Gazetevatan.com » Yazarlar » Kendimi oyunda cinsiyetsiz kıldım!

Kendimi oyunda cinsiyetsiz kıldım!

05 Kasım 2016 Cumartesi


 

Usta oyuncu Deniz Hamzaoğlu ile bu sezon sahnelediği ilk tek kişilik oyunu ‘4:48 Psikoz’ sonrasında buluştuk. Oyunda, intiharın eşiğinde birini canlandıran Hamzaoğlu, “Kendimi oyunda cinsiyetsiz kılmaya çalıştım. Sahnede bir erkek, kadın ya da eşcinsel görmedik. Bir insan gördük. Belki de sadece insan olduğumuzda her şey daha güzel olacak” diyor.

Neden bu oyun?

Hem metin hem de yazarın gerçekten çok genç bir yaşta eseri yazdıktan sonra intihar etmesi beni henüz üniversite yıllarımda, ilk okuduğumda çok etkilemişti. Aklımın hep bir köşesindeydi. Ancak postdramatik bir metin olduğu için sahnelemek oldukça zordu. Metni standart bir olay örgüsünde kurgulamamız mümkün değildi. Bu sezon Yabancı Sahne ve Entropi Sahne olarak bu metni sahneleme fikri belirdiğinde, iyi bir yönetmene ve iyi bir dramaturga ihtiyacımız olduğunu biliyorduk. Bu açıdan Bilgi Emin yönetmen olarak büyük şanstı bizim için.

Oyunda, konudan konuya geçişler çok sık. Metni oluştururken neyi dikkate aldınız?

Entelektüel şımarıklığa düşmemeye çalıştık. Yabancı Sahne olarak ‘Biz yaptık, anlayan anlasın’ diyen tarafımız yoktur. Herkese hitap etmeli ya da herkes bir şey hissetmeli bence... Bu metindeki tüm şahsi bunalımlar aslında gündelik hayatımızın bir parçası. Aşk, yalnızlık, savaş, acı çekmek... Maalesef modern insanın çaresizliği böyle bir şey. Bir anda uyanırız ve her şey değişmiş olabilir. Bunu her an yaşayabiliriz. Dünya da böyle yaşıyor. Birbirimizle sürekli iletişim halinde olmak bizi daha çok yalnızlaştırdı, güvensizleştirdi ve mutsuz kıldı. Dolayısıyla gelen seyirciler, bu hikayede kendi yaşamından nereyi tutacağıyla alakalı bir süreç geçiriyor.

Siz karakteri oluştururken, hazırlık yaparken hangi tarafı öne çıkarmak istediniz? Herkes bir şey alacak ama siz neyi vermek istediniz?

Açıkçası bu kaygıya düşmedim. Bu oyunun zorluğu da bu sanırım. Her oyunda doğru notaya basmak vardır. 3 saat boyunca oynarsın, oynamaktan en çok zevk aldığın bir yer vardır. Bu oyunda öyle bir şansın yok. Her notaya çok doğru basmak zorundasın. Özdeşlik kurduğun herhangi bir bölüm olmuyor. Oyunun tamamıyla özdeşlik kuruyorsun.

O yüzden temponuz oyun boyunca neredeyse hiç değişmiyor...

Farklı bir şansım da yok! Seyirciyi kaybederim. Sahnede herkesle kurduğum bir bağ var. Eğer ben bir yeri daha çok seversem olmaz. Belki de sevmediğim yeri tutacak biri vardır... Belki onun hayat hikayesiyle yüzleştiği yer orasıdır.

 

Hiçbir şey iyiye gitmiyor

Metnin yazarı bir kadın, Sarah Kane. Bir kadının böylesine psikolojik bir metnini sahneye koyarken bir erkek olarak çekinceleriniz oldu mu?

Metni hiç değiştirmedik. Bugüne kadar genelde bu oyunu kadınlar oynadı. Oyunun ilk cümlesi ‘Kendinden başka kimseye güvenmeyen kırgın çift cinsiyetli gerçekte olayı bereketli buluyor ve kabustan hiç uyanmıyor...’ ‘Çift cinsiyetli’ vurgusu önemli. Kendimi oyunda cinsiyetsiz kılmaya çalıştım. Sahnede bir erkek, kadın ya da eşcinsel de görmedik. Bir insan gördük. Seksist bakmadık metne. İnternetteki intihar videolarında görüyoruz. O anlarda karşımızda bir kadın ya da erkek yok. Hepsinde aynı bakış var. Ülkemizdeki temel problemlerden biri de bu. Kadın ya da erkek olmayı bırakıp sadece insan olduğumuzda her şey daha güzel olacak sanırım.

