Gazetevatan.com » Yazarlar » 600 yıl sonra Türkiye

600 yıl sonra Türkiye

10 Haziran 2018 Pazar


‘Kamyonet çınar ağaçlı sokağa hızla girer. Şoför penceresinden  oldubittiyle asfalta bırakılan plastik şişe, kamyonetin o anki adı ve sesi olur. Kamyonet çeker gider. Geride bir pet şişe, o anlık sokağın sessizliğinde insanlığın plastik izi olarak kalır. Ne iz ama!’
 
***
 
Bu seçimlerin sonucunda demokrasiyi, hak ve hukuku tercih edip etmediğimiz net bir biçimde anlaşılacak. Umarım Türkiye olarak yaşadıklarımızdan sağlıklı dersler çıkarırız. Şimdi olmasa da 600 yıl sonra olur temennim ise bakın neye dayanıyor:
 
Seçim meydanlarında çok az vurgu yapılan bir konu var: Doğa. O kadar çok fire var ki ona sıra gelmiyor noktasında hemfikirim. Ancak 600 yıl sonra bizlerden yani bugünkü insanlardan eser kalmazken doğaya iyi bakarsak onun kalacağı aşikâr. Bunu neden anlamak istemiyoruz sorusu ise sanırım insanlığın varoluşsal sorusu. Bu derin hususu şimdilik bir yana bırakıp somut bir gerçeğin altını çizmek istiyorum.
 
Plastik atık hallerimiz
 
 Dünya Koruma Vakfı, Dünya Okyanus Günü’nde bir rapor açıkladı. Bu rapor, geleceğimizin çocuklarına bırakacağımız plastik atık gerçeğinin iç burkan sinyalleriyle dolu. Türkiye olarak ise üzülmemizi, en azından düşünmemizi gerektiren acil bir nokta var. Maalesef Akdeniz’i plastiğe boğan ülkelerin en başında geliyoruz.
 
Rapor, dünyanın en çok ziyaret edilen bölgelerinden biri olan Akdeniz’in aşırı plastik kullanımı, yetersiz atık yönetimi ve yoğun kitle turizmi nedeni ile ciddi risklerle karşı karşıya olduğunu belirtiyor. Plastik maddeler ise bu atıkların yüzde 95’ini oluşturuyor. Büyük plastik atıkların en çok fok ve deniz kaplumbağası gibi büyük canlıları yaraladığı hatta boğduğu belirtiliyor. Bu atıkların yüzde 65’ini ise bilin bakalım ne oluşturuyor: Denize bırakılan misinalar.
 
Ya diğer atıklar? Torbalar, sigara izmaritleri, balonlar, şişeler, şişe kapakları hatta pipetler, vb.  Kısaca yaşamımızın plastik boyutları. Büyük parçalardan oluşan bu atıklar plastik kirliliğin gözle görünen kısımlarını oluşturuyor. Bir de işin gözle görünmeyen bölümü var. Mikro plastik denilen ve 5 milimetreden küçük bu suni canavarların daha da büyük bir tehlike saçtığı ortada! Neden mi? Çünkü bunları deniz canlıları yiyor ve bizler bunları tüketiyoruz; böylece ava giden avlanır sözünün eşliğinde plastik cehennemlerimizi kendi dünyalarımızda yeniden yaratmaya muktedir hale geliyoruz.
Elbette dahası da var. Plastik atıkların büyük çoğunluğu çözünür olmadığı için çevreye bırakılanları yıllarca ‘orada ve ortada’ kalıyor. Örneğin bir fiskeyle denize fırlatılan sigara izmariti denizde 5 yıl süreyle çözünmeden kalıyor. Bu süre, plastik torba için tam 20 yıl. Plastik bardak içinse 50 yıldan bahsedebiliriz. Ya misinalar? Misina için verilen süre ise tam 600 yıl. Evet tam 600 yıl!
Kim öle kim kala... En iyi tahminle iki plastik bardak çözünürlüğüne denk düşen biçare insan yaşamına karşı doğanın görkemli kalıcılığını düşünme zamanı. Ya da...
 
(Bu arada seçim meydanlarındaki harareti dengelemesi anlamında İz Tv’nin yayınlarını takip etmenizi öneririm. Doğaya saygı geçidi.)
 
***
 
Erdoğan Bey’i kaybetmenin üzüntüsünü yaşıyorum. Kendisiyle bir-iki defa sohbet etme şansım olmuştu. Onu, nezaketi ve resim tutkusuyla hatırlayacağım.