Gazetevatan.com » Yazarlar » Bir Umut Yeter nasıl başladı?

Bir Umut Yeter nasıl başladı?

01 Ekim 2018 Pazartesi


MF Yapım’ın yapımcılığını, Melis Civelek’in senaristliğini, Jingle TV’nin müziklerini, Yusuf Pirhasan’ın yönetmenliğini üstlendiği, Tolgahan Sayışman, Esra Bilgiç Töre, Hazal Subaşı, Serhat Tutumluer ve Cem Uçan’ın başrollerini paylaştığı Bir Umut Yeter dizisi perşembe akşamı Kanal D’de başladı.
 
Askerde tüm ekibini şehit veren ve 8 ay hastanede yattıktan sonra ölmediği için kendisinden nefret eden bir karakter olarak başladı Yılmaz. Malulen emekli olduğu askerlikten sonra Köyceğiz’de bir deniz feneri bekçiliğine başladı. Öncesinde de sadece bir gece Köyceğizli bir ailenin yanında kaldı ve evin kızı Elif ona ilk görüşte aşık oldu. Kısa bir süre geçmeden de Elif Yılmaz’a evlenme teklif etti. Evlendiler, Elif hamile kaldı ama bebek düştü. Sonra tekrar hamile kaldı ama bebek ölü doğdu. Diğer tarafta ise Köyceğizli zengin bir ailenin kızı olan Derya babasına karşı koyarak aşiret oğlu Toprak’la evlendi ve Deniz adında bir çocuğu oldu. Fakat ona gizliden gizliye aşık olan Taner, Toprak’ı öldürdü ve bir kayığın içinde bebeğiyle beraber onu denize bıraktı.
 
Aynı gece bebeğini kaybeden Elif, denizden gelen bebeği Allah’ın lutfu olarak kabul etti. Yılmaz yanlış olduğunu bile bile Elif’e engel olamadı ve yıllar sürecek bir vicdan azabı başladı. Bir Umut Yeter ilk bölümüyle The Light Between Oceans-Hayat Işığım filmini anımsattı.
 
Müzik canlanmalı
 
Evladını kaybeden iki kadının hikayesi aslında Bir Umut Yeter. Hangisi haklı, hangisi suçlu bazen birbirine karışıyor. Oyunculuklara gelince; Esra Bilgiç Töre ve Hazal Subaşı rollerinin altından kalkmıştı. Tolgahan Sayışman’ın zaten seveni çok! Ama onları ekrana daha fazlasıyla çekmek için bu dizinin ritmini artırmak, müziklerini biraz canlandırmak gerek. Yılmaz karakterini de güçlendirmek! Çünkü bir eve iki depresif yeter! Bir Umut Yeter’de hem iki kadın, hem de bir adam çok ama çok yaralı... Onları ayağa kaldıracak kahramanın da bence Yılmaz olması gerekiyor. Bir Umut Yeter yayınlanacak tekrarlarıyla bu hafta daha fazla izleyicinin dikkatini çekecektir. Herkesin emeğine sağlık!
 
Ödüller Sibel ve Anons’a gitti
 
25. Uluslararası Adana Film Festivali için üç gün Adana’daydım. Uzun süredir kendime böylesi bir kıyak çekmemiştim. Öğlen 12.00’den gece 23.30’a kadar kısa aralar vererek bir sürü güzel film izledim. Ulusal yarışma filmlerinden de Dört Köşeli Üçgen, Babamın Kemikleri, Halef, Sibel ve Anons’u izleme şansım oldu. Halef dün vizyona girdi. İzlemenizi tavsiye derim. Çünkü reenkarnasyon meselesine odaklanıyor ve bunu bir kasaba üstünden çok iyi işlemiş. Damla Sönmez, Emin Gürsoy, Erkan Kolçak Köstendil ve Elit İşcan’ın başrolünü oynadığı Sibel ise benim çok beğendiğim filmlerden biri oldu. UNESCO tarafından koruma altına alınan Kuşköy’de geçen filmde Damla Sönmez’in sadece ıslık çalarak konuşması ise kesinlikle övgüye değerdi. Ödülü alacağı da daha o anda belliydi. Çünkü performansa dayalı karakterinin gözünden duyguyu seyircinin kalbine akıtmayı başarmıştı. Filmin ise en çok mekanın ve dilin olmadığı yerde bile anlaşmak mümkündür vurgusunu sevdim. Bu film festival yolculuğunda daha çok ödül toplayacaktır. Adana Film Festivali’nde de en iyi film ödülünü alması hakkaniyetli bir karar! Diğer favorim ise Mahmut Fazıl Coşkun’un senaristliğini Ercan Kesal’la birlikte üstlendiği Anons filmiydi. Film için Venedik Film Festivali’ndeki yorumları okuyunca filme gitmemek olmazdı. Anons; ordudan tasfiye edilmiş dört askerin, 1963 yılında yaptığı bir darbe girişimini kara mizah olarak işliyor. Radyodan okunacak bir darbe bildirisi için bir gece boyunca verilen mücadelenin işlendiği film 25. Adana Film Festivali’nde Yılmaz Güney Ödülü’nün sahibi oldu. Ben törene kadar Adana’da kalmadığım için NTV’den izledim. 19.30-20.30 arasında gerçekleşen yayında tüm ödüller dağıtıldı. Ama hızlı yayın yapalım derdine düşünce ödül alanlar konuşamadı. Ödül törenlerinin kısa olmasından yanayım ama bu kadarı da fazla kısaymış. Son olarak Adana Büyükşehir Belediyesi’nin ulusal sinemaya olan desteği umarım yüzyıllarca devam eder. Zaten Türk sinemasına destek olunması ve kendi sinemamıza sahip çıkmamız lazım. Umarım diğer festivallerde bu gerçeğin farkına varırlar.