Gazetevatan.com » Yazarlar » Ölümcül kaçış

Ölümcül kaçış

28 Nisan 2017 Cuma

‘Ölümcül Deney: Dejavu’ (Tell Me How I Die) filmi, paraya ihtiyacı olan gençlerin bir ilaç araştırma şirketine kobay olarak başvurmalarını ve sonrasında yaşanan hayatta kalma mücadelesini anlatıyor


Bir şekilde parasız kalmış, hayatını devam ettirmekte zorlanan gençler daha kötü bir iş yapmaktansa bedenlerini bilime adamayı tercih ediyorlar. Ee tabii parasının da iyi olması bunda büyük bir etken. Şehrin dışındaki tesise giden gençler, karşılarında google’ın imrenilecek ofislerine benzer bir manzarayla karşılaşıyor. Bilardo masasından video oyunlarına kadar eğlence için her şey düşünülmüş. Dışarıdaki dondurucu soğuğa karşı içerisi sıcak ve yiyecek içecek var. Zor durumdaki gençlerin tek yapması gereken ilacı almak ve bir süre sonra neler hissettiklerini doktora anlatmak. Hafızayı ve hisleri kuvvetlendireceği söylenen ilaç bazı gençlere enjekte edilirken, bazılarına da etkisiz ilaç verilerek gözlemlemeler başlıyor.

İlacı alan gençlerden bazıları kısa süre sonra gelecekten bazı anları görebilmeye başlıyor. Özellikle Anna’nın (Virginia Gardner) oradaki gençlerin nasıl öleceğini görmesi olaylar zincirinin başlamasına neden oluyor. Anna’nın gördüğü şekilde ölümler başlayınca, geriye kalanlar kaçma planı yapıyor. Ancak bir sorun var... Anna nasıl geleceği görebiliyorsa katil de geleceği görebiliyor. Üstelik aldığı aşırı doz ilaç onun hep birkaç adım önde olmasını sağlıyor.     

Filmin henüz girişinde büyük bir problem var. Evet bu gençler çok paraya sıkışmış olabilir, evet belki de gidecek yerleri bile yoktur -ki o kadar kötü durumda olan birilerini göstermiyorlar- ama bu onların böylesine bir deneyi neredeyse hiçbir şeyini bilmeden kabul etmesini inandırıcı kılmıyor. Ellerinden telefonlar alındığında bile herkes kuzu kuzu denileni yapıyor. İçinde huzursuzluk olan Anna bile “Şimdi bu ilacı alınca ne olacak?” gibi ana soruyu şırınga kolundayken sormayı akıl edebiliyor. 

Dejavu karmaşası

Film, girişteki bar sahnesini saymazsak sadece ilaç şirketinin araştırma tesisinde geçiyor. Kilitli kapılar, kat numarası olmayan asansörler, arkası görünmez camlar istenilen gerilimi yaratmayı başarıyor.       

Gerilim korku türündeki filmlerde beni en çok rahatsız eden durum, bu filmde de var maalesef. Filmdeki karakterler sanki normal hayatlarında her gün boğazı kesilmiş insanlar görüyor gibi olaylar karşısında gayet cool davranabiliyor. Sanki arkalarında onları takip eden, üstelik ne yapacaklarını bile bilen bir katil yokmuş gibi...

Diğer ilginç bir durum ise -film boyunca aklımdan çıkmadı- dejavu konusu. Dejavu; bir anı yaşarken onu daha önceden yaşamış gibi hissetme duygusudur. Ancak buradaki gençler bildiğiniz olay olmadan önce film sahnesi izler gibi geleceği görebiliyor. Filmin adını Türkçe’ye çevirenler sanırım pek bu konu üzerinde durmak istememişler. Ne de olsa Dejavu biraz havalı bir kelime, yakışıyor isim olarak :) Filmin İngilizce ismine baktığımız zaman ise “Nasıl öleceğimi söyle” gayet iddialı bir cümle. Bunu merak etmeyen insan yoktur sanırım. Fakat bu kadar iddialı bir cümlenin altı da filmde doldurulamıyor. Öyle bir mekan var ki film ekibinin elinde... Her türlü yaratıcılığa hazır ama katil neyle dolaşıyor? Bıçakla!!! Yapmayın ne olur, azıcık daha yaratıcılığı kesinlikle hak ediyordu bu film. Özellikle finalde!   

Genelde dizi ve kısa videolar çeken yönetmen D. J. Viola, her şeye rağmen izlemesi keyifli bir filme imza atmayı başarmış. Özellikle geleceği gören iki insandan hangisinin durumu lehine çevirebileceği büyük merak yaratıyor.  

ABD yapımı film, 107 dk sürüyor. Senaryoda James Hibberd, Rob Warren Thomas ve D. J. Viola’nın imzası bulunurken görüntü yönetmenliğini David McGrory, müzikleri ise Jose Villalobos üstleniyor.