Gazetevatan.com » Yazarlar » En yeni tiyatro tekniği

En yeni tiyatro tekniği

08 Nisan 2015 Çarşamba


Filmlerden bildiğimiz ‘green box’ tekniği, Türkiye’de ilk defa bir tiyatro oyununda uygulandı. Oyunun adı; Kam... Borusan Oto Dolmabahçe Sahne’de oynanıyor. Yeşil perde önünde, dekor kullanılmayan bir sahne hayal edin... Oyuncular yeşilin önünde sahne alırken, siz yanlardaki ekranlar sayesinde, olayları dış mekanda çekilirmiş gibi izliyorsunuz. Goncagül Sunar, Yunus Günçe, Başak Kıvılcım Ertanoğlu ve Halil İbrahim Irklı’nın aynı sahneyi paylaştığı oyun, İstanbul’dan kaçmak isteyen dört arkadaşın iki günlük kamp serüvenlerinde bir Kam’la karşılaşmalarını konu alıyor. (Kam, şaman ya da büyücü din adamı demek.)

Senaryo, günümüz teknolojisinin hayatımızı kolaylaştırması bir yana, aslında bizden neler çaldığını anlatıyor. Sosyal medya çılgınlığından, 5 dakika bile uzaklaşsak delirecek duruma geldiğimizden şikayet ediyor. Haksız da sayılmaz aslına bakarsanız... Hemen hemen her gün gördüğümüz, yaşadığımız komik hikayeleri yüzümüze vuruyor. İnternete keyfe keder koyacağımız bir fotoğraf için bile, sağla solla kavga eder duruma gelenlerin hayat dersi bir nevi. Bu tekniğe alışık olmadığımız için, oyundan sıkıldığınızı hissedebilirsiniz. Fakat içine girmeye başlarsanız, kendi hayatınızdan da kesitler bulacağınıza eminim. İşin sıkılma kısmına gelirsek; dünyada bile henüz yayılmamış bir tiyatro tarzının Türkiye’de ilk defa denendiğini hatırlayıp, biraz anlayışlı olmamız lazım. Zira daha teknolojisi bile tam oturmamış bir şeyi, oyunun yazarı ve yönetmeni

Can Bora, cesaret edip sunmak istemiş. Beğenir misiniz yoksa eksik mi bulursunuz bilmem ama tüm dünyada bu teknik iyice rağbet gördüğü gün, Türkiye’deki ilk tecrübe eden olarak Can Bora bu gururu taşıyacaktır. Siz de gelecekte “Ben ilk yapılanı kaçırmadım“ cümlesini kurma şansına sahipsiniz...

Mahir’in maharetleri

Osmanbey Caddesi üzerindeki Mahir Lokantası’ndan bahsediyorum. Mekan, klasikleşmiş ev yemeklerinden tutun, Anadolu’nun özel lezzetlerine kadar geniş yelpazeli bir mönüye sahip... Ev yemekleriyle ünlenmesine rağmen, lüks sayılacak birkaç marka vardır ya, onların yeni rakibi diyebiliriz. Fakat o senelerin restoranları, zamanla lezzetlerini bozmaya başlamıştı zaten... Ve Mahir Lokantası, bu sebepten hepsine gol atacak gibi duruyor.

‘Kuru fasulyesi, iç pilavı, fırın güveçleri’ zaten her yerde olduğu gibi mevcut. Ama bunların yanında ‘tertürre ve fellah köfte’ gibi kendilerine has porsiyonları da var. İnanın saymaya kalksam, sayfam yetmez; son derece geniş ve hemen hemen her şeyi barındıran bir mönüleri var. Tencere yemeklerinin yanı sıra, pide ve lahmacun çeşitleri de servis ediyorlar. Anlayacağınız “Ne vereyim abime?” sorusuna, onlarca tatmin edecek cevapları var. Anadolu yakasına da şubelerini açmak üzere olan restorana, mutlaka uğramanızı tavsiye ederim.