Gazetevatan.com » Yazarlar » Yaşamın sırrı

Yaşamın sırrı

17 Mart 2017 Cuma


New York’ta oldukça önemli bir şirketin CEO’su olan Pembroke, bir gün daha sağlıklı bir yaşam sürmek için İsviçre Alplerindeki bir sağlık merkezine gider. Ancak Pembroke’nin kısa tatili bir türlü bitmek bilmez ve en sonunda şirket yöneticileri onun bir daha geri dönmeyeceğini açıkladığı bir mektup alırlar. Önemli bir şirket birleşmesinin arifesinde olan yöneticiler, çareyi genç ve hırslı idarecilerden Lockhart’a (Dane DeHaan), Pembroke’yi gidip geri getirme görevi vermekte bulur.

Terfi alabilmek için görevi kabul eden Lockhart, merkeze vardığı andan itibaren hiç beklemediği durumlarla karşılaşır. Telefonun çekmediği, hiçbir teknolojik cihazın kullanılmadığı merkezde zengin insanlar tüm gün su içip, spor yapıyor ve buhar banyosuna giriyor. Hepimizin içinde hastalık bulunduğuna inanılan bu merkezde, mucizevi tedavi ile gençleşme ve arınma vaadi veriliyor. İşin ilginç yanı buraya gelen hiç kimse geri dönmek istemiyor olmasıdır.

Hastaneye giden hasta olur

İşinin kısa süreceğini sanan Lockhart, bir türlü Pembroke ile görüşemediği gibi geçirdiği trafik kazası nedeniyle merkezde hasta olarak yatmaya başlıyor. Hatta zamanla bu tedavi, diğer hastalar gibi arınma amacıyla devam eder. Ancak sürekli olarak burada farklı bir şeyler olduğunu hisseden, insanların iyileşmek yerine daha da kötüleştiklerini fark eden Lockhart, merkezin kapalı kapılarının ardında neler döndüğünü araştırmaya başlar.

Bu sırada, Hannah (Mia Goth) ile tanışan Lockhart, kendini hiç beklemediği olayların içinde bulur. Yaşadıkları ve gördükleri nedeniyle akıl sağlığını kaybetme aşamasına gelir.

‘Halka’ filminin yaratıcı yönetmeni Gore Verbinski’nin yönetmenliğini üstlendiği psikolojik gerilim türündeki yapım, başladığı ilk andan itibaren gerilmenize neden oluyor. Hannah’ın mırıldandığı ninniye benzer şarkının verdiği huzur da İsviçre Alplerinin ve şatoya kurulmuş olan sağlık merkezinin muazzam görüntüsü de bu gerilimi üzerinizden atmanıza pek yardımcı olmuyor.

Süre çok uzun

Filmin en büyük sorunu süresi. 2 saat 26 dakikalık süre bu konu için çok fazla. Bir süre sonra ‘ne zaman bitecek’ diye beklemeye başlıyorsunuz. Çünkü, kısa süre sonra senaryodaki açıklar keyfinizi kaçırmaya başlıyor ve o muazzam görseller de filme bağlanmanıza yeterli olmuyor. Mesela, yaşanan trafik kazası bayağı ağır. Aracın içindekilerin sağ çıkması çok zorken Lockhart, o kadar etkilenmiyor. Ardından merkezdeki tedavi sürecinden şüphelenip sürekli bina içinde gezen Lockhart, uzun süre kimsenin dikkatini çekmemeyi de başarabiliyor. Üstüne üstlük şüphelendiği ve araştırma yaptığı belli olmasına rağmen.

Her şeye rağmen izlenmesi gereken yapımlardan biri olmasının en büyük nedeni Lockhart’ı canlandıran Dane Dehaan’ın etkileyici oyunculuğu... Film boyunca gözümün önünde James McAvoy ve Leonardo DiCaprio vardı. Gerek bebeksi yüzünün benzerliği, gerek mimikleri iki usta oyuncuyu andırıyor. En az onlar kadar da rolünün hakkını veriyor.