Gazetevatan.com » Yazarlar » Değişim hayali

Değişim hayali

08 Temmuz 2018 Pazar


‘Herkes bize düşman’ diyordu kadın. Bir gömlek almak için uğradığı dükkânda arka arkaya sıraladığı onca tutarsız cümleden buraya nasıl vardığı konusu ise başta Tuncelili dükkan sahibi olmak üzere dükkândaki diğer müşteriler için meçhullüğünü koruyorken o paldır küldür başka bir cümleye atlamıştı bile: ‘Hepsini asacaksın, hepsini!’

***

Levent Gültekin’in Diken’deki umut aşılayan yazısı bugünkü gidişata yönelik tek ve gerçek bir rakipten bahsediyor. Türkiye’nin hemen her kesimine sızmış olan değişim talebinden! Bu değişim talebinin başında yolsuzluk, talan ve hırsızlıkla değil, hak ve hukukla yönetilen bir Türkiye geliyor. Sanata, bilime, insan haklarına, geleceğe inanan bir Türkiye. Er ya da geç. ‘Er ya da geç’in hangi zamana denk düşeceğini sanırım hiçbirimiz, şu aşamada tahmin edemiyoruz. Esasen, değişimin insan var olduğu müddetçe insana tanıklık eden en önemli gerçek olduğunu hatırladığımızda sürenin çok da fazla bir önemi yok. Ancak ‘şu ahir ömrümüzde’ meselesi elbette hüsran dolu başlıklardan biri. Sorulardan en kallavisi de şu: Şu ahir ömrümüzde bu ülkeyi ne zaman hemen her cephede makul bir olgunlukta göreceğiz?

Toplumun değişmesi ve ıslah edilmesi konusunda idam cezasının yeniden gündeme gelmesini de bu anlamda okumak mümkün. Bilen bilir, idam cezası konusu yazma derslerinin vazgeçilmez başlıklarından biridir. Sadece muhafazakâr insanların muhafazakâr düşünce tohumlarında değil en demokrat (gibi) görünen insanlarda bile tuhaf algılarla karşılık bulabilecek bu konu, kanımca bir toplumun insan hak ve özgürlükleri konusunda değişime nasıl direndiğinin en canlı kanıtlarındandır aynı zamanda.

İdamın caydırıcı olma konusunda hemfikir olanlar şuna ısrarla bağlı: Bir musibet bin nasihatten iyidir... Ancak şunun nedense farkında değiller (ya da işlerine gelmiyor): Şiddet bir çözüm olsaydı bugün dünyadaki bütün savaşların dibine darı ekilir ve dünyaya özlendiği farz edilen barış çoktan gelirdi. Oysa işin rengi çok farklı. Değil barışmak, karşılıklı konuşmayı bile beceremediğimiz günlerden geçerken şiddet konusundaki karartıcı tablo konusunda yeise kapılmamak mümkün değil.

İdamın terörden cinsel istismara kadar hemen her şeyi kökten çözeceğine inananlar, yazımın başında bahsettiğim gömlek almaya gelen şu kadın gibi ayakları gaz pedalında gitme hayalleri kurmaktan bir an için vazgeçebilseler, o zaman yola koyulmak nedir onu düşünebilmek mümkün olacak. Kısacası adına ister terör ister cinsel istismar diyelim, bu kör kuyuları yaratanın gerçek nedenlerini ‘kurutmak’ çabası yerine kuyuya kezzap atmanın sadece o anlık bir anı olacağını fark edebilseler... Toplumdaki cinsel açlığın, toplumdaki adaletsizliğin, toplumdaki eşitsizliğin gerçek anlamda giderilemediği müddetçe o kuyunun mikrop üretmeye devam edeceğini ve hepimizi zehirleyeceğini fark edebilseler...

Demeden geçmeyelim: Bu anlamda olup bitenler için idam cezasını istemek gaz pedalıyla frene aynı anda basmaktan öte bir şey değildir. Böyle gidilmez, böyle gitmez.

Yinelemekte fayda görüyorum: Türkiye’nin değişim talebinin bu olmadığını bilmek en büyük umudum. Bu umudun bir gün hayata geçeceğine inanmaksa en büyük hayallerimden biri. Er ya da geç.