Gazetevatan.com » Yazarlar » Deniz fobisi olanlar izlemesin!

Deniz fobisi olanlar izlemesin!

05 Ağustos 2016 Cuma


İlk saniyesinden son saniyesine kadar gerim gerim gerileceğiniz Karanlık Sular (The Shallows), Nancy Adams’ın (Blake Lively) pratik zekası, yaratıcılığı ve bilgisiyle kendisine saldıran köpekbalığıyla savaşını anlatıyor

 

 

Mumya Evi, Non-Stop, Evdeki Düşman ve Kimliksiz gibi korku, macera ve gerilim türündeki yapımların başarılı İspanyol yönetmeni Jaume Collet-Serra, bu kez izleyiciyi denizde yaşanan inanılmaz bir sınavın içine sürüklüyor.

Genç ve güzel kızımız Nancy Adams, hastalığından dolayı vefat eden annesinin yasını tutuyor. Annesinin hastalığıyla mücadelede eksik kaldıklarını hissedip, ileride doktor olsa bile herkese yardım edemeyeceği inancına kapılıyor ve Tıp Fakültesi’ni yarıda bırakıyor. Sonra da alıp başını yıllarca annesinin anlattığı adeta cenneti andıran gizli bir koya gidiyor. Babası ve kız kardeşinin ‘geri dön’ ısrarlarına rağmen bu büyülü ortamda annesinin hatırasıyla baş başa kalmak istiyor. Yanında getirdiği sörf tahtası ve sırt çantası haricinde hiçbir şeyi olmayan Nancy, kendini serin sulara bırakıyor.

Hayatta kalma savaşı

Blake Lively’nin tek başına sırtlayıp götürdüğü film, ilk saniyesinden itibaren gerilimi hissettiriyor. Özellikle Nancy’nin yüzerken suyun altından çekilen görüntüleri, slow hareketlerle deniz altı görüntüleri deniz fobisi olanları oldukça etkileyecek gibi duruyor. Benim gibi suyu çok seven ama karanlık, dibi görünmeyen sulara girmekten çekinen biriyseniz özellikle bu filmin üzerinizde daha büyük etkisi olacağı kesin. Yönetmen Serra’nın amacı da bu zaten. Her bir kare bu stresi yaşatmak için özenle tasarlanmış.

Bir süre denizde tanıştığı iki kişiyle birlikte sörf yapan Nancy, tek başına kalınca bir huzursuzluk hissetmeye başlıyor. Çok geçmeden avlanma sahasına girdiği büyük beyaz köpekbalığı Nancy’nin sol bacağını ısırıyor. Kendini kaybetmeden sular çekildikten sonra ortaya çıkan bir kayalığa çıkmayı başaran Nancy’nin hayatta kalma savaşı başlıyor. Bu sırada kanadı kırılınca kendi gibi kayalığa hapsolmuş bir kuşun ona eşlik etmesi oldukça iyi bir sohbetin doğmasını sağlıyor. Can sıkıcı kendi kendine konuşma ortadan kalkıyor ve Nancy-kuş ilişkisi başlıyor.

 

İnandırıcılık etkisini yitiriyor

Tıp okumanın verdiği bilgi sayesinde elindeki malzemelerle kendine ilk yardım yapan Nancy, kan kaybına rağmen hayatta kalmayı başarıyor. Ancak, hapsolduğu kayalıktan kurtulmadan o anlık hayatta kalması bir şey ifade etmiyor. Bunun için de köpekbalığıyla savaşması ve kazanması gerekiyor. Aslında Nancy, sadece köpekbalığıyla değil, kendiyle de savaşıyor ve ne olursa olsun yaşamdan vazgeçmemeye çabalıyor.

Başlarda hiçbir sorun olmamasına rağmen sonlara doğru inandırıcılığını kaybeden film, her şeye rağmen keyifli bir izleme sunuyor.