Gazetevatan.com » Yazarlar » Giden mi üzülür yoksa kalan mı?

Giden mi üzülür yoksa kalan mı?

13 Nisan 2018 Cuma


İnsan ceketini alıp gitmek ister bazen... Ancak gitmekle kalmak arasında, söylemekle sessiz kalmak arasında kalır. Mu Tunç’un yazıp yönettiği ‘Arada’, tam da hayatında böyle arada kalanların hikayesi. İçinde bolca İstanbul’un renkleri ve müzik de var  

Hani yaşadığınız şehir, hatta ülke dar gelir de gitmek istersiniz. Dilinizde yeni bir yer ismi vardır fakat oranın da size sunacakları meçhuldur. Ama önemi yok... Tek önemli olan gitmektir işte. İçinde bulunulan durumdan bir an önce kurtulmak için ardına bile bakmadan olduğun yerden hızlıca uzaklaşmak... Herkesin böyle dönemleri vardır.
 
Gitme cesaretini gösterenler, imkânlarını yaratıp bir şekilde gidiyor. Ancak geride bıraktıklarını düşündükleri pek geride kalmıyor. Kalanlar ise gidememenin verdiği rahatsızlığı içinde hep hissediyor. Arada kalmanın en sıkıntılı hali işte tam da böyle zamanlarda ortaya çıkıyor.
 
Mu Tunç’un yazıp yönettiği ilk filmi ‘Arada’, böyle bir konuyu işliyor. Amerika hayali kuran Ozan (Burak Deniz), İstanbul Merter’de yaşayan genç bir punk. Babası Türk Sanat Müziği sanatçısıyken yaşanan darbe sonrası müzik kariyerini bırakmak zorunda kalmış. Babasının müzikten vazgeçmesi Ozan’ın en büyük isyanı. Babasıyla arasındaki tartışma her geçen gün dayanılmaz bir hale dönüşüyor. Tam bu sırada doğum günü hediyesi olarak gelen Kaliforniya’ya bir gemi bileti tüm hayallerine açılan kapı olarak önünde beliriyor. Eğer o gemiye binerse Kaliforniya’ya gidip nefesini kesen İstanbul’un sıkıcılığından kurtulabilir ve istediği müzikte albüm yapabilir. Ancak önce o bilete ulaşmalıdır. Kız arkadaşı Lara’yı da (Büşra Develi) yanına alan Ozan, izleyiciyi bir İstanbul gezisine çıkarıyor. Fakat öyle Sultanahmet, Eminönü turistik bir gezi değil bu, bildiğiniz İstanbul’un yeraltı ve kültür çeşitliliğini gösteren çok renkli, inanılmaz müziklerin eşlik ettiği bir seyahat. Boğaz kenarındaki yalıdan hurdalıktaki çılgın partilere, nargile kafelere kadar uzanıyor. Barış Manço’dan Zeki Müren’e, David Bowie’ye kadar uzanan müzik sohbetiyle beraber...
 
Kitapların önsözüne alışığız ama bu filmin galasında ilk defa bir filmin önsözüne şahit oldum. Mu Tunç, filmin kendi hayatından izler taşıdığını, bu film ile babasına olan sevgisini göstermek istediğini söylediği kısa bir video yayınladı. Açıkçası tüm filmi bu cümleler kafamda dolaşırken izledim. Neyi ne için söylediğini, yazdığını çok iyi anladığımı düşünüyorum. Babasının yaptığı müziğe saygısını da derinden hissettim. 
 
Son yıllarda yıldızları parlayan Deniz ve Develi, birçok dizide izlediğim, beğendiğim oyuncular olmasına rağmen burada beklediğim performanslarını göremediğimi söyleyebilirim. Ayrıca doğal görüntü sağlayan ve bazı yönetmenlerin tercihi olan hareketli kamera tekniği de yer yer fazla olmuştu. Özellikle bir sohbet sahnesini izlerken hafiften yorulduğumu da gizleyemem. 
 
Müzik etkisi
 
Genel çerçeveye baktığımızda genç yönetmen ve yazar Mu Tunç’un, oyuncu Deniz’in ilk sinema filmi olması ve bu kadar farklı bir konuyu ele alması takdir edilesi... Son zamanlarda benzer hikâyelerden sıkılanlar tarafındaysanız mutlaka izlemenizi tavsiye ederim. Finalinde çalan Türk Sanat müziği ‘Unutma O Sabahı’na da dikkat. Neredeyse etkisinden salondan çıkamıyordum.