Gazetevatan.com » Yazarlar » Rüyalar ve reklamlar

Rüyalar ve reklamlar

05 Ağustos 2018 Pazar


‘Daalır yükselmiş gı!’

(Fistanlı bir rüyadan)

***

Dolar, bahtsız rüyanın tabiriyle ‘daalır’ yükselirken metro istasyonlarında bir ilan göze çarpar. Fahrenheit 451 ve Cesur Yeni Dünya, yeniden okurla buluşmuştur. Bu iki kitabın tanıtımı, metro istasyonlarının bol eşarplı, gelinlikli, fistanlı ve arada da devlet destekli bütçeyle abartılan ödüllü ‘fos film’ reklamlarının arasında insanın içine su serper.

Neden mi?

Yaşadığımız dünya ve içine doğduğumuz gündem, reklam panolarının anlattığı o steril ve şık gündem değil de bu iki kitabın anlattığının ta kendisidir de o yüzden. Şimdi diyeceksiniz ki, eskiden farklı mıydı? Hayır. Bu iki kitabın basılış tarihlerine bakıldığında, bu kurguların sadece iki bahtsız öngörüden ibaret kurgu olmadığı, geleceği anlatsa da, esasen yazıldıkları tarihlerin saçmalıklarından beslendiği bal gibi ortadadır. Dünyanın bu türden ‘saçmayı’ sevme potansiyeli çok yüksek olduğundan olsa gerek,  bugün bu iki kitabın varlığını sadece edebi yanlarından ötürü değil işaret ettikleri tehlikeler ve tehditler anlamında da aynı heyecanla iliklerimizde hissediyoruz. Ürpermemizin sebebi bu. Ancak bu gidişle torunlarımızın da bu ürpermeyi hissetmeyeceğine dair elimizde kanıt yok. Kanıt ne kelime! Umut yok...

Umutsuzluğu sevmesem de elimizdekilere tekrar baktığım zaman vardığım kıyının bu olması şaşırtıcı değil. Tek seslilik ve teklik mantığının egemen olduğu zaman dilimlerinin insanlığı nasıl bir kıyıma sürüklediğini tarih bizlere, bir değil, on değil, defalarca gösterse de, bizler insanlık olarak uslanmıyoruz. Belki bu yüzden metro duvarlarındaki gelinlikler daha çok ilgimizi çekiyor, fistanlar ve eşarplar günü kurtarmamızı sağlıyor. Fahrenheit 451 ve Cesur Yeni Dünya’nın ise sıralarını beklemeleri gerekiyor.

Sıra onlara geldiğindeyse...

İşte o zaman şu ve şuna benzer sorular sorulacaktır:

Bir ülkede dişe dokunur kitaplar neden bu kadar az okunur? Bir ülkede fistan giymiş etekleri alaylı dedikodularının yapıldığı sayfalar neden gözdedir?

Gelinlik kıvamının genel dekoru oluşturduğu diziler ve  ‘kadın’ programları neden bir ülkeyi ekran başına kilitler? Bunu sorduğunuz zaman sen bu ülkeyi hiç anlamıyorsun diyen bir kitlenin hızla üremesinin nedeni nedir? Onları tek bir elin ve tek bir sesin aynı detone sese, renge, kılıfa, kıvama dönüştürmesinin nedenleri nelerdir?

Tek ses ve tek el nedir?

Bir ülkede yürütme yetkilerinin tümünün tek bir ele bağlanması ne demektir? Bağımsız kurumlar da dahil olmak üzere tüm üst kademe kamu yöneticilerinin ve bakanların atanmasında tek yetkinin tek bir elde toplanmasına neden ve nasıl göz yumulur? Üst düzey yargı mensuplarının tamamının tüm atamalarının tek bir kaynaktan sağlanmasının yol açabilecekleri nelerdir?

Tüm bu olup bitenler esnasında doların yükselmesine şaşırmalı mıyız? Yoksa doğal mı karşılamalıyız?

Vb.

***

Fahrenheit 451 ve Cesur Yeni Dünya, hiçbir şeye şaşırmamamız gerektiğini söyler bize. Tüm bu olup bitenleri sorgulamamız gerektiğini de. Gelinlikler, fistanlar, ödüllü fos filmler arasında ömrümüz tükenip gidecek olsa da.

Bize bu ‘tatlı acıyı’ bir kez daha hatırlatan İthaki Yayınevi’ne teşekkürlerimle. Özellikle genç üniversite öğrencilerinin bu iki kitabı birlikte okumasını hararetle öneririm.

Neden mi?

Çok daha iyi bir dünyayı yaratma vesilesinin mümkün olduğunu tez elden keşfedebilmeleri için. Sonunda o dünya değişir mi değişmez mi, bilemem. Ancak şuna göz kırpmanın da her dem ayrı bir keyfi vardır ha: Mağlup sayılır bu yolda galip. Ya da tam tersi.

(Cesur Yeni Dünya, Aldous Huxley, 1932; Fahrenheit 451, Ray Bradbury, 1953)