Gazetevatan.com » Yazarlar » Hayata seninle tutunuyorum

Hayata seninle tutunuyorum

18 Mart 2016 Cuma


 
Arkadaşınız için ne yapabilirsiniz? Ya da şöyle sorayım; arkadaşınız için en fazla ne yapabilirsiniz? Sınırınız nedir? ‘Miss You Already’ (Seni Şimdiden Özledim), bu soruları sorgulayacağınız, çocukluk arkadaşı Milly ve Jess arasındaki ‘gerçek’ dostluğu anlatıyor.
 
 
Geçtiğimiz yıl Temmuz ayında bir haber dikkatimi çekmişti. Haber, kanserden ölen çocukluk arkadaşı Elizabeth Diamond’un dört çocuğunu evlat edinen Laura Ruffino’nun fedakarlığını anlatıyordu. Büyük fedakarlık ve cesaret örneği! Kendisinin de 2 kızı olan Laura, böylece 6 kız çocuklu bir anne olmuştu. İnsan düşünmeden edemiyor. Ben olsam yapar mıydım? Yapabilir miydim? Eşim kabul etmez ise ne yapardım?... 
 
Seni Şimdiden Özledim filmi, benzer bir konuyu anlatıyor. Milly (Toni Collette) ve Jess (Drew Barrymore) henüz ilkokul sıralarında tanışıp arkadaş oluyorlar. Birbirlerinin bütün ilklerini, sırlarını, duygularını biliyor ve şahit oluyorlar. Hatta birçok şey için birbirlerini cesaretlendiriyorlar. Büyüme zamanı geldiğinde de ilk olarak daha çılgın olan Milly evleniyor. Biri kız biri erkek iki çocuk sahibi oluyor. İyi bir işi, onu seven kocası ve ailesi oluyor. Jess ise sevgilisi Jago ile bir gemide hayatını sürdürüyor. Çift, çocuk yapmak için uğraşırken iki kız arkadaş bu süreçlerde birbirinden kopmuyor.
 
Ancak, kırılma noktası bir gün gelip çatıyor ve Milly kanser olduğunu öğreniyor. Jess, kepoterapi sürecinde Milly’i bir an olsun yalnız bırakmıyor. Annesinin bile anlayamadığı Milly’i bir tek Jess anlıyor. Dimdik ayakta durup her konuda destek oluyor. Öyle ki kendi hayatını geri plana atarak ve gençlik dönemlerinde bile yapmadığı çılgınlıkları yapmaya göz yumarak.
 
Her zaman her zorlukta yanımda olan öncelikle kız kardeşim Sevda’ya, sonra da kız kardeşim gibi gördüğüm Fatma, Nurdan, İdil, Burcu, Eda, Şeyma ve Irmak’a teşekkür etmek istiyorum. Size de tavsiye ederim...  
 
 
- Özellikle ‘Charlie’nin Melekleri’ ve ‘50 İlk Öpücük’ ile hafızalarımıza kazınan Drew Barrymore, o kadar doğal bir oyunculuk ile karşılıyor ki bizi, filme çabucak ısınmamızı sağlıyor. Onun sakin hallerine karşılık Toni Collette’nin ele avuca sığmaz davranışları hepimizin hayatında mutlaka olan birilerini hatırlatıyor. 
 
- İki arkadaşın, R.E.M’in 1991 yılında ‘Out of Time’ albümünde yer alan efsane şarkı ‘Losing My Religion’ı birlikte söylemesi ve şarkının orjinal klibindeki bazı sahnelere göndermeler yapılmasından etkilenmemek elde değil. Göz yaşlarınıza hakim olamıyorsunuz. “Spot ışığındaki benim. İnancımı kaybederken, seninle bir arada durmaya çalışıyorum” sözleri eşliğinde hayata tutunma çabasını izliyorsunuz.  
 
- Alacakaranlık’dan (Twilight) hatırlayacağımız Catherine Hardwicke’in yönetmenliğini üstlendiği film, bunlara rağmen sizi yerle bir etmemekte kararlı. Tamamen drama boğmak yerine, dostluğu ön plana çıkarıyor. Bu açıdan dengeyi tutturabilerek büyük bir başarıya imza atıyor.