Gazetevatan.com » Yazarlar » Coğrafyalar

Coğrafyalar

20 Mart 2017 Pazartesi


‘Korkunun ve acının coğrafyasında doğdu. Korkunun ve direnişin coğrafyasında yaşadı. Korkunun ve yalnızlığın coğrafyasında öldü. Korku ve coğrafyalar yüzünden öldü.’

Emel Kayın, İyilik ve Kötülük için Mekânlar

***

Lion filmini izledim geçen gün. Dünyanın ‘doğusundaki’ ya da ötelenmiş tüm coğrafyalarındaki kayıp çocukların öyküsünün içinden geçerek anlatılan çok hüzünlü bir öykü. Öyküyü takip ederken, Hindistan özelinde dünyada ne kadar yalnız ve yitik çocuğun olduğunu bir kez daha hatırlıyorsunuz. Özellikle de küçük Saru’nun düştüğü yetimhanede, bir gece vakti, aralarından koparılan kız çocuklarının bir gecelik (ve birçok gecelik) kayboluşlarını izlerken, bir kez daha dünyadaki siyasetçilerin ne kadar boş, hatta bomboş işlerle uğraştıklarını (uğraşmak fiili burada doğru bir fiil mi emin değilim) düşünüyorsunuz.

Ve cennet

Cenneti, o ya da bu şekilde satın alabileceklerini, beyhude uğraşlarla garantileyeceklerini düşünen kimilerine ise, gerçek bir yaşam öyküsünden uyarlanan söz konusu filmdeki Avusturalyalı çifti örnek göstermek isterim. Saru’yu ve sonrasında Mentoş’u evlat edinerek bu çocuklara tek bir yaşam değil, yaşamlar sunan bu insanların varlığı bile insanı bambaşka noktalara savuruyor. Nicole Kidman’ın canlandırdığı annenin bu kayıp çocuklara sundukları düşünüldüğünde cennet kimin için ve nerededir sorusu bile saçma kalıyor.

Ancak şu da teslim edilmeli: Lion, gerçek bir yaşam öyküsü olsa bile nihayetinde bir kurgu. Buna rağmen şu soru göz ardı edilmemiş: Her şey bu çocukların evlat edinilmesiyle bitiyor mu? Cevapsa çok net: Hayır, bitmiyor.

Öykü bu noktada çok gerçekçi. Biliyoruz ki insan önüne dikilen her engelle ayrı ayrı boğuşmak durumunda. Çağımızın özü bu. Üstelik, bir engeli aştığınızda, yaşamın gidişatının iplerini tümden ele geçiremiyorsunuz. Bir virajı, hatta sert bir virajı dönmeyi başardığınızda, bir sonraki virajı aynı başarıyla alabileceğinizin hiçbir garantisi yok! Teknoloji insana müthiş bir destek sunuyor ama insanın 21. yüzyılın girdaplarında debelenmesine engel olamıyor.

Küçük Saru, Tazmanya’daki evinde, tam 25 yıl sonra Google Earth yardımıyla, insanın teknolojiyle kurduğu o muhteşem iletişim sayesinde Hindistan’daki evini buluyor ve öz annesine kavuşuyor. Hayatındaki en büyük kilit açılıyor. Ancak ya başka kilitler? Film elbette bunlardan bahsetmiyor. Dahası yılda 80 bin çocuğun kayıplara karıştığı Hindistan için iki çocuk nedir ki sorusu önemli bir gerçeğe parmak basmaya devam ediyor. Üstelik buradan yola çıkıp varılacak daha o kadar çok soru var ki.

Örneğin küçük bir parantez açarak Türkiye’ye geldiğimizde, Hollanda konusunda yaşanan diplomatik arbedeye siyasetçilerimizin gösterdiği derin hassasiyeti, ülkemizde tavan yapmış olan çocuk istismarları için neden (aynı tutku ve derinlikle) göstermediklerini merak ediyorsunuz. Ya da eğitim alanında çocukların ‘beyinlerinde’ pişirilen bozanın bozuk olduğunun adlı adıyla neden telaffuz edilmediğini; Güneydoğu’daki çocukların şimdi ne durumda olduklarını vs. vs. vs.