Gazetevatan.com » Yazarlar » Kennedy ölmeseydi...

Kennedy ölmeseydi...

11 Mart 2016 Cuma


“Acaba ABD’nin 35. Başkanı John F. Kennedy ölmeseydi ne olurdu?” 22 Kasım 1963 yılında Dallas’ta uğradığı suikast sonucu hayatını kaybeden Kennedy’nin ardından en çok sorulan soru bu! Siyasi kariyeri boyunca; zorbalığa, yoksulluğa, hastalığa ve savaşa karşı büyük bir mücadele veren Kennedy eğer ölmeseydi, bugün ABD’de çok daha farklı bir hayat sürdürülebilir miydi? Birçok insan bu soruya olumlu cevap veriyor. Hatta böyle olacağına başka hiçbir şeye olmadığı kadar fazla inanıyor.

 

ABD’li hikâye ve roman yazarı Stephen King, yazdığı 849 sayfalık ‘11.22.63’ adlı romanında zamanda yolculuk yaparak bu suikastı engellemeye çalışan Jake Epping’in yaşadıklarını kaleme aldı. 2011 yılında yayınlanan kitap, Türkçe’ye 2012 yılında ‘22.11.63’ olarak çevrildi. Ve elbette şaşırtmayarak, Bridget Carpenter tarafından senaryolaştırılarak mini dizi olarak yayınlanmaya başladı. ABD’de 16 Şubat’ta yayınlanan dizinin ilk bölümü, Türkiye’de 12 Mart’da Digiturk Sci-fi HD kanalında saat 18.00’de yayınlanacak.

Görev adamı Franco

Zamanda yolculuk konusunu sevenler ve bu aralar farklı bir şeyler izlemek isteyenler için ilaç gibi gelecek yapım, kitabı çıktığından beri sabırsızlıkla bekleniyordu. Kitaba bağlı kalıp kalmayacağı tartışmaları sürerken yayınlanan ilk 4 bölümde gittikçe senaryonun gerektirdiği eklemelerin yapıldığı anlaşıldı. Akıcı anlatımı, yormayan doğal sahneleri ve James Franco’nun müthiş oyunculuğu ile şimdiden de gönülleri fethetmeyi başardı. 

Bir lisede İngilizce öğretmeni olan Jake Epping (James Franco), sürekli yemek yediği kafenin sahibi Al Templeton (Chris Cooper) ile iyi bir dostluk sürdürür. Eşiyle boşanma aşamasında olan Epping, öğretmenlik yaptığı lisede çok da mutlu değildir. Al’ın kanser olduğunu öğrendiğinin ertesi günü büyük sırrını da öğrenmiş olur. Al’in kafesinin arkasındaki dolaptan 1960 yılına gidilebilmektedir. Al’in hayali, o tarihe gidip 3 yıl boyunca araştırma yapıp Kennedy suikastını önleyebilmektir. Ancak yaşamı buna yetmez. Bu görevi Epping’in tamamlamasını ister. İlk başlarda duruma sıcak bakmayan Epping, Al’in vefat etmesiyle kendini bu maceranın içine bırakır.

- Öncelikle zamanda yolculuğun bir dolabın içinden yapılması, Al’in bu dolabın sırrını bilmemesi, sadece 1960’a gidiliyor olması bana biraz geçiştirilmiş bir konu olarak geldi. Ne yani bu dolap da Kennedy’nin kurtarılmasını mı istiyor? O yüzden mi bu kadar çabası?

- Franco’nun canlandırdığı Epping karakterinin bu maceraya atılmayı çok çabuk kabul etmesi de beni şaşırttı. Gerçi, zamanda ne kadar kalırsanız kalın geri döndüğünüzde şimdiki zamanda sadece 2 dakika geçmiş oluyor. Yani hiçbir şey kaybetmiş olmayacak olması da cazip gelmiş olabilir ama sahnelerde bu tam olarak bana geçmedi. En azından bir kararsızlık sürecinden sonra bu karara varmasını görmek istiyor insan.

- Her şey bir tarafa, Franco’nun oyunculuğu bir tarafa. Yeri geldiğinde zeki, yeri geldiğinde salak, yeri geldiğinde tam bir araştırmacı olan karakterini başarıyla canlandırıyor. Geçmişe ayak uydurmaya çalışırkenki sahneleri eğlendiriyor. Bu yüzden bazı ayrıntılar göze batmıyor.

- Diziyi izlemeye başlayanlar arasındaki en büyük anlaşmazlık geçmişe gidip geleceğe dönüldüğünde yapılanların etkisi arasında yaşanıyor. King’in şöyle bir kuralı var: Bir kez geçmişe gidip bir şey yaptığınızda etkisini geleceğe döndüğünüzde görüyorsunuz. Ancak tekrar geçmişe gittiğinizde daha önce yaptığınız her şey sıfırlanıyor. Diğer bir durum ise; zamanın kendini değiştirmeme konusundaki ısrarı. Kahramanımız en ufak bir şeyi değiştirmeye çalıştığında kazalar oluyor, halisünasyonlar görmeye başlıyor. Yani zaman direniyor! Bunları gören ve bu konuda Epping’i uyaran Al, neden geçmişteki bir suikastı önlemeye çalışıyor işte bunu anlamak zor. Böyle bir değişikliğin çok büyük sonuçları olabilir. Bunu da yeni bölümlerde göreceğiz.