Gazetevatan.com » Yazarlar » Sosyal saygısızlıklar

Sosyal saygısızlıklar

12 Kasım 2016 Cumartesi


Sosyal medya, ilk hayatımıza girdiğinde ne kadar masumdu hatırlarsanız... Hani ‘İlkokul arkadaşımı buldum!’ diyerek, üç beş hatıra paylaştığımız sitelerden ibaretti. Nereden bilebilirdik ki, her yanımızı saran bir hastalığa dönüşeceğini... Meselemiz gezip görmek de olsa, bu köşeden iletmek dışında, sürekli oraya buraya fotoğraf eklemekle uğraşan tiplerden değilimdir. Zira hayatı kaçırdığımızı düşünüyorum. Tabağımızın resmini çekerken yemeğin soğuduğunu ya da günbatımını yakalarken, çoktan güneşin battığını farketmiyoruz bile çoğu zaman!

Buraya kadar tabii ki her şey, sadece kendimize zarar. Fakat öyle insanlar var ki, etrafı hiçe sayarak teslim oluyorlar sosyal deliliğe. Geçtiğimiz hafta bir konserde, yan koltuğumda bir hanımefendi oturuyor. Repertuar gürültüsüz, sakin dinlenecek, sessiz olunması gereken cinsten. Hanımefendi her şarkıyı, Allah bilir hangi mecrada paylaşacak diye, bir sonraki şarkı esnasında bir daha dinliyor telefonundan. Bizlere de zorla duyuruyor haliyle. Önündeki bakıyor, arkasındaki sesleniyor ama ne fayda. Bir de uyaranlar kabahatli gibi, azar işitecekler neredeyse... Takipçileri eksik kalmasın diye, yaklaşık 20 kişiye huzur vermedi sosyal kelebek. Ne diyelim; sanatı yerinde takip edenlerden çok, bir tıkla ulaşanların daha çok hakkıdır belki de seyredebilmek!

 

Değmeyin keyfimize

 

Kafanızı nereye çevirseniz, balıkçılarla doludur Arnavutköy... İyisi kötüsü diye ayırmıyorum. Fakat şöyle keyifle rahat edeceğiniz, meyhane kıvamında pek mekan yok. Ta ki ben ‘Rago’ ile tanışana kadar öyle sanıyordum ya da... Tavanında av ağları, fonda Türk Sanat Müziği, değmeyin keyfimize... Dekorun salaş olduğunu anlamışsınızdır. Ama ayrı samimi bir yanı daha var. Ortada kalemler dolaşıyor ve siz duvarlara dilediğinizi yazabiliyorsunuz.

Öyle boş cümleler de değil hani... Sanarsınız her müşterisi ayrı bir şair restoranın. Biz de bir şeyler karaladık elbette... ‘Geri dönemedikten sonra, ne anlamı var gitmelerin!’ tadında mısralar okuyup, inceden demlenilen, lüzumsuz lükslerden uzak bir adres burası. Dizilerdeki başrol arkadaşın oturduğu, bizlerin de ‘Yahu böyle yerler var mı memlekette?’ diyerek, iç geçirdiğimiz mekanlara benziyor. Meyhaneci yanaşır ve yeri gelir şakalaşır, yeri gelir dertleşirsiniz. Duruma uymuyor, durumu kendinize uyduruyorsunuz.

 ‘Samimiyeti tamam da, biraz da yemeklerden bahset!’ derseniz, son derece lezzetli olduğunu söyleyebilirim. Bu tarz meyhanelerin sorunudur, haz verirken mutfağı unutmak. Burada böyle bir sorun da yok. Biraz aşağıda acayip hesaplar ödediğiniz restoranlara taş çıkartacak tabakları mevcut. Arada fasıl ekibi de katılıyor sofranıza. Fakat o kulağınıza zurnayı sokanlardan değil! Hazırsanız en güzel yanını söylüyorum; tahmininizin ötesinde makul paralar ödüyorsunuz. Tavsiye edilir!