Gazetevatan.com » Yazarlar » Benim hüzünlü teyzelerim!

Benim hüzünlü teyzelerim!

28 Ekim 2016 Cuma


 

Yılmaz Erdoğan’ın yazıp yönettiği ve başrolünde oynadığı ‘Ekşi Elmalar’ bir yandan güldürürken diğer yandan düşündürüp ağlatıyor. Merkezine kadınları ve onların hayallerini, aşklarını konu alan yapım; doğu toplumuna ait bir ailenin dramatik hikayesini anlatıyor.

Bir gün anneannemin yanında Candan Erçetin’in seslendirdiği ‘Yüksek yüksek tepelere’ türküsünü açtım. Bir saniye önce hiçbir şeyi olmayan yaşlı kadın hıçkırıklarla ağlamaya başladı. Bilmiyordum… Küçücük yaşta Ağrı’dan Adana’ya gelin verildikten sonra ailesini görememiş. Kadın olmak zordur! Oralarda daha da zordur…

Aziz Bey ve kadınlar

Yılmaz Erdoğan’ın yazıp yönettiği ve başroldeki ‘Belediye Başkanı Aziz Özay’ı canlandırdığı ‘Ekşi Elmalar’ merkezine kadınları alan şiir tadında bir film. Hikaye 1970’lerdeki Hakkari’de başlıyor. Aziz Bey, hem meyve bahçesini hem de kızları Muazzez (Farah Zeynep Abdullah), Türkan (Songül Öden) ve Safiye (Şükran Ovalı) ile eşi Ayda’yı (Devrim Yakut) herkesten gözü gibi sakınıyor. İnatçı ve sert bir adam. Her şey istediği gibi olsun, ekşi elma veren ağaçları bile aşılamayla tatlı elma versin istiyor. Yetiştiği çevrenin etik kuralları nedeniyle kızlarına çarşı yüzü göstermiyor. Günü geldiğinde de kızlarının istediği değil, kendi münasip gördüğü damat adaylarına kızlarını vermeyi planlıyor. Ekşi Elmalar aslında Erdoğan’ın dedesi ve üç teyzesinin hikayesi. Ancak tamamı değil. İyi olaylar yaşanan gerçeklerden esinlenilmişken, hüzünlü olaylar kurgudan ibaret.

Çaresizlik göze çarpıyor

 Aziz Bey’in, mucize denilebilecek hayalleri var. Mesela Hakkari’ye teleferik yaptırmak gibi... Bölgedeki sorunların çözümünü turizmde görüyor. Teleferik olur ve bölgeyi tanıtabilirlerse kaderlerinin daha iyi olacağını hissediyor. Fakat, söylediği kişiler onu anlayabiliyor mu? Pek sayılmaz. Filmin temelinde ciddi şekilde eğitimsizliğin verdiği çaresizlik göze çarpıyor. Okumayan, iletişim kuramayan, severek evlenme şansı tanınamayan insanlar, özellikle kadınlar, hayal ettikleri hayatı değil, büyüklerinin karar verdikleri hayatları yaşıyorlar. Aziz Bey’in dillere destan güzellikteki kızları da dahil! Film, başladığı andan itibaren müzikleri, renkleri, oyunculukları ile izleyeni etkisi altına almayı başarıyor. Vizontele ile aynı coğrafyada, aynı dönemde geçmesi ve Yılmaz Erdoğan imzası taşıması nedeniyle beklentiler de bu yöndeydi. Beklentileri boşa çıkarmasa da Vizontele seviyesinde olmadığını söyleyebilirim. Bunun nedeni senaryodan kaynaklanıyor. Vizontele’deki yaratıcılık ve evrensellik yok. Ayrıca gişeden daha çok sanata hizmet ediyor da diyebiliriz. Ancak komedi ve dramın birbirine harmanlanma şekli elbette ki tam da istediğimiz ve özlediğimiz Yılmaz Erdoğan çizgisinde. Gülerken hüzünlenebiliyor, hüzünlenirken de gülebiliyorsunuz… Az ve öz, düşündüren replikler de cabası.

Fakat ufak bir denge sorunu var. İlk yarıdaki sürekli yükseliş ve rengarenk hareketli sahnelerin ardından Antalya’da geçen ikinci yarıda tüm o ahenkten ve hareketten uzaklaşmak büyük bir düşüşe neden oluyor. Bir anda kendimizi dramın içinde her şey ters yüz olurken buluyoruz.

Müzik ve oyunculuklar efsane

Oyunculuklara ayrı ayrı değinmek isterdim aslında yerim yeterli olsaydı ama mümkün değil. Herkes oynadığı karakterle resmen bütünleşmiş. Erdoğan’ı ayakta alkışlarken, Farah Zeynep Abdullah’ı sadece bakışlarıyla bile bize tüm duyguyu verdiği, Fatih Artman ve Ersin Korkut’u ise olağanüstü doğal oyunculukları için tebrik ediyorum.

Filmin müzikleri, adeta yan tarafta görülmeyen bir oyuncu gibi… Kardeş türküler grubundan ayrılan Erol Mutlu’nun yanı sıra Levent Güneş ve Işın Kucur imzası taşıyor.

Bir Zamanlar Anadolu’da, Dedemin İnsanları, Kelebeğin Rüyası, Kış Uykusu ve Unutursam Fısılda gibi Türk sinemasına damga vuran filmlerin görüntü yönetmenliğini üstlenen Gökhan Tiryaki, Ekşi Elmalar’da çok daha iddialı. Teknik bazı değişikliklerle hikayeyi kendi dünyasıyla buluşturmuş.