‘Biraz da bizi kollayın!’

Haberin Devamı

Bir erkek okurumuz isyan ediyor: ‘Biraz da bizi kollayın!’ O zaman sorumuz hazır: ‘Eşiniz ya da sevgilinizin sizi yol ortasında bıçaklama riski var mı? Sokak ortasında ondan eşek sudan gelinceye kadar dayak yeme endişeniz? Aynı kişi tarafından yaşamınıza kastedilme durumu mevcut mu?’

Cevap hayırsa, o zaman 8 Mart Haftası için özellikle kadınlara yönelik şiddetin eleştirilmesini haklı görmek ve bu anlamda şiddet uygulayanlara sonuna kadar karşı çıkmak gerekiyor.

Ancak iş bununla da sınırlı kalmıyor. Sitemler devam ediyor. Aslında sorun insanlık sorunuymuş. Olay ekonomikmiş.

Doğrudur. Bunlar önemli hususlar. Ekonominin de etkisi var. Ancak biliyoruz ki ekonomik darboğazın içinde olmayan erkekler de eş ya da sevgililerine şiddet uygulayabiliyor. Üstelik bunu sadece dayak ve tokatla değil, sözlü tacizle de yapabiliyorlar. Kısacası 3 kadından biri dayak yiyor ama 3 kadından neredeyse 3’ünün eşi, sevgilisi, patronu, arkadaşı, babası ya da abisi tarafından şu ya da bu şekilde tacize uğradığı, yok sayıldığı, aşağılandığı bir ülkede yaşıyoruz.

Tam da burada aynı sitemkâr tavır, ‘ama bazı kadınlar bildiğiniz gibi değil’ diye dipnot bilgilere başvuruyor.

Bu tip dipnot bilgilerini, onlar her neyse, tüm bunları şiddetin makul gösterilmeye çalışılması ve ‘8 Mart’a karşı geliştirilmiş bir refleks olarak görüyorum.

Öyle değiliz anacığım...

‘Nedir bu basının 8 Mart merakı, her şey ne kadar da medyatik!’ diyenlere ise:

Aslında basının sadece 8 Mart ve o haftaya yönelik özeninin çok da yetersiz olduğunu, bu haftaya göstermiş oldukları titizliği 52 haftaya yaymaları gerektiğini söylemek istiyorum. Kullanılan dil ve görsel malzemeyle şiddeti pekiştiren, onaylayan bir politikayı benimsememelerini ve buna karşı tavırlarını net bir dille yansıtmalarını da arzuluyorum.

Belki o zaman şiddeti makul göstermenin yollarına başvuran zihinlerin şiddetsiz bir toplum için ilk etapta bahane olarak gösterdikleri ‘demokratik bir toplumda bunlar olmaz işte!’ hayalini gerçekle sınama şansımız artar.

Efendim, ah ah, işte toplumumuz demokratik olsaydı, eğitim şöyle olsaydı, insanlık böyle olsaydı diyenlere sözümüz belli: Öyle değiliz anacığım. Son derece şiddete açık, maço, erkek egemen, öncelikle sözün erkekte bittiğine inandığımız, tutucu, kadını dolaylı bir varlık olarak gören, onun bedenini sağa sola çekiştiren, onun bedeni üzerinden politikalar üreten, yaşam ya da ölümü biçen bir toplumuz. Bunların önüne geçmek için de acilen almamız gereken önlemler var.

Ancak ve ancak kadını özgürleştirebilecek, birey olmasına katkı sağlayacak önlemler alınırsa Türkiye’de eşit bir toplum hayali hayata geçebilir. İşte o zaman kadın erkek eşitliğini konuşabiliriz.

DİĞER YENİ YAZILAR