Gazetevatan.com » Yazarlar » Ezber toplumunun en uzun kışı

Ezber toplumunun en uzun kışı

24 December 2017 Sunday

Kafayı tıkabasa doldurmak hiçbir işe yaramaz’ der Nermi Uygur gençlerle tartıştığım bir denemesinde.


‘Savunma yapmıyorum... Neyi, neden anlattığını ve suçlu olduğumuz sonucuna nasıl ulaştığını halen çözemediğim iddianameyi tartışmıyorum.’ 
 
Prof. Şahika Yüksel
 
***
 
 
Kafayı tıkabasa doldurmak hiçbir işe yaramaz’ der Nermi Uygur gençlerle tartıştığım bir denemesinde. Ve ezbercilerin kendilerine aktarılan ezberleri olduğu gibi bir sonraki kuşağa aktardığını, esasen bundan başka yapacak bir şeyleri olmadığını, bu çaresizliğin topluma nasıl sirayet ettiğini düşündürür bizlere.

Bunları yazarken bir teknik direktörün yeniden Galatasaray’a döndüğü müjdesinin ‘Baba’ filminin müziğiyle bizlerle buluşmasını elbette çok manidar bulurum. Haydi saklamayayım: Güleyim mi, ağlayayım mı şaşırırım. Bir teknik direktörü ‘Baba’ ruhuyla karşılayan bir ‘taraftar’, bir gazeteci ekibi, bir seyirci tufanı ‘ateşinin’ işi ciddiye alırsak nasıl bir anlamın kodlarında gezindiğini düşünürüm. Bir spor faaliyetinden yaşama taşanları (ezber ezber ezber ve bu ezbere sığınan yeni ezberler, bu ezberlerin gebe bırakılacağı tuhaf kahramanlık masalları, bu masalların Ferrarilerle taçlanan efsane sonuçları). İşte o zaman korkarım.

Ama korkunun ecele faydası olmadığını da bilirim, birçoğunuz gibi. Ezberlerin üzerine gidebilecek duygunun ‘Baba’ filminin o dehşetengiz güzelliğindeki ‘kurguda’ kalmasını sağlayabilecek yollar ararım. Kimse Al Pacino, Marlon Brando, Robert de Niro’nun kurgusal büyüsünü hayata böyle taşımasa iyi olur diye kuru bir Aralık rüzgarı geçer içimden. O aralıktan geçenleri bir teknik direktöre, bir yöneticiye, bir siyaset insanına yakıştıran zihniyetin hemen hepimize bir ezber takı taktığını düşündüğüm için olsa gerek tekrar Nermi Uygur’un sözlerine dönme ihtiyacı duyarım:

‘Ezbere sözlerin basmakalıp takırtısı arasında yitip gidiyor konunun candamarı. Ezber üzerine ezberlenmiş ezberler, asıl önemli olanı, insan için kuşkusuz en önemli şeyi örtüp gizliyor, yok ediyor neredeyse. Yaşamanın kendisi, tümüyle yaşama, her birimizin yaşaması unutulup gidiyor bu arada. Ezbere yaşamadan başka bir şey kalmıyor geride. KENDİ olamıyor çok kişi.’

Evet kendimiz olamıyoruz. Zihinlerimizi ezberlerle ören ‘baba’ ruhuyla maskelenip durmak daha mı kolay geliyor yoksa? Yaşananları görememek, ülkemizde yaşananları görmemek, içimizde yaşananları görememek bu kasırganın neresine düşüyor acaba? Baba filminin kurgusal büyüsündeki romantizmi, hayatımıza taşıyan bu ucuzluk da ne böyle? Bu savaş hali, bu medeni barbarlık, bu her şeye kadiriz halleri, bu top yuvarlaktır felsefesi ya da maç doksan dakikadır azizim lafının çok büyük ‘devrimlere’ sığıştırılma çabası? Devrimin ne olduğunu maç arasındaki bir seyirci ıslığıyla karıştıran insanlar topluluğunun ezber rövanşının ezber sonucunda karşımıza çıkan bu işte. Baba filminin müziği. Büyük büyük kocaman devasa sözler. Hepimiz nedeni bilmediğimiz bir savaşa, yok saymaya, günü kurtarmaya batmışız kimin umurunda! (kendimiz olamadığımız bu kışta savaşalım savaşalım savaşalımmmm, duy, duy bizi baba!)

Ama umutsuz final yok! En azından 2017 yazılarımın sonu böyle gelsin istemiyorum. O halde... Yazıma giriş yaptığım Şahika Yüksel’in sözleri ile bağlayayım bu finali:

‘Savaş, tecrit, işkence, sağlığı ve ruh sağlığını bozar, hastalıklara yol açar. En iyi panzehir barıştır. İnsanlar ve hayvanlar barış ortamında gelişir ve doğa barış durumunda tahrip edilmez.’