Gazetevatan.com » Yazarlar » Esprinin ardındaki gerçek

Esprinin ardındaki gerçek

26 Aralık 2013 Perşembe


“Bizim Anayasa Mahkemesi, malum, İmralı’da. O ne derse o olur. Oradan aksi bir karar çıkmadığı sürece 2 dönem sınırlaması devam ediyor.”

Bu sözler, HDP (Halkların Demokratik Partisi) İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’e ait. Aslında, ayaküstü sohbet sırasında espri ile karışık sarf etti Önder bu sözleri. Salı günü (24 Aralık 2013) Çankaya Köşkü’nde düzenlenen, Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri töreni sırasında, resepsiyon salonunda, birkaç gazeteci sohbet ettik Sırrı Süreyya Önder ile.

Her zamanki enerjik ve esprili üslubuyla cevapladı Önder sorularımızı. Mesela, “Bana soruyorlar, bu BDP, HDP, DTK... Hangisi nedir, ne farkı var? diye. Vallahi bilmiyorum diyorum” dedi gülerek. Sonra söz, Ahmet Türk, Sırrı Sakık gibi isimlerin belediye başkan adaylıklarından açıldı.

Önder, “Biliyorsunuz bizde AKP gibi 3 değil, 2 dönem sınırlaması var” deyince, meslektaşlarımızdan biri, “İktidar partisinin tüzüğündeki o maddenin seçimlerden önce değişebileceği hep konuşulur ama...” diye söze girdi. Sırrı Süreyya Önder de işte bu söz üzerine verdi o cevabı, gülerek:

“Bizim Anayasa Mahkemesi, malûm, İmralı’da. O ne derse o olur. Oradan aksi bir karar çıkmadığı sürece 2 dönem sınırlaması devam ediyor.”

***


Yıllar önce olsa, Önder’in sözleri gündemi belirler, sert tartışmalara malzeme olurdu ama artık o dönemler geçti.

Evet bu sözler belki ‘espri ile karışık’tı ama o sözlerin, herkesin bildiği bir gerçeği ifade ettiği aşikâr.

“O ne derse o olur” gerçeği, Sırrı Süreyya Önder’in diğer cümlesini de kapsıyor. “BDP, HDP, DTK... Hangisi nedir, ne farkı var?” sorusunu yani.

Önder, “Vallahi bilmiyorum” diyor ya...

Ben biliyorum.

Hiçbir farkı yok!

Aynı geçmişteki HEP, DEP, DEHAP, HADEP, DTP vb. isimlerin arasında hiçbir fark olmadığı; ‘İmralı gerçeği’ orada durduğu sürece de ol(a)mayacağı gibi.

*****


Ergün: “Herkes herkesi biliyor.”

Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı görevinden alınan AK Parti Kocaeli Milletvekili Nihat Ergün’ü aradım dün sabah. Ergün görevini, halefi Fikri Işık’a devretmeye hazırlanıyordu. Kısa konuştuk.

Birkaç soru... Ve cevaplar. Şöyle:

- Günaydın, hayırlı olsun.

- Günaydın. Sağolun, teşekkür ederim.

- Kabine revizyonunda sizin isminizin de yer alması ‘sürpriz’ olarak yorumlandı. Bu yönde bir beklenti yoktu sanırım kimsede.

- Kimin beklentisi, nedir ben bilemem. Ayrıca herkesin beklentisi, beklentiler farklı olabilir ama sonuçta takdir bu.

- Sizin için sürpriz oldu mu peki bu karar?

- Yaklaşık 5 senedir görev yapıyorum. Artık vakti gelmişti. Benim açımdan bir sürpriz değil.

- Bir kırgınlık ya da burukluk hissediyor musunuz şu anda?

- Hiçbir burukluğum yok. Herhangi bir kırgınlığım da söz konusu bile değil. Bu tür görevlere başlarken, uygun bir zamanda bırakmayı da düşünerek, zamanı geldiğinde nöbeti devredeceğini bilerek başlamak lâzım.

- Üzgün değilsiniz yani...

- Hiç değilim. Hatta iyi oldu benim açımdan. Neticede sivil hayata hazırlanmak için bir geçiş dönemine de ihtiyacımız vardı, bu iyi oldu.

- Üç dönemdir Parlamento’dasınız. Yerel seçimlerde aday da değilsiniz. Sivil hayat’tan kastınız, aktif siyaset sonrası. Nedir planınız?

- Şimdi önce biraz dinleneceğim, sonra da çalışacağım tabii. Meclis ve parti faaliyetlerinin yanında, o çalışma döneminin hazırlığını da yapabilirim artık.

- Sayın Bakan, son bir soru... Biraz şeytanın avukatlığı misali... Ortam malum. Bir tarafta soruşturmalar vs, diğer yanda Hükümet ile Gülen cemaati arasında yaşanan gerginlik. Bu ortamda görevden alınan bakanlar hakkında farklı yorumlar yapılıp, kafalarda soru işaretleri doğabilir mi? Böyle bir endişeniz var mı?

- Herkes herkes biliyor Murat Bey. Ben de kendimi biliyorum. Hiç böyle bir endişe duymam. Bu açıdan da hiç düşünmem. Ben gönül huzuruyla devrediyorum nöbetimi.