Gazetevatan.com » Yazarlar » Savaşı gördüm

Savaşı gördüm

01 Ağustos 2010 Pazar


8 günlük Balkan gezimizde toplam üç ülke gezdik. Hırvatistan, Karadağ ve Bosna Hersek. Türkiye ile kıyaslayınca hap gibi ülkeler. Araba kiralıyorsun, 3 günde geziyorsun. Sınır dediğin yalandan bir takım bariyerler. Pasaportları kontrol ediyorlar elbette ama bizim Türk jandarmasının (bilhassa Doğu bölgelerindeki) kontrolleri inanın daha uzun ve zorlu. Son gün saydık gün içinde beş kez sınır geçmişiz. Karadağ’dan Bosna Hersek’e, Bosna Hersek’ten Hıvatistan’a, tekrar Bosna Hersek’e ve tekrar Hırvatistan’a. İkisi da Hırvat şehri olan Dubrovnik’ten Split’e giderken Bosna topraklarından geçiliyor mesela. O kadar iç içeler ki birlik olup Yugoslavya’yı kurmuş olmaları hiç şaşırtıcı değil. Gel gör ki çil yavrusu gibi dağıldılar.. Ve dağılırken yazık ki birbirlerinin canlarını çok yaktılar.

Yemyeşil sahillerden, bereketli ovalardan geçerken, dantel gibi şehirlerin hikayesini okur, seyretmeye doyamazken (ve aslında hepsinin savaş sırasında yerle bir olduğunu ve aslına uygun yeniden yapıldığını biliyorken) “NE İÇİNDİ BÜTÜN O DÖKÜLEN KANLAR?”diyor insan. Bizim “Türk” ayrılıkçıları hiç düşünüyor mu acaba “boşanmanın” Yugoslav boşanması gibi kanlı DA olabileceğini?

Allah yazdıysa bozsun. Zira akıl almaz bir şey. Dubrovnik’in “Stari Grad”ında (eski şehir) dolaşırken bir fotoğraf sergisine rast geldik. Savaşta şehirlerinin ne hale geldiğini göstermek istemişler ziyaretçilere. Az evvel coşkulu bir nikâha denk geldiğimiz (ama ne yazık ki asabi gelin tarafından izlememize izin verilmeyen) Aziz Blausius Kilisesi paramparça olmuş. Şimdi hayranlıkla gezindiğimiz mermer kaplı Stradun caddesi delik deşik. Altında kahve içtiğimiz taş güzeli bina şarapnel ve kurşun izleriyle dolu.

Dubrovnik 15 yılda toparlanmış. Tarihe meraklı değilseniz, bu haline bakıp, şehir 500 yıldır huzur içinde uyuyor sanabilirsiniz. Savaşın (kalplerdeki hariç) bütün izleri temizlenmiş. Henüz silinmemiş izler Mostar’da.

KARANLIK SAVAŞIN UTANÇ ABİDELERİ

Savaşın izlerine en çok Mostar’da rastladık. Mostar’ı bir kasaba sanıyordum, meğer gelişmiş bir endüstri şehriymiş. Şehre adını veren meşhur Mostar Köprüsü “stari grad”da, yani eski Mostar’da.

Savaş sırasında yıkılan sadece köprüler olmamış. Köprülerin etrafındaki mahalleleri de paramparça etmiş Hırvatlar.

Hazır gelmişken nedenini de söyleyeyim zira Yugoslavya iç savaşı karman çorman bir hikaye. Biliyorsunuz önce bağımsızlığını ilan eden Hırvatlar ve buna karşı çıkan Sırplar birbirleriyle savaşıyordu. Sırplar ve Hırvatlar birbirleriyle savaşırken aynı zamanda gizlice anlaşıp Bosna Hersek’i kendi aralarında paylaşmaya karar veriyorlar. Hırvat-Sırp sınırı olarak da Mostar’ın üzerinde olduğu Neretva nehri tayin ediliyor. Bunun üzerine Hırvatlar hem geliş gidiş olmasın hem de eskinin “sembolik” izleri yok olsun diye bütün köprüleri yıkıyor. Köprülerle beraber etraflarını da tabii.

Savaştan sonra, UNESCO’nun büyük katkısıyla sadece Mostar Köprüsü değil çevresindeki mahalle de yeniden yapılmış. Camiler, hanlar hamamlar bizde olmadığı kadar özenli ve aslına uygun restore edilmiş. Bizde böylesi açık söyleyeyim yok ama Türklerin el diyarında yüzlerce yıl önce inşa ettiği şehir her şeye RAĞMEN ayakta! (Bu da ayrı bir acıdır, söylemeden edemeyeceğim. Mostar bizde olsaydı yanındaki çirkin yeni beton köprüyü hayal edebiliyor musunuz? Ben ediyorum..)

Fakat Mostar bir Dubrovnik değil. Turistik rotanın bir sokak ötesine çıkınca füzelenmiş, bombalanmış, kurşunlanmış binalar çıkmaya başlıyor bir bir. Etrafları çitlerle çevrili dev enkazlar.. Savaşın utanç verici yaraları, yırtıkları, karanlıkları, pis pazarlıkları hâlâ üzerinde, delik deşik bir halde duruyorlar. Çatışma nerede olmuş, binaya roket hangi noktadan atılmış, 15 yıl aradan sonra bile saptamak mümkün. O kadar canlı.

Mostar sokaklarında dolaşır, paramparça bina enkazlarına bakarken içimiz acıdı. Kendimizi bir an olsun o çatışmanın, bombardımanın içinde düşündük. Doğduğumuz büyüdüğümüz şehrin paramparça edilmesinin acısını hayal ettik. Tüylerimiz diken diken oldu. Sıcağa rağmen ürperdik.

İster misiniz paramparça bir Sultanahmet Camii? Yerle yeksan bir Mardin? Bombalanmış bir Anıtkabir? Yıkılmış bir Ayasofya?

Allah yazdıysa bozsun. Umarım görmeyiz böyle bir şey.