yönetmenleri Henry Joost ile Ariel Schulman, bugün vizyona giren ‘Viral’ ile bir kez daha gerilim-korku yaratmayı başarıyor. Filmin konusu son dönemde çok da yabancı olmadığımız virüs yayılması sonucu insanlarda oluşan bir çeşit saldırganlık...

Birbirine zıt kız kardeşler Emma (Sofia Black D’Elia) ve Stacey (Analeigh Tipton), yeni taşındıkları Güney Kaliforniya’da Shadow Canyon kasabasındaki okullarına ve arkadaşlarına alışmaya çalışıyor. Babaları (Michael Kelly), üniversitede hocayken işini bırakıp lisede Fen Bilgisi öğretmenliği yapmaya başlıyor. Ailenin annesi şehir dışında. Nedenini daha sonra anlayacağımız bir nedenle baba ve kızlar arasında gerilim hakim. Emma daha sakin, mütevazi ve utangaç bir kişiliğe sahipken ablası Stacey, ilk görüşte ‘ben asiyim’ diye haykırıyor. Utangaç kızımız yeni okulundaki Evan’a (Travis Tope) çoktan aşık olmuş bile...

Hayatta kalma savaşı

Bir gün Emma’nın arkadaşı Gracie’nin okulda bir anda yere yığılıp kan kusması asıl olayımızın başlamasını sağlıyor. Ülke dışında yayılan ‘solucan virüsü’ Kaliforniya’ya da sıçrıyor. İnsan vücuduna yerleşerek onu saldırgan bir hale getiren ve hastalığı yaymaya çalışan bu virüs, kısa sürede tüm ülkeyi ele geçiriyor. Ülkede sıkıyönetim ilan ediliyor. Evden çıkmalar, havaalanından ayrılmalar yasaklanıyor. Eşini havaalanından almaya giden Emma ve Stacey’in babası, mahsur kalıyor ve kızlar Evan ile birlikte bu savaşı kazanıp, hayatta kalmak için çabalıyor.

Filmin en acı tarafı Stacey’in bu virüse yakalanması... Emma ne olursan olsun ablasını bu şekilde bırakmak istemiyor ve babasının derslerde anlattığı yöntemleri deneyerek onu hastalıktan kurtarmaya çalışıyor. Stacey ise beynini kemiren ve saldırma emri veren hastalığa karşı direnerek kardeşine zarar vermemeye çalışıyor. Hastalık evlerinde yokken, sadece haberleri izlerken her şey çok kolaydı. Herkes hayatına bakıyor, partiler bile ertelenmiyordu. Ancak bu saatten sonra işler değişiyor ve hayatta kalma mücadelesi başlıyor.

 

Zombileşme klişesi

Filmde, -birçoğunda olduğu gibi- dakikalarca virüsün ne olduğu üzerine basit basit sorular dönüp dolaşmıyor karakterler arasında. Biz karakterlerimizin yeni yaşama alışmasını izlerken bir yandan açık olan radyo ve televizyonlardan virüsün yavaş yavaş yayıldığının haberlerini alıyoruz. Hiçbir şey bize sürpriz olmuyor. Başı sonu belli...

Oyuncuların karakterlerine uyumu da 89 dakikalık izlenesi bir yapım ortaya çıkarıyor.  Korku filmlerinden çok çok az etkilenen biri olarak bu filmde bir sahnede ‘offf’ dedim. Ancak bu korkudan ziyade biraz mide bulantısı ve kaşınma ‘off’uydu. Yani vücudun içinde gezen bir solucan gerçekten hoş görünmüyor! Film çok güzel yükselirken, bir anda finali pat diye önümüze bırakıyor. Bir-iki dakika içinde finali izlemek tatmin etmiyor. Bir de bu ‘zombileşme’ olayı çığırından çıktı mı ne? Birazcık farklı bir durum ekleyip insanları saldırgan bir zombiye dönüştürme üzerine daha kaç film yapılacak acaba... İnsan düşünmeden edemiyor :)