Gazetevatan.com » Yazarlar » Uzayda görsel şölen

Uzayda görsel şölen

28 Temmuz 2017 Cuma


Uzay ajanları Valerian ve Laureline’in çizgi romandan beyazperdeye uyarlanan ‘Valerian ve Bin Gezegen İmparatorluğu’ adlı macerası meraklılarıyla buluştu. Görsel şölenin yaşandığı film, ‘yılın filmi’ olamasa da keyifli bir izleme sunuyor
 
Fransız Pierre Christin ve Jean-Claude Mézières ikilisi tarafından çizgi romanseverlere ilk kez 1967 yılında sunulan ‘Valerian & Laureline’, yönetmenliğini Luc Besson’un yaptığı ‘Valerian and The City of a Thousand Planets’ (Valerian ve Bin Gezegen İmparatorluğu) filmiyle beyazperdeye çıkışını gerçekleştirdi. Filmde, 28. yüzyılda bin gezegenden gelmiş ırklar, Alpha adlı uzay şehrinde huzur ve barış içinde yaşayıp birbirlerine kültürlerini aktarıyorlar. Ancak, 17 milyon canlının yaşadığı bu şehri tehdit eden karanlık bir bölgenin şehrin merkezine yerleştiğini söyleyen Alpha’nın komutanı (Clive Owen), uzay ajanlarından Valerian (Dane DeHaan) ile Laureline’i (Cara Delevingne) görevlendiriyor. Tüm evrenin düzenini sağlamak için insan gezegeni için çalışan ajan Valerian ve Laureline’in pek vakti yok. Hem olayın gerçek yüzünü öğrenmek hem de tehlikeyi ortadan kaldırmak zorundalar. Bu sırada tanıştıkları İnci halkı sayesinde olaylar çok başka bir boyuta taşınıyor.
 
Star Wars karmaşası
 
Senarist ve yönetmen Besson, çizgi romandan yola çıkarak oluşturduğu evrende inanılmaz bir görsel şölen sunuyor. Açılış sahnesinden itibaren bitmesini istemediğiniz bir tat ve keyif alıyorsunuz. Bunun en büyük nedeni bence Besson’ın, henüz hayatta ve 78 yaşında üretmeye devam eden Christin ve Mézières ikilisiyle filmin hazırlıklarında birlikte çalışmış olması. 1960’lı yıllarda zamanın çok ötesinde tasarımlarla yarattıkları evreni süsleyen ikilinin tanışma hikayesi de çok ilginç. İkinci dünya savaşında bir sığınakta tanışan Christin ve Mézières, o günden sonra ayrılmamış. Çizgi romanları yayınlanmaya başladıktan yıllar sonra Star Wars ortaya çıktığında ise şok geçirmişler. Çünkü çizgi romanı hiç bilmeden filmi izleyenlerin ilk söyleyeceği şey “Aaa Star Wars’la aynı” olacak. Aslında olay tam tersi. Çizgi romandaki birçok karakter, hatta uzay gemisi bile Star Wars’a fazlasıyla ilham kaynağı olmuş! İkili, defalarca Star Wars yetkililerinin kapılarını çalsalar da hiçbir cevap alamamışlar.
Tüm görselliğe ve maceraya rağmen filmde öyle derinlikli bir konu beklememekte de fayda var. Başı sonu belli bir hikaye. Buna rağmen finalde olayı baştan sona neden ve sonuçlarıyla karakterlerin anlatması can sıkıyor.    
 
Rihanna farkı
 
Oyunculuklara gelecek olursak. Delevingne, moda dünyasının zirvesinde yer alan bir model olmasına rağmen “Bu sektörde yaşananlarla mutlu olamıyorum” diyerek oyunculuğa geçiş yaptı bir süre önce. Suicide Squad’da tam kendini gösteremese de burada başrolü kaptı ve bütün o soğuk duruşuna rağmen başarılı bir performans sergiledi. DeHann, benim beğendiğim ve yeni projelerini merakla takip ettiğim aktörlerden. Leonardo DiCaprio’nun genç hallerine benzetilen oyuncu, başarılı oyunculuğuyla da ismini duyuruyor. Son olarak Yaşam Kürü’nde etkileyici bir performans sergilemişti. Burada da gerekeni yapıyor.
Ünlü şarkıcı Rihanna’nın filmde kısa süre yer almasının çok da gerekli olmadığını düşünenler var. Bence tam tersi. En başta da söylediğim gibi görsel şölenin olduğu filmde Rihanna da en güzel renklerden biri. Kılıktan kılığa girdiği ve hepsini inanılmaz yakıştırdığı dans sahnesi çok iyi. Ancak, dublör kullandığı açık. O anların belli olmaması için uzak çekim verilmesi sahneden uzaklaştırıyor.  
Diğer yandan filmin yıldızlarından biri bence yine çok kısa süre görünmesine rağmen Ethan Hawke. Ne kadar romantik halleri aklımıza gelse de o, kovboy tarzıyla pavyon işletmecisi halleriyle bunu unutturmayı başarıyor.