Seçim

30 Nisan 2018 Pazartesi


Enes’in seçimi: Enes beş yaşında, yuvasından düşen küçük yavru bir kuşu itfaiye yardımıyla hayata kavuşturdu. (Tokat, Zile)
 
Bu haberi okuduktan sonra ülkedeki 40, 50, 60, hatta 70 yaşındaki insanların, özellikle de politikacıların seçimlerini, neler neler yaptıklarını düşündüm. Vardığım sonucu tahmin ediyorsunuzdur. (Ankara, orada mısın?)
 
***
 
Ankara’dan vazgeçip bugünkü yazımı 1 Mayıs’a ayırmaya karar verdim. Ne zaman mı buna karar verdim dersiniz? Muzaffer İzgü’nün ‘Ayıya Bak’ adlı kitabında yer alan ‘Kibar Cop’ öyküsünü hatırladığımda. Öyle ya 1 Mayıs bizim ülkemizde coşku ve mutluluğun buluşması değil, copun vb. canlı insan etiyle buluşmasının özel törenidir. Rahmetli İzgü’yü selamlayarak öyküyü özetlemeye çalışayım. 
 
Efendim, şöyle açılır öykü: Emniyet Genel Müdürlüğü’nden bir yetkili ‘kibar coplar’ diye yeni bir ürünü halka tanıtır. İzgü şöyle der o zaman: ‘Eee, elbette ülkemiz bu gelişim çağında hiçbir şeyden mahrum kalmıyor. Sağ olsun iktidar. Ülke için, vatandaş için ne gerekliyse hemen şıp diye alıp geliyorlar, önümüze koyuyorlar. Gerçi bunu biz kullanmayacağız, polis kullanacak ama buluş, alış, ödenen para hep vatandaşın iyiliği için...’
 
Hatta bu konuda meraklanan vatandaşı da düşünerek şöyle diyor yazar: ‘isterseniz bir alanda vatandaşlar toplanmaya başlayınca oradan ayrılmayın. Mutlaka biraz sonra polis gelecektir; hem de bu yeni cicileriyle. Orada görün izleyin. Benim gibi çok sevineceksiniz. Hah işte uygar dünyada benim vatandaşıma bu yakışır diyeceksiniz. Coplar canım... Hayır hayır eski kauçuk coplardan değil bunlar! Yeni kibar coplar bir harika...’
 
Bu yeni copların özellikleri halkı şefkatle dövmelerinin dışında, ortada boy gösterirken çıkardıkları sesmiş. Ben İzgü’nin yalancısıyım, bu copların çıkardığı ‘şıkırı dinkkk’ sesinin çok romantik bir tınısı varmış. Bu sevgi dolu dövüş esnasında böylesi bir sesi duyduğunuzda (şıkırı dink şıkırı dink) aklınıza başka başka şeyler geliyormuş. Örneğin kendinizi bir anda denizin kıyısında sanabilirmişsiniz. Hatta sevgilinizin elini tutmuşsunuz da rüzgâr yüzünüzü yalamaya başlamış... Hatta yıldızlar size öpücük atıyormuş... Bu sesle birlikte hemen sakinleşiyor, gevşiyor, yumuşuyor ve neredeyse kollarınızı açıp polis kardeşlere doğru sarılmak için koşmaya başlıyormuşsunuz.
 
‘Belki de’ diyor yazar, ‘bunu daha da geliştirecekler, copun bu sesine değişik melodiler de ekleyecekler.’ Düşünsenize, ‘şıkırı dink’in hemen arkasından çok sevilen müzikler ve şarkılar devreye girecek. Hazır millet toplanmış, haydi eller havaya deyip havaya sokacaksın onları. Millet hemen el ele tutuşacak, hem cop yiyecek hem de eğlenecek.
 
‘Ama bir sorun var’ diyor İzgü. Ki bence de çok önemli bir sorun. Bu coplardan sadece altı bin tane varmış. 
 
Yahu altı bin cop bu halkın nesine yeter diye sormak da burada farz oluyor işte. Öyküden devam edeyim:
 
‘Diyelim ki iki bini üç büyük kente dağıttın, ee geriye kalan illerin insanları ne yapacak? Onlar vatandaş değil mi? Onların da bu coplardan yemek hakları yok mu? Sen ne güzel Ankaralı, İstanbullu, İzmirli vatandaşı memnun et, geriye kalan illerin vatandaşları avucunu yalasın! Çok çok büyük bir haksızlık. Çok büyük adaletsizlik!’
 
Kalem ustalarımızdan Muzaffer İzgü’ye ve emeğiyle yaşayan herkese sevgiyle, saygıyla.