Gazetevatan.com » Yazarlar » 1950’ler ve kitapların ruhu

1950’ler ve kitapların ruhu

08 Haziran 2018 Cuma


1950’li yılların İngiltere’sinde eşini savaşta kaybettikten sonra bir sahil kasabasında açtığı kitap evi ile hayata tutunmaya çalışan Florence Green’in hikayesi özellikle görsellik açısından büyük zenginliğe sahip. Ancak, kitaptan uyarlanan filmde önemli ayrıntılara yer verilmemesi boşluk yaratıyor ve izleyiciyi hikayeden uzaklaştırıyor 

Bol ödüllü yönetmen Isabel Coixet’in, Penelope Fitzgerald’ın aynı adlı romanından beyaz perdeye uyarladığı ‘The Bookshop’ (Kitap evi) hayatta tek başına kalan cesaretli bir kadının hikayesi. 1950’li yılların İngiltere’sinde savaşta çok sevdiği eşini kaybeden Florence Green (Emily Mortimer), yerleştiği küçük bir kasabada tekrar hayata tutunmaya çalışıyor. Kitapları çok seven Green, sahilde yaptığı yürüyüşler sırasında kasabaya bir kitapçı açmaya karar veriyor. Ancak ne bankalardan ne de kasaba halkından beklediği yardımı göremiyor. İşin en kötü tarafı da 6 ay boyunca uğraşıp satın aldığı terkedilmiş eski ev hakkında kasabanın önde gelen kadınlarından Violet’in de (Patricia Clarkson) planının olması... Bu plan akustiği iyi olan evi bir sanat merkezine dönüştürmek. Gerçek amaç ise başka bir kadının kasabada bu kadar güçlü olmaması...
 
Bazen kadının kadına yaptığını kimse yapamaz ya bu da onlardan biri. Green, her şeye rağmen rutubetli eski evi temizleyerek kitaplarını yerleştiriyor ve sakin bir şekilde sadece işine odaklanıyor. Onun bu tavrı kasabalının da ilgisini çekiyor. İlk başlarda kitap evi müşterilerle doluyor. Hatta Green yanına çalışkan, sadık ve zeki Christine’i (Honor Kneafsey) yardımcı olarak alıyor. Filmde en sevdiğim karakter Christine oldu diyebilirim. Green ile Christine’nin kurduğu bağ bir anne kız gücüne sahipken, aradaki patron çalışan çizgisini korumalarını izlemek çok keyifliydi. Kneafsey’in oyunculuğu da ayrıca izleme keyfi veriyor.     
 
Huzur kokan sahneler
 
Diğer taraftan Green’e bir destek de hakkında birçok efsane dolaşan, evinden pek dışarıya çıkmayı tercih etmeyen ve kitaplara bayılan Edmund Brundish’ten (Bill Nighy) geliyor. Brundish, başlarda mektuplaşarak kitap sipariş ettiği Green ile sonraları bir araya gelme kararı alıyor. Unuttuğu bazı duygular Green ile tekrar ortaya çıkıyor. 
 
İspanya, İngiltere ve Almanya ortak yapımı film görüntü yönetmenliği açısından oldukça başarılı olmasına rağmen uyarlama konusunda bayağı zayıf kalıyor. İlişkilerin nasıl ilerlediği, bağların nasıl kurulduğu önemliyken filmde bu durumlar yüzeysel işleniyor. Bu yüzeysellik de konuyu zorlama bir yapıma dönüştürüyor. Önemli ayrıntıların verilmemesi büyük boşluklar yaratıyor.
 
Ancak; bir kadının umutları, kitap sevgisi ve cesaretini anlatan yapımda sadece ahşap kolilerden çıkan kitapları görmek bile huzur veriyor. Görüntü yönetmenliği açısından oldukça başarılı olan yapım, dönemin ruhunu çok iyi anlatıyor. Özellikle sahil sahnelerinde esen rüzgar sizin de yüzünüze değiyor.