Gazetevatan.com » Yazarlar » Baskın basanındır

Baskın basanındır

02 Mayıs 2016 Pazartesi

Paris’te yaşanan terör olaylarının arka planını araştıran Baskın Günü (Bastille Day) filmi, olayların kilit noktasına polisleri yerleştiriyor. Bize de keyifli bir kaçma-kovalamaca hikayesi izlemek düşüyor.


 
 Filme adını veren Bastille Günü, tüm dünya uluslarına ‘bağımsızlık’ duygusunu aşılayan Fransız Devrimi’nin başlangıcı olarak kabul edilen gün. Adını, 14 Temmuz 1789’da devrimci halk tarafından yapılan Bastille Hapishanesi baskınından alıyor. Fransız Cumhuriyeti’nin kuruluşu, monarşinin sona ermesi olarak kabul edilen bu gün her yıl bir bayram havasında kutlanıyor. Sadece Fransa’da da değil üstelik. Dünyanın herhangi bir yerinde yaşayan her Fransız gittiği yere bu bayramın coşkusunu götürüyor. Özellikle Amerika’da büyük kutlamalar yapılıyor. 
 
Amerika ve Fransa ortak yapımı olan film, tam o gün üzerine planlanan bir olayı anlatıyor. Baştan sona aksiyon dolu filmin başrollerini Altın Küre ödüllü Idris Elba (CIA Ajanı Sean Briar), ‘Game of Thrones’ dizisindeki Robb Stark karakteri ile gönüllerde taht kuran yakışıklı oyuncu Richard Madden (Michael Mason) ve son olarak ‘The Walk’ filminde güzelliğinin yanı sıra oyunculuğuyla etkilemeyi başaran Charlotte Le Bon (Zoe) üstleniyor. Sean, CIA’de göze batan, hakkında sorumsuz ve kural tanımaz şeklinde rapor hazırlanan ancak yine de son bir görev daha verilerek şans tanınan gözü kara bir ajan. Söz konusu görev olunca gözü hiçbir şey görmüyor. Bodoslama atlayabiliyor en tehlikeli olaylara. Ancak detaycı ve iyi bir gözlemci olması büyük avantaj sağlıyor. Michael ise sorunlu bir ailede büyümüş, bu yüzden liseyi bırakmış, işinin ehli bir yankesici. Mesleğinde usta. Kendine bu işi yapması konusunda vicdan rahatlatıcı bir neden de bulmuş: Bir gün biriktirdiği paralarla tıp fakültesine gidecek ve doktor olacak. Filmimizin güzel kızı Zoe de hikayedeki diğer sorunlu kişi. Gerçek kimliğini bile tam olarak bilmediği sevgilisine inanarak onun isteklerini yerine getirmeye çalışıyor.
 
 
Hayatının hatası
 
Bu üçlünün kesişmesi bir bomba sayesinde oluyor. Sevgilisi Zoe’ye bir bomba veriyor ve boş bir binaya bırakmasını istiyor. Amaçlarının sadece hükümete göz dağı vermek olduğunu, kimsenin bu durumdan etkilenmeyeceğini söylüyor. Ancak Zoe, binada insanlar olduğunu görünce bombayı bırakmaktan vazgeçiyor. Yolda ne yapacağını şaşırmış bir haldeyken Michael’in hedefi haline geliyor. İçinde değerli bir şey olduğunu düşünerek çantayı çalan Michael, içinde sadece oyuncak bir ayı ve peruk bulunca bir köşeye atıyor. Birkaç saniye sonra da bomba patlıyor. 
 
Gerçekte de geçtiğimiz aylarda terör saldırısıyla sarsılan Fransa’da bir bombanın patlaması ve sonrasının ele alındığı film, konusu itibariyle gün içinde haberleri izliyormuşuz etkisi yaratıyor. Kısa sürede, olaydan göçmenleri sorumlu tutan Fransız vatandaşları ve göçmenler arasında çatışmalar başlıyor. Ortalık yangın yerine dönüyor. Bunda sosyal medyadan paylaşılan videoların da büyük etkisi oluyor. Kurgulanarak hazırlanan videolar halkı galeyana getirmek için yetiyor da artıyor bile. Fakat işin peşini bir türlü bırakmayan zeka küpü Amerikalı ajanımız Sean, bu işin altında çok farklı şeyler yattığını anlıyor. Ve tek başına çözüm arayışına giriyor. 
 
Amerikalıların James Bond’u
 
İşin özeti; Amerikalı ajanımız Fransa’da, Fransız polisi içindeki olayı tek başına çözüyor. Hastayım şu Amerikalıların süper kahraman hikayelerine! Artık zırh falan giymelerine de gerek yok. Zaten ölümsüz gibi bir şeyler. Hem İngilizlerin James Bond’u varsa Amerikalıların da Ajan Sean’i var! 
 
Genç kızlar için bu filmi izlemek biraz zor. Richard Madden etkisinden kurtulduğunuz an filme daha fazla odaklanabilirsiniz. Evet, bir yankesiciyi oynuyor. Ancak bunu o kadar estetik bir şekilde yapıyor ki ‘sanatçı’ gözüyle bakmaya başlıyorsunuz. 
 
Idris Elba ve Richard Madden’in çok tatlı bir ikili olduğu film, aksiyon severler için birebir. Ancak görsel efekt falan beklemeyin. Kaçma-kovalamaca hikayesi.