Gazetevatan.com » Yazarlar » New York’dan İstanbul’a

New York’dan İstanbul’a

26 Mart 2016 Cumartesi


 
Uzun zamandır bir restoranın adı kadar, şefinin de meşhur olacağına inandığım olmamıştı. Ta ki, Akaretler’deki yeni adresimle tanışana kadar; TOI... Mekan, Capital Suits’in teras katında yer alıyor. Şık, şehir manzaralı, butik bir alan hazırlanmış. Şıklığı, öyle korkutan cinsten de değil. Son derece samimi bir ortamı var.Şef İsmet Saz, Rıfat Çebi ve Emir İçgören ortaklığının hizmete sunduğu bir keyif köşesi adeta...
 
 
Her siparişle, genç şefiniz bizzat ilgileniyor. Kendi buluşlarından da yola çıkarak hazırladığı tabakların, dilerseniz bir bir açıklamasını yapıyor. Öte yandan her şey gözünüzün önünde hazırlanıyor. Dünyada bolca rastladığımız, fakat ülkemizde layıkı ile yapılamayan ‘Chef’s Table’ konseptini de yaşatıyorlar. Birkaç hafta önceden boş yer yakalarsanız, mutfak bölümünde şefi izleyebileceğiniz 4 sandalyeyi kapabilirsiniz! Yemeğinizin nasıl piştiğini, hangi malzemelerin kullanıldığını, sohbeti ile karışık seyretmek keyifli olacaktır.
 
Mönü, Fransız mutfağı ağırlıklı... Ama Türk damak tadına uydurulmamış cinsten değil. İlk favorim, Chimichurri soslu ızgara ahtapot oldu. Ardından ise, Süt Dana Wellington... Lokum niyetine tadabileceğiniz, tam bir şef imzası olmuş. Anlayacağınız; İsmet Saz, onca yıl aldığı eğitimin hakkını veriyor. Üstelik genç şefin, New York’da Michelin yıldızlı restoranlarda da çalışma tecrübesi var. Damak tadınıza önem veriyorsanız, denemenizi tavsiye ederim. Not: Sosları kullanırken de mutlaka danışın. Arkadaşım gibi yanlış kullanıp, bütün lezzeti kaçırmayın!
 
Balığın pişmişi de çiği de burada
 
 
‘Balık, Boğaz’da yenir!’ diye bir tabir vardır. Bunu ispatlayan dükkanlardan biri Arşipel. Kuruçeşme’de, dipdibe balıkçılar arasında, tek gidilesi adres bence... Bulunduğu lokasyon, genelde lezzete pek önem vermeyen yerlerden oluşsa da, burası senelerdir kalitesini bozmuyor. Servisine, temizliğine dikkat etmeyen balıkçılar arasında, tek çiçek olarak yerini koruyor.
 
Üst kattaki geniş terasında, bir balıkçıdan bekleyeceğiniz her şey üst düzey verilmesine veriliyor. Fakat mekanı çok enteresan yapan, bir de alt markası var. Giriş bölümünde ayrı bir işletme gibi çalışan, bir suşi restoranı yer alıyor. ‘Inari’ adını taşıyan marka, hiç öylesine olsun diye yaratılmış gibi de durmuyor. Tek işi suşi yapmak olup da, binbir şube açan rakiplerinden eksik hiçbir yanı yok. Hatta, kendine has, başka yerde denenmemiş kalemleri dahi mevcut. Balığı bir katta Japon usulü, bir katta Boğaz usulü sunuyorlar. Üstelik, ikisi de başarılı! Aynı mekanda, malzemeleri aynı olsa da, iki farklı mutfak denemek isteyenlere duyurulur...