Yonga

29 Temmuz 2018 Pazar


(Mal canın yongasıdır, vb.)
 
Sütlüce’de bir bina yıkıldı.
 
Bu haber, geçen büyük tufanda yere düşen ağacın enkazının hiçbir şey olmamış gibi yerden kaldırılmasıydı. Hay Allah! der gibi.
 
Oysa giden, tıpkı çamın devrilmesindeki gibi, içimizden bir parçaydı. Koskocaman bir kıymık: Yonga. Evimizde de oturamayacaksak nerede oturacağız Allah Aşkına şeklinde bir isyan. İşin aslı on dakika bile sürmedi haberliği. Bilemedin bir gece.
 
Yonga o zaman tekrar aklıma düştü. Ve değişim o zaman geldi: Mal canın yongası mı? Yok be dedim. Olsa olsa can malın yongasıdır bu ülkede. Can o kadar önemsiz ki... Hayata verilen değer o kadar az ki. Küt diye, bir ikindi kahvesi ısmarlamaya hazırlandığım pastanede  düşüverdi masama, bu haliyle...
Ha kime göreydi bu değişim? Kendi hayatlarını herkesin hayatından daha çok  önemseyenler için değildi bu. Elbette köşeleri tutmuş futbolcular için de değildi. Hani bastırırsınız ya sigara izmaritini sigara küllüğüne öyle bir havayla, hani şimdinin futbolcuları meclislerde falan öyle yapıyor ya, sözü böyle boğmaya kalkıyorlar ya... Çok önemliler ya. Futbolcu olamamış ama milletvekili olmuş, milletvekili olamamış ama tüccar olmuş, adam olamamış ama vezir olmuş bir haleti ruhiye var ya bizim ülkemizde. İşte onlara göre değildi bu söz. Onlar hâlâ adamakıllı ‘mal canın yongasıdır’ ile haşır neşirken, örneğin Sütlüce’de bir yağmur sonrasında çıkıveren kirlenmiş bir gökkuşağının hışmıyla yeri boylayan bir bina vardı ya, işte o binanın dibinin de dibine kazınması gerekendi: Can malın yongasıdır sözü. İnsanlar dişlerinde kalan diş macunuyla fırlamışlardı evlerinden, ölüme yakalanmamak için. Peki ne uğruna? 
 
Sütlüce’de bir bina yıkıldı.
 
Bu haber, geçen sene büyük tufanda yere düşen bir çamın enkazının hiçbir şey olmamış gibi yerden hurra kaldırılması haberi gibiydi. Yine. Hemen unutulması, unutturulması gerekenlerdendi. Zira geçen hafta patates 3.5 liraya düşmüştü. Ve bedelli askerlik onaylanmıştı. Şunu kimsenin sormayacağından emindi neredeyse herkes. Bu kadar savaş borusu çalmaya niyetli futbolcu-milletvekili falan filan varken, neden bedelli askerlik çıkarıldı şimdi?
 
Sütlüce’de bir bina hoppp diye yıkılıverdi. Bilgisayar oyunlarındaki gibi. Bu arada yanındaki dev çukuru gören oldu mu? Sanmıyorum. Dev çukurlarla değil, devlerle ilgileniriz biz! Devler bizi büyüler.
Bir bina gitti. Alt tarafı bir bina.
 
Oysa giden, tıpkı çamın devrilmesindeki gibi,  yani biraz kurcalarsak, içimizden bir parçaydı. Çamlar neden yıkılır, binalar neden çöker sorusu ilgi alanımız değildi.  Hem eski çamlar da bardak olmuştu, çamlar devrile devrile.
 
O sırada beliren ve ‘Abla biliyor musun geçen yağmurda belimize kadar suya battık Beykoz’da!’ diyen genç garsonun da ilgi alanı değildi tüm bunlar.
 
O zaman onun mahzun gözlerine baktım. O gözler oradaki ormanın kıyım kıyım nasıl kıyıldığını görmemiş olabilir miydi? Bedelli askerlik yapacak yaştaydı. Bunu yapacak parası var mıydı? Kirli gökkuşaklarının anlattığı kaç masala inanmış kaçına inandırılmıştı? Yonganın anlamını hiç merak etmiş miydi? Yonga yorgan olabilir miydi? Kısaca çeyiz anlamına gelebilir miydi? İnanın bilmiyorum...Kısa bir süre sonra evlenecek ve kredi kartına yazılan borçlarla bir ömür boyu borçlanacak ama beş yıldızlı malların ‘miş gibi’ canının yongası olmasından mutlu olabilecek bir hali vardı.
 
Yapacak tek şey vardı o anda.
 
Bir sütlü kahve söylemek. Bi latte dedim.
 
İyi etmiş miyim?