Kural

02 Ekim 2016 Pazar


‘Kural buydu, deniz denize dayanabilenlerin işiydi.’ Cemil Kavukçu, Maviye Boyanmış Sular

***

Kavukçu, kitaptaki ‘Balık’ adlı öyküsünde bizleri ilginç bir atmosfere sürüklüyor. Özetlemeye çalışayım:

Hayatta her şeyi bildiğini sanan Çarkçıbaşı o gece iri bir balık yakalar. En büyük yardımcısı olan İbrahim hemen herkese haber salar. Heyecanlıdır. Daha doğrusu heyecandan ne yapacağını bilemez bir haldedir. Yüzemeyen arızalı bir ‘gemide’ böyle bir balığın yakalanmış olması onda ve zamanla hemen hemen bütün gemicilerde, ‘içmeden sarhoş halleri’ yaratır. Tüm ekibi bir koya tutsak etmiş bir geminin içinde öylece bekleyen insanlardan fazla bir şey beklenemez aslında. Bunlardan biri de öyküyü anlatan kahramanımızdır. O da artık bu duruma alışmış, gün saymamakta, hesap yapmamaktadır. Kısaca her şeyi oluruna bırakmıştır. Bir limana varabilecek miyiz sorusu artık çok da önemli bir soru değildir. Yine de içlerinde en sakin kalabilen odur.

Öte yandan, yakalanan balıkla birlikte dengesi iyice savrulan gemi ahalisi davranış bozuklukları sergilemeye devam eder. Balık iridir iri olmasına ama... İriliğin ötesinde zokayı yutmuş, bir metrelik bedeniyle güverteye yığılmış  bir insanı andırmaktadır. Hâlâ canlıdır ve zokalı ağzından çok tuhaf sesler çıkarmakta, gözlerinde de ‘alacağınız olsun’ dercesine başka bir anlam gezinmektedir. O bakışlar, o ses... Aynı güvertede, bu sahne yüzünden neredeyse balıkla birlikte zar zor nefes alır hale gelen gemiciler zamanla bir zaferden çok, tuhaf bir hüzün, korku ve endişe ağının içine düşer. Kafaları iyiden iyiye karışmış bir haldedir. Rotası olmayan hareketsiz bir gemide kafası karışık gemiciler kadar beteri yoktur. Kim av, kim avcı, belli değildir artık. Sonunda gemiciler hep birlikte karar verir, misinayı keser ve balığı, zokayı yutmuş bir halde açık denize teslim ederler.

Ederler etmesine de balıktan kurtulamayacaklardır! Çünkü zokayı yutan sadece balık değildir... Geminin ve gemicilerin de bu durumdan aşağı kalır bir yanı yoktur.

Başlangıçta Çarkçıbaşı, içlerindeki en temkinli kişidir. Bu konudan bir kurtulsalar, her şey yoluna girecek, arkalarına bakmadan devam edeceklerdir. Hatta bu balık olayından bir daha kimseye bahsetmezlerse, konunun da kapanacağını düşünür. Ya da düşünmek ister. Bu konuda da diğerlerini ikna ettiğine inanır.

Gemicilerin çoğu bu işi başlarına saranın Çarkçıbaşı olduğunu elbette bilir. Çarkçıbaşı’nın bu konudaki ısrarına, kendi küçük alanlarında verdikleri tepkiler nettir:

‘Balık, balık, balık... Al sana balık!’

Çarkçıbaşı’nın balık merakı, koca bir geminin zamanla ayağına dolanacak bir engele dönüşecektir. Bir gölge sürekli olarak onları izlemektedir.

Peki ya Çarkçıbaşı? Onunkisi bir gölge falan değildir artık. İçerek unutmaya çalıştığı karabasan, bir kabus haline dönüşecektir o balık.

Öykünün umut barındıran yanına gelecek olursak:

Sakinliğini korumaya çalışan kahramanımızın aktardığına göre gemi arızadan kurtulur, yeni koylara, farklı hayatlara doğru yelken açar. Bu hareketlilikle birlikte gemiciler de biraz ferahlar ve her şeyin düzeleceğine inanırlar. Ve belki de bizlerden farklı olarak unutmazlar: Ne balığı ne de yaşananların Çarkçıbaşı yüzünden başlarına geldiğini.