Gazetevatan.com » Yazarlar » Klişeler yumağı korkutmayı başarıyor

Klişeler yumağı korkutmayı başarıyor

15 Nisan 2016 Cuma


 

 

2002 yapımı ‘The Pianist’ (Piyanist) filmindeki rolüyle gönüllerde taht kuran ve ‘En İyi Erkek Oyuncu’ Oscar’ını kucaklayan Küçük Emrah bakışlı Adrien Brody, ‘Backtrack’ (Ölüm Treni) ile hayaletlerle baş etmeye çalışan bir psikolog olarak karşımıza çıkıyor. Film, tüm klişelerine rağmen korkutmayı başarıyor

Korku ve gerilim türündeki film, Psikolog Peter Bower’ın (Adrien Brody) birkaç gün içerisinde yaşadığı tüyler ürpertici olayı ele alıyor. Gün içerisinde tren istasyonunun hemen yanındaki muayenesinde hastalarının sorunlarını dinleyen Peter, akşam olunca kendini psikoloğunun (Duncan Stewart) karşısına atıyor. Bir süre önce küçük yaştaki kızını kazada kaybeden Peter, çok sevdiği eşiyle de evliliğini yürütemiyor. Depresyon ilaçları alan karısı günün büyük çoğunluğunu uyuyarak geçirirken o kendi içinde fırtınalar yaşıyor. Hayatını sürdüremediği gibi hafıza kayıpları da yaşıyor. Bir gün Elizabeth Valentine adlı küçük bir kızın ofisini ziyaret etmesiyle bir şeylerin ters gittiğini anlıyor. Gizemlerle dolu, konuşamayan küçük kız aniden belirip bir anda ortadan kayboluyor. Kendi Psikoloğu Duncan’a olayları anlatan Peter, aslında öyle birinin de olmadığını anlıyor. Hastalarının bilgilerini karıştırmaya başlıyor ve hepsinin 20 yıl önce ölmüş insanlar olduğunu öğreniyor. Ancak bu insanlar neden şimdi ortaya çıkıyorlar? Peter’e ne anlatmaya çalışıyorlar? Çıldırma noktasına gelen Peter, hastalarının adreslerinden elde ettiği bilgiler ışığında bir yola çıkmak zorunda kalıyor ve yıllardır görüşmediği babasının kapısını çalışıyor.

 

 

Düğüm çözülüyor

Filmin bu kısımları filmin ilk 30 dakikası içerisinde veriliyor. “Eee olayı neredeyse anlattılar, bitti gitti” diye düşünebiliyorsunuz. Fakat düğüm çözülmeye başladıkça her şeyin ne kadar farklı olduğu anlaşılıyor. Geçmişteki sırlar açığa çıkıyor.

Efekt kurbanı

Michael Petroni’nin yazıp yönettiği filmin ilk yarısı çekim ve görüntü açısından ne kadar iyiyse ikinci yarısı bir o kadar kötü. Bazı önemli sahneler efekt kurbanı oluyor. Korku filmlerinin en klişe sahnelerini filmin çeşitli yerlerine yerleştiren yönetmen, finale doğru işin dozunu abartarak inandırıcılığını yitiriyor. Bir anda gelen çığlıklar, korkunç suratlı küçük kızlar, sallanan salıncaklar ve rüzgarla açılıp kapanan kapıların olduğu sahnelerde Adrien Brody’nin o masum bakışları, filmde kalmanızı sağlıyor.

Oyunculukların tatmin edici olduğu filmde, senaryo üzerine biraz daha çalışılsa ve klişelerden uzak durulsa eminim ortaya çok daha korku film severleri memnun edecek bir eser çıkabilirdi. Ancak, olmamış. Güzelim film, harcanmış.