Neden şimdi peki? İçinde olduğumuz dönemde genelde komedi ağırlıklı işler yapılıyor ve ‘Böyle bir dönemde insanların yüzünü güldürmek istedik’ deniliyor...

Böyle bir oyuna belki de en çok şimdi ihtiyacımız vardır. Aynaya ihtiyacımız olduğu gibi... Sabah ilk işimiz aynaya bakmaktır. Sanal mutluluklardan bir an önce kurtulmamız gerekir. Neyle yaşadığımızı, yüzleşmemiz gerektiğini haykırmamız lazım. Eğer neyle yüzleştiğimizin farkına varmazsak bir an önce, artık farkına varacağımız o son etabı da geçmiş olacağız. Hayır hiçbir şey iyiye gitmiyor. Politikadan bahsetmiyorum. Global anlamda hiçbir şey iyiye gitmiyor.

İnsanlar bununla yüzleşmek istiyor mu acaba?

İstemiyor! Görmezden geliyorlar... Komedi yapan tiyatrolar da bir görevi yerine getiriyor elbette olması gerekeni yapıyorlar ama bazı tiyatroların da bunlarla yüzleştirmesi gerekir. Mask iki yüzlüdür: Gülen ve ağlayan. Komedya çok önemlidir ama tragedya da öyle. Modern zamanın tragedyası az önce izlediğiniz türden metinler. Gerçekle yüzleştiğimizde doğru olanı seçebileceğiz. Oyunda da diyoruz ya ‘Başka seçeneğin yok! Seçim sonra gelir.’

Şu an bir sinema filmi de çekiyorum: Marlon. Benden daha tembel bir oyuncuyu oynuyorum. Geçen yıla kadar haftada bir gün Konya Selçuk Üniversitesi’ne gidip ders veriyordum. Bu sezon ara vermek zorunda kaldım. 4 tiyatro oyununda yer alıyorum bu sezon. ‘Yastık Adam’, ‘4:48 Psikoz’, ‘Suç ve Ceza’ ile ‘Beyaz Geceler’...
 
 
 

Oyunun olgunlaşmasını uzun süre bekledik

Genelde ilk oyunlarla bir süre sonrakiler arasında farklar oluyor. Şu an ‘değiştirelim’ dediğiniz bir şey var mı?

Benim tiyatro prensibim, oyunun en kusursuz haline geldiği zaman sergilenmesidir. Yabancı Sahne olarak da Gülay Hanım (Say) ile beraber buna dikkat ederiz. Ciddi bir hazırlık dönemi geçirdik. Olgunlaşmasını bekledik.

Oyunda intihar aşamasında olan birini canlandırıyorsunuz. Oyundan sonra siz nasıl bir ruh hali içinde oluyorsunuz?

Profesyonel bir oyuncuyum. Bedensel olarak elbette yoruluyorum ama ruh durumunu taşımaya devam etmek şizofrenidir.

Siz, arkeoloji, kamu yönetimi, radyo-tv ve sinema eğitiminden sonra konservatuar da okumuşsunuz. Nedenini merak ediyorum? Ne oldu, yapacağınız meslekte kararsız mı kaldınız?

Kararsız değildim. Babam da oyuncuydu (Hayati Hamzaoğlu). Oyunculukla haşır neşir olmamdan hoşlanmıyordu. Kamu yönetimi okurken babam rahmetli oldu. O sırada Antalya’ya yerleştik. Annemi yalnız bırakmak istemedim tekrar sınava girip orada radyo-tv ve sinema okudum. Ben 6 yaşındayken Kartal Tibet’in yönettiği müthiş bir kadroyla bir sinema filmim de vardı. Bir şekilde su akıp yolunu buluyor.

Aynı zamanda ‘Hayat Şarkısı’ dizisinde oynuyorsunuz. Tempoyu nasıl sürdürebiliyorsunuz?

 Arkadaşlarıma ayıracak çok vaktim olmuyor ama sevdiğim işi yapmaktan çok mutluyum. Gülay ile Yabancı Sahne’yi kurarken sanırım müthiş yol arkadaşları bulduk. Arkada tıkır tıkır işleyen bir ekip var. Bir ay önceden programımı dizi ekibine veriyorum. Ayarlamaları yapıyoruz